İncelemeler

Nefretle Alev Alev Yanıyor! – Haşhaş Savaşı İncelemesi

The Poppy War üçlemesinin ilk kitabı Haşhaş Savaşı, biraz Avatar: The Last Airbender, azıcık Shaman King, biraz da Harry Potter esintileri içeriyor. Sürükleyici hikayesiyle kendisini bir solukta okutuyor.

İthaki’nin bastığı ve incelemesini yayınladığımız bir diğer kitap olan On Bin Kapı da Haşhaş Savaşı gibi Nebula ve Locus Ödüllerine aday gösterilmişti. On Bin Kapı’nın bu adaylıkları nasıl aldığını anlamak zordu. Ancak R.F. Kuang‘ın Haşhaş Savaşı, en azından ilk cildinde, bu adaylıkları ile bizi şaşırtmadı. Hak edilmiş bir adaylık onunki.

On Bin Kapı ile Haşhaş Savaşı’nın iki benzerliği daha var. İkisi de yazarların ilk yayınladıkları roman. Ayrıca her ikisinin de ana karakteri yaşadığı bölgedeki insanlara göre daha koyu tenli. Kuang, ırkçılık temasını bence Harrow’dan daha gerçekçi işlemeyi de başarmış. Yani neredeyse her açıdan Kuang, Harrow’dan daha iyi bir iş çıkarmış diyebilirim.

Kitabın anlattığı olaylar İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Çin – Japon Savaşından hayli esinleniyor. Yazar savaşta gerçekten yaşadığımız vahşeti kitabına eklemek istiyor. Ancak romanın kalanında o denli ciddi sahneler ve karakterler kullanmıyor. Ciddiyetsiz, adeta karikatür gibi karakterler ve komik olayların arasına serpiştirilmiş vahşet sahneleri bazen uyumsuzluk yaratıyor.

Yani Avatar: The Last Airbender gibi hafif ve çizgi filmsi bir atmosferde ilerleyen hikayenin içinde bir anda bir tecavüz ve işkence sahnesi görebiliyoruz. Dolayısıyla, çoğu zaman vahşet betimlemelerinin olduğu sahneler romanın kalanıyla uyumsuz bir melez yaratıyor. Fakat bu sahnelerin sayısı az olduğu için bu uyumsuzluktan hissettiğimiz rahatsızlık tüm romana yayılmıyor.

Yine de roman, bu uyumsuz sahnelere ve ana karakterin bu vahşet sahnelerine gerçekçi tepkiler veremiyor olmasına rağmen, sürükleyici bir hikaye anlatmayı başarıyor.

Bu yazıda romanın incelemesini yapıyor olacağım. İnceleme yazısı yerine tanıtım yazısı okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz.

İnceleme içinde küçük bazı spoiler’lar olacak. Ancak hikayenin tadını kaçıracak bir spoiler vermeyeceğim.

Standart Bir Giriş

Ana karakterimiz Rin, İkinci Haşhaş Savaşı sırasında öksüz kalmış bir yetim. Haşhaş kaçakçılığı yapan, pek de sevgi dolu olmayan bir ailenin evlatlığı. Ancak yaşı gelip de ailesi onu yaşlı bir adamla evlendirmek istediğinde artık bu evde kalmak istemediğine karar veriyor. Evlenme fikrine duyduğu nefretle gece gündüz uyumadan ders çalışmaya başlıyor. Hatta uykuya dalacak gibi olursa kollarını yakarak uykusunu açıyor ve yine çalışıyor.

Ülkenin en iyi okuluna girmek istiyor. Zira geleceğini garanti altına alabileceği ve para ödemeden okuyabileceği tek okul o. Rin’in asıl amacı evlilikten kaçmak. Bu yüzden girdiği okulun aslen savaşlarda kullanılacak eğitimli, üst kalite asker yetiştirecek olmasını pek umursamıyor. Açıkçası evlilikten kaçabileceği sürece başka hiçbir şeyi umursamıyor. Çünkü bu konuya biraz daha kafa yormuş olsa, daha önce hiç savaş eğitimi almamış olmasının sıkıntı çıkarabileceğini daha önceden fark edebilirdi.

Gördüğünüz gibi hikaye son derece sıradan bir öksüz ana karakter, kötü üvey aile, yalnız geçen bir çocukluk, evden kaçış ve çaresizliğin yarattığı başarı hırsı hikayesi olarak başlıyor.

Avatar ile Benzerlik: Toprakların Tarihi

Kitabın başında hikayenin geçtiği bölgenin bir haritası var. Rin’in bir vatandaşı olduğu İmparatorluk, 12 Vilayet’ten oluşuyor. Bunlar Ejderha Vilayeti, At Vilayeti ve Öküz Vilayeti gibi adını ay takviminden alan isimlere sahipler. Haşhaş Savaşları sırasında doğudaki Mügen Federasyonu’nun saldırıları karşısında vilayetler bir araya geliyorlar. Ancak onun dışında birbirlerine karşı entrikalar kurmakla meşgul oluyorlar.

Avatar: The Last Airbender’ın ikonik açılışını bilirsiniz.

Geçmişte dört ulus barış ve uyum içinde yaşıyordu. Sonra Ateş Ulusu’nun saldırmasıyla her şey değişti. Yalnızca dört elementin ustası olan Avatar onları durdurabilirdi. Ama Dünya’nın ona en çok ihtiyaç duyduğu anda ortadan kayboldu. Aradan 100 yıl geçti…

Haşhaş Savaşının tarihini ise şöyle özetleyebilirim:

Geçmişte 12 Vilayet entrikalarla dolu olsa da uyum içinde yaşıyordu. Sonra Mügen’in, Speer adasında yaşayan Ateş Ulusu’na saldırmasıyla her şey değişti. Yalnızca ruhlar dünyasının en güçlü savaşçıları olan Üçlü onları durdurabilirdi. Ama halklarının onlara en çok ihtiyaç duyduğu anda içlerinden biri ortadan kayboldu. Aradan birkaç yıl geçti…

Merak etmeyin. Rin, Avatar çıkmıyor. En azından ilk kitapta.

Avatar ile Benzerlik: Karakterler

Haritanın sağ alt köşesinde görebileceğiniz ada Speer. Burada ateşin tanrısı Anka’yı çağırarak onun alevlerini kullanabilen bir halk yaşıyor. Bu halkın en öne çıkan özelliği de nefretleri. Aynı Zuko gibi, onlar da öfkelerinden ve nefretlerinden beslenen bir alev kullanıyorlar.

Zuko var, peki Iroh Amca var mı? Tam anlamıyla değil ama var diyebiliriz. Iroh amca ile Bumi’nin karşımı bir karakter var aslında. Çay yaprakları olmasa da haşhaş yaprakları ile içli dışlı olan, biraz çatlak ama çok güçlü bir öğretmen: Jiang. İrfan ustası.

Jiang, Avatar’daki iki karakteri (Iroh ve Bumi) temsil ediyor. Avatar’daki Zuko ise Haşhaş Savaşı’nda iki ayrı karaktere bölünüyor. İlki çok yakışıklı bir Speer’lı olan Altan. Öfkesi ve nefreti ile alev çıkarma gücü açısından Zuko’ya çekmiş. Diğeri ise Ejderha Vilayeti’nin prensi, kendini beğenmiş yakışıklı çocuk ve güçlü savaşçı Nezha.

Tabii yan karakterlerde de benzerlikler var ama bunu şimdilik tartışmayalım. Yalnızca yazarın Avatar’ı anımsatan birçok unsur kullanmış olduğunu söyleyip geçelim.

Shaman King ile Benzerlik: Hırslı Şamanlar

Aslında Haşhaş Savaşı’nın Shaman King ile benzerliği gerçekten çok az. Konusu şamanlarla ilgili diye akla Shaman King’i getiriyor. Ateş ruhunu çağırarak ateşi kullanabilme açısından da Hao Asakura’yı anımsatıyor diyebiliriz. Fakat asıl benzerlik iki küçük sahnede var.

İlki Rin’in gittiği okulda (Sinegard) öğrencilerin başarıya olan düşkünlükleri ve eğitimlerini bir turnuva gibi görmeleri. Hatırlarsanız Shaman King’in başlarında turnuvayı kazanmak, Tao Ren ve de Horohoro için bir ölüm kalım meselesiydi. Bu uğurda her şeyi feda etmeye hazırlardı. Rin’in okul sınavlarına hazırlanırkenki ruh hali ve okul içindeki çekişmeler de şaman turnuvasını o açıdan andırabiliyor.

Diğer benzerlik ise tabii ki şaman eğitimleri sırasında çıkıyor. Yoh’un büyük babası onu eğitirken saatlerce meditasyon yapmak, yaprakların ruhunu çağırmak ve kafanın içini boşaltmak gibi eğitimler vermişti Yoh’a. Burada şaman eğitimleri sırasında da o eğitimleri anımsatan sahne ve konuşmalar görüyoruz.

Kısaca siz de “Aaa şamanlarla ilgili mi? Shaman King!” diyerek benim gibi heyecanlanırsanız yanlış bir beklentiye kapılmış olursunuz.

Harry Potter ile Benzerlik: Mucize Ergen

Harry Potter ile benzerliği de Avatar gibi hikayenin daha geneline yayılmış durumda. Öncelikle okuldaki eğitimlerin ve öğretmenlerle olan ilişkilerin Harry Potter’ı anımsattığını söyleyebiliriz. Yani Sinegard ile Hogwarts çok uzaktan akraba gibiler. Hufflepuff gibi “takımlara” ayrılmak yerine burada öğrenciler çalıştıkları savaş sanatına göre takımlara ayrılıyorlar. İrfan ustaları, strateji ustaları ya da dövüş ustaları gibi.

Fakat asıl benzerlik ana karakterlerde. Rin de Harry gibi küçükken mucizevi bir şekilde ölümden kurtulmayı başarmış. Bunu başarmış olması da etrafındaki herkeste (aslında) bir hayranlık yaratıyor. İkisi de daha çocukken dahi kimsenin başaramayacağı bir şeyi başarmışlar.

Diğer bir benzerlik de ikisinin de çok öfkeli ergenler olması. Zümrüdüanka Yoldaşlığı‘nda Harry’nin ergen öfkeli tavırlarına ve yersiz çıkışlarına ne kadar sinir oluyorsak burada da Rin bizi çileden çıkarıyor. Bazen mantığını, içgüdülerini ya da vicdanını dinlemek yerine öfkelsini körükleyen asi biri olmayı tercih ediyor.

Hikaye ilerleyip kötülük baskın geldikçe ana karakterin etrafındaki kimseler onu bir tür kurtarıcı olarak görmeye başlıyorlar. Bu beklentileri de ana karakter üzerinde bir baskı yaratıyor. Haliyle bu baskı yüzünden yanlış kararlar alabiliyorlar.

Sirius’ın Harry’i korumaya çalışması ve Dumbledore’un ona sahip çıkması gibi Rin’in de korumaya çalışan bir ruh ve ona sahip çıkmaya çalışan bir öğretmeni var.

Zaten evlatlık ailelerinden sevgi görmeyen dışlanmış bir çocukluk geçirdiklerinden de bahsetmiştik.

İyi de Kitap Nasıl?

Kitap sürükleyici ve ilgi çekici olmuş. Başladıktan sonra nasıl bittiğini anlayamıyoruz.

Karakterler genel olarak eğlenceli. Fakat Rin’in kendisine yakın hissetmesi gereken, nihayet dost olarak göreceğini beklediğimiz grup o kadar ilgi çekici yazılmamış. Gizemliler, evet. Fakat ne Shaman King’deki Yoh’un arkadaş grubu, ne Harry Potter’ın arkadaşları, ne de Avatar’ın arkadaş grubu ile yarışamazlar. Onlara göre çok daha sönük kalıyorlar. Bu durum iki açıdan üzücü.

İlki, romanı kapatınca geriye özleyeceğimiz bir karakter kalmıyor.

İkincisi, beklentileri karşılamıyor. Hani şelalenin dibinde hazine bulamamak gibi bir his veriyor. Zira Rin, tam da arkadaş olacağı gariplikte ve ilginçlikte bir grup ile karşılaşıyor hikayede. Rin’in nihayet sıcak bir yuva bulmasını beklediğimiz yerde pek sevimli de olmayan, yakınlık kurulması zor askerler buluyoruz. Hani The Princess Bride filminde hikayeyi dinleyen çocuk karşı çıkıyor ya “Hayır öyle olmamalıydı. Evlenmemeliydi o adamla!” diye. İşte ben de kitabı okurken “Hayır öyle olmamalıydı. Çok yakın arkadaş olmalılardı o grupla!” diye itiraz ederken buldum kendimi.

Yine de tüm yazıda eleştirdiğim unsurların hiçbiri (uyumsuz vahşet sahneleri hariç) ağızda kötü bir tat bırakmıyor.

Uyumsuz İki Kalem

Vahşet sahneleri kötü değiller aslında. Ancak yazarın hikayeyi o sahnelerle evrimleştirmesi uygun olurdu. Yani kitabın başları çocuksu temada olsa yine, olayları Avatar çizimleriyle ve karakterleriyle hayal etsek… Ancak sonra korkunç olaylara tanık olsak ve artık tüm dünya karanlık bir yer haline gelse… İşte o zaman bu vahşet sahneleri rahatsız edici olmazdı. Zira ana karakter de okur gibi şoka uğramış ve olayla değişmiş olurdu. Fakat romanda ana karakter bu vahşete denk geldikten sonra canı çok sıkkın ve kızgın olmak dışında bir değişim geçirmiyor.

Sanki her gün kesilmiş göz kapakları görmeye alışkın biriymiş gibi ne bu sahneler kabuslarına giriyor, ne de onu derin bir depresyona sürüklüyor. Yanlış hatırlamıyorsam kusmuyor bile. Olayların devamında da geri dönüp bu sahnelere dair flashback’ler yaşamıyor. Kısacası bu vahşet okurda, karakterde yarattığından daha büyük bir travma yaratıyor.

Bu yüzden iddiam başka bir kalemin Kuang’ın hikayesindeki savaş sahnelerine vahşet dolu ve rahatsız edici detayları sonradan eklediği yönündedir. Zira Rin, bizim okuduğumuz detaylarla ve bazı sahnelerle karşılaşmamış gibi davranıyor takip eden sahnelerde.

Tamam da Kitap Nasıl?

Güzel.

Fakat ikinci roman da güzel olacak mı, bilemiyorum. Muhtemelen serinin devamındaki romanlar da Açlık Oyunları‘nın devam romanları gibi aşk meşk işlerine odaklanıp sevdiğimiz elementleri (arkadaşlık, şamanlık, gizemli tarih gibi) gölgede bırakacaktır.

Haşhaş Savaşı serisinin ikinci kitabı Mayıs’ta gelecek, göreceğiz.

İncelediğimiz Diğer Romanlarla Karşılaştıracak Olursam…

On Bin Kapı‘yı ve Harika Güzel Yarınlar‘ı kimseye önerememiştim. Zira benim için bunlar biraz zaman kaybı gibi olmuştu.

Hareketli Resimler, Gerçek, Mevki Uygarlığı ve Yer Açın! Yer Açın! romanlarını herkese gönül rahatlığıyla önerebilmiştim. Çünkü harikalardı. Muhteşemlerdi.

Alaycı Kuş, R.U.R., Uzak Yarın, Muhteşem Maurice, Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis, Yenilmez, Firefly ve Shaman King‘i konuyla ya da yazarla ilgilenen okurlara önermiştim.

Kurtuluş Projesi‘ni de beğenmiştim ama bilimkurgu romanı olmak için biraz basit bir hikaye işlediğini kabul etmiştim. Ayrıca bazı konuşmaların çok kötü yazıldığını da düşünmüştüm. Buna rağmen okurken çok zevk aldığım bir roman olmuştu.

Haşhaş Savaşı da benim için Kurtuluş Savaşı ile birlikte bu son kategoride yer alıyor. Her açıdan muhteşem olduğunu söyleyemem. Ancak muhteşem olmasına gerek de yoktu belki de. Zira ben okurken zevk aldım.

Dolayısıyla bence kesinlikle bir şans verin bu romana da.

Bu İçeriğe Oy Verin

İlginizi Çekebilir  Steam Next Fest Demo İncelemeleri - Ekim 2021

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.