Son Haberler
Anasayfa » Vampire » Vampire: New York by Night

Vampire: New York by Night

 

“Binbaşı, New York’un bazı bölgeleri vardır ki, işgal etmeye çalışmanızı önermem.”
-Rick Blaine, Casablanca

New York By Night: Kasım ayı ortasında piyasaya çıkan ve “By Night” serisinin sonuncusu olduğu düşünülen kitap. Yazarı ise White Wolf’un Vampire: the Masquerade oyun geliştiricisi ve Vampire serisi genel editörü Justin Achilli. Bir kaç senedir “Cairo By Night” ile beklenmekte olan bir kitap ve beklentileri onlarca defa aşabilen muhteşem bir şehir kaynağı.

Bu yazımda sizlere bir kitap yorumu yapmaya karar verdim ve hatta sonuna da benim Karanlıklar Dünyam’da olan New York şehri ile ilgili birkaç ayrıntı ekledim. Neden böyle bir ek yapmam gerektiğini yazının ilerleyen kısımlarında anlayacaksınız.

Önce kitaba şöyle bir bakalım:

Kapak tasarımı: Klasik White Wolf Vampire tekstürü üzerine neon ışığını andıran bir New York By Night logosu. Kapak illüstrasyonu Mike Danza’ya ait ve bence, karanlık metro tünelleri, Nosferatu’lar ve gazete okuyan çokta masum gözükmeyen bir kurbanı resmederek NY’ un ruhunu yansıtabilmiş.

Bu arada dikkatimizi çeken başka bir şey de kitabin kalınlığı: tam 132 sayfa. Sayfa sayısı Constantinople ve Montreal By Night’tan daha fazla ve içindeki materyel de bu iki kitapla eş değer güzellikte. Arka kapakta ise ilk olarak barkodun kenarına sıkışmış olan fiyata bakıyoruz: $17.95

Değer mi?

Göreceğiz.

Arka kapağın ortasında her zamanki gibi kitap ile ilgili yüzeysel bilgi var: “Sabbat Amerika doğu yakasındaki Camarilla karşıtı yok ediş kampanyası nedeni ile (Sabbat hemen hemen tüm doğu yakasının kontrolünü eline geçirmişti) güçlerini kontrolsüzce dağıttı ve akıllı Camarilla, Kara El’in organizasyon eksikliğinden yararlanarak New York’u tekrar ele geçirdi. Ama her yerde zaten kurulu düzene sahip olan Camarilla bu yeni ödülünü kime verecek?”

Arka kapakta dikkat çeken bir başka şey ise 13 esas klanın kurucularından birinin, yani bir Antediluvian’ın, New York’taki varlığı. Klan romanlarını okuyanlar kim olduğunu bileceklerdir ve ben yazının ilerleyen kısımlarında kim olduğunu söyleyeceğim zaten.

Başlangıç: Evet kitabi bir açalım şöyle. İkinci sayfa klasik WW ikinci sayfası: Kimler yazdı çizdi, kime teşekkür edildi…ama “thanks to” kısmının yerini 11 Eylül olayları ile ilgili Achilli’den bir yazı almış. 11 Eylül olaylarının ateşinin biraz dinmesinden sonra internetteki bir çok Vampire forumunda bu terörist saldırının nasıl Karanlıklar Dünyasına bağlanabileceği gibi saçma bir konu tartışılmıştı. “Sabbat Camarilla’ya saldırmak için yaptı, Setite’ler yaptı…” gibi deli saçması ve hassasiyetsizlik örnekleri sergilendi; çoğunlukla Amerikalıların kendileri tarafından. WW, ki zaten FRP gibi hassas bir konuda Vampirler ve daha birçok “potansiyel kötü” doğaüstü yaratıkları konu alan oyunlar yazan bir firma, tabii ki 11 Eylül’ü WoD’a uyarlamak gibi bir hataya düşmedi. “Games for mature minds,” yani “Olgun beyinler için oyunlar.” ilkesi kesinlikle unutulmaması gereken bir şey…

Dikkati çeken başka bir şey ise yine aynı yazıdaki bir beyan: Achilli, beklenildiği gibi New York’un bir “güç-oyuncusu” cenneti olmadığını itiraf ediyor. Gerçektende kitabın NPC bölümünde de bu dikkati çekiyor, New York’taki vampirlerin çoğu genç ve fazla güçlü değiller. Düşünüldüğü gibi Birleşmiş Milletlerde veya bu gibi organizasyonlarda ipleri çeken ölümsüz efendiler yok. Onun yerine yepyeni bir Camarilla şehrinde dizginleri elinde tutmaya çalışan umutsuz bir Prens, birçok ince kanlı ve avlanan Kabilit’lerin yanında vampirlerin gece dünyasında kendilerine isim yapmaya çalışan lanetliler var.

İçerik: Kitap 5 bölüm ve girişten oluşuyor: Girişte bu şehir kitabı nasıl kullanılır, hangi kitap, CD ve filmler kaynak olabilir ile genel New York ruhu anlatılıyor. Bu kaynaklardan dikkatimi çekenler, klüp atmosferini oyuna sokmak için muhteşem olan Global Underground serisi CDleri, Matrix ve The Crow (Karga) soundtrackleri. Filmlerden ise, Goodfellas (Sıkı Dostlar), Batman ve Batman Returns, Godfather ve Godfather II. Kitaplarınsa çoğu New York ansiklopedisi tarzında şeyler.

İlk bölüm, NY’un Kabilit tarihi: Hollanda sömürgesi New Amsterdam’dan, Sabbat’a ve Sabbat’in düşüşünden bugüne; 11 Eylül’ün olmadığı ve Gehenna’nın, yani Son Günlerin yaklaştığı bir bugüne.

İkinci bölüm ise, NY coğrafyası: NYC’nin 5 önemli bölgesi (Brooklyn, Manhattan, The Bronx, Queens ve Staten Island) bu bölümde büyük bir yer tutuyor fakat NY eyaletinin kalan diğer kısımları (Long Island ve Upstate New York) ST’nin hayalgucune bırakılmış.

Kabilit canavarlarımız, içindeki iblisi bastırmaya çalışan “insani” vampirlerimiz ve bir kaç sürpriz yaratık ise üçüncü bölümdeler. Gruplar ve grupsuzlar. Kaçanlar, kovalananlar ve içerideki en güzel gizemler bu bölümdeler bence.

Dördüncü bölüm, NY’ da oyun oynatmak isteyen ST’lerin başlangıç noktası. Değişik macera noktaları, fikirler, Kabilit’ler arasındaki ilişkiler…Prens, Prens olmak isteyenler, Prens’i yok etmek isteyenler, klanların birbirleri ile temasları, New York’un altında uyuyan veya uyumayan şey, asiler ve Sabbat…

ST’lerin bir sonraki durakları ise beşinci bölüm: NY’a özgü karakter yaratımı ve bazı beklenmedik karakterlerin yaptıkları istenmeyen sonuçların ST’nin düzeltebilmesi için gerekenler gibi biraz değişik konular üzerinde durulmuş bu bölümde. Kısacası oyun anlatma sanatı üzerine bir bölüm…

Bana sorarsanız dördüncü ve beşinci bölümlerin birleştirilmiş olması daha uygun olurdu. Bunun dışında kitapta göze çarpan genel bir eksiklik ise hazır bir maceranın olmaması. Bu, sayfa sayısını ve dolayısıyla da fiyatı dengede tutmak için yapılmış bir hareket. Her ne kadar macera fikirlerinin bol olduğu bir kitap olsa da anında kitabı açıp NY’ta bir oyun başlatmak pek mümkün değil çünkü “Open-ended” olarak adlandırılan, sadece şehri ve içinde olanları anlatan türden bir kitap bu. ST’nin NY oyunu başlatabilmesi için ‘biraz’ ön çalışma yapması gerekiyor. Bunların dışında, kitabın illüstrasyonları gerçekten çok güzel. WW’tan alıştığımız bir çok çizerin yer aldığı kitapların aksine bu kitapta sadece 3 çizere rastlıyoruz: Christopher Shy yine muhteşem portreler çizmiş. Zaten kapağı çizmiş olan Danza, her bölümün başına da birer tane şaheser yerleştirmiş. Micheal Gaydos ise kitaba serpiştirilmiş resimlerin sahibi ve onlarda bayağı iyiler.

Bölümler:

The City Never Sleeps

“Bu şehrin çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu, ve acı tadı bile onun için ölmeye değer.”

-Nine inch Nails, Burn

Yeni Dünyanın keşfinden 1600’lerin tüccarlarına, Sabbat’ın Hollandalı gemilerle gelişinden geleceğin basketine ve bugüne. Oldukça güzel düzenlenmiş ve gereksiz detay barındırmayan bir bölüm. Camarilla’nın Sabbat’a karşı olan manipülasyonları, politik hareketlerinin artışı ve, en sonunda, uzun süren 6 günde (sadecegece değil), Tanrının Dünyayı yarattığı kadar zamanda, Camarilla’nın Sabbat’a karşı silahlanmış bir şekilde çıkması. New York’un Geçici Prensi Calebros tarafından anlatılan bu kısımlar, Camarilla’nın birlik içinde hareket ettiği zaman nasıl bir süper güç olabileceğinin kanıdı olarak görülüyor. Silahlardan önce politik hamleler; Setitler’le Giovanni’lerin satın alınışı; Sabbat’ın en güçlü bireylerinin uşaklarının yok edilişi; ani bir saldırı ile Sabbat sürülerinin dağıtılması ve kanalizasyondaki şey. Bu bölümdeki önemli bir nokta Camarilla’nın Sabbat’ı şehirden sürdüğü (daha doğrusu sildiği) tarihin tam olarak verilmemiş olması. Bunun nedeni ise oyuncu grubunun bu savaşı oynamak istemesi takdirde ST’nin o günleri kendi hikayesine uydurabilmesi ve buda kitabin ST’yi ne kadar özgür bıraktığının bir kanıtıdır. Bölümün sonunda ise Calebros’un Camarilla’nın Altı Geleneği’ne ek olarak koyduğu geçici kurallar var.
Şehir, 99’un yaz aylarında gerçekleşen, devasa bir savaştan yeni çıktığı için bir çeşit “olağanüstü hal” durumunda. Bu “olağanüstü hal” ve bunun getirdiği bir çok politik manevra da kitabın macera bölümünün neredeyse hepsini kapsıyor. Ayrıca bütün bu kaos içinde Maskeli Balo’nun nasıl korunduğu da çok güzel anlatılmış.

The Face of the City

“Sen benim canavar olduğumu mu sanıyorsun? Etrafına bak ve ‘bu şehir beni ele geçiremedi.’ de bana!”

-Sven Hassel, Monte Cassino

Vampirler gibi sosyal olmak zorunda olan yaratıkların en çok sevdikleri terim: Metropolitan. Eğer ki kan ile besleniyorsanız, tabii ki etrafta çok fazla insanın yani avın bulunması gerekir. Ama New York City gibi büyük bir şehrin nüfusu kadar sürprizleri de boldur. Kitabın bu bölümünde şehrin Five Boroughs olarak adlandırılan önemli 5 “ilçesi” anlatılıyor: Manhattan, Brooklyn, Queens, The Bronx ve Staten Island.
Her ilçenin kendi içindeki önemli bölgeleri ile yerleri (mesela Metropolitan Museum, Wall Street ve Madison Square Garden gibi…) ve de Kabilit’ler için o bölgenin önemi anlatılıyor. Ayrıca şehirdeki beş Tremere Chantry’sinin dördü detaylı bir şekilde anlatılıyor. Beşinci Chantry ise yine ST’ye bırakılmış.
Ayrıca bu bölümde her ilçenin basit ama kullanışlı haritaları da var. (Benim özellikle hoşuma giden şey ise detaylı bir metro tünelleri haritasının oluşu çünkü Nosferatu’lar, saklanmaya ihtiyacı olan asiler ve Sabbat için birebir kullanışlı.)

Bence, bu bölümün kötü bir yanı Staten Island’in, unutulmuş ilçenin, gereğinden büyük bir yere sahip olmasıdır. Zaten en küçük olan bu bölgede Kabilit’leri ilgilendiren çokta bir şey yok. Onun yerine diğer bölgelere daha çok sayfa ayrılabilirdi. Ah, unutmadan Staten Island gibi yerlerde çok iyi anarşist mekanları ve sığınakları olur. Zaten kitaptaki ana görevi de bu.

All the Beautiful Monsters

“I can teach you wonders, if you give me your soul.”

-Moonspell, Mephisto

Yeni bir kitap alınca ikinci olarak baktığım yer: NPC’ler ve potansiyel PC’ler. Kitabın bu kısmındaki karakterler Camarilla, Sabbat, Bağımsızlar ve Diğerleri olarak dörde ayrılmış. Ayrıca şehrin rahatlıkla 200 vampiri barındırabilecek büyüklükte olduğundan bahsediliyor, ki bence bu rakam biraz abartılmış.

Yine ST’ye iş düşürmüşler: Beş Chantry’si olan Tremere sayıca bu bolümde çok azlar, ayrıca koskoca şehirde düzgün bir anarşist grubu da yok.

Karakterler:

Vampire The Masquerade: Redemption’ı oynayanların tanıyacağı Katherine Wiese (Ecaterina the Wise) ilk Camarilla karakteri. “Bir dakika…” diyor oyunu hatırlayanlar, “ama Ecaterina Sabbat değil miydi?” Öyleydi, veya belki de hiç değildi. Cevabı kitapta bekliyor.

Vampire’la az çok ilgilenmiş herkesin hemen tanıyacağı ünlüler ise: Theo Bell, Camarilla’nın en pis işlere yolladığı arkonu, Calebros, New York’un Nosferatu Pro Tempore Prens’i, Aisling Sturbridge, New York High Regent’i. Ayrıca bir adette Gargoyl var, ve yine tekrarlıyorum beş adet Chantry’si olan Tremere’ler sayıca çok azlar.

Sabbat’ta ise ilk karakter Camarilla işgalinden önce şehri yönetmekte olan Fransisco Domingo de Polonia. Dünyanın en büyük şehrinin Archbishop’ı yani Baş Piskoposu (Sabbat’ın dini terimlere olan özel ilgisi…) Domingo. Şehrini daha yeni kaybetti ve Sabbat şehrin hakkını hala onda tutuyor…Tabii ki geri alabilirse…

Polonia’yı iki tane de küçük Sabbat sürüsü izliyor. Maalesef ST birkaç tane daha sürü yaratmazsa şehirdeki Sabbat sayısı acınacak kadar az kalıyor. (Eğer ki ST ekstra Camarilla karakteri yaratmaya karar verirse.)

Bağımsızlarda ise, bir Setite, bir Assamite, iki tane Giovanni var ve maalesef hiç Ravnos yok (savaş olan yerde fazla bulunmazlar zaten). Kitabın en başında Giovanni ve Setite’lerın sayıca fazla olduğundan bahsedilmesinden dolayı biraz daha yaratmak gerekecek.

Diğerleri ise 3 adet ölümlü; İkisi potansiyel avcı, birisinin ise avcı olduğu ise karakter bilgilerinde belli edilmiş. Kesin konuşmak gerekirse, Bobby Pride adlı bir ölümlü willpower puanı harcayarak yakin dövüş silahını savaş esnasında tek tur için mistik bir enerji ile doldurup ağır hasar verebiliyor. Bu güç Hunter: the Reckoning adlı oyundaki Zeal adı altında yer alıyor.

Bence kitap, içerdiği toplam 41 karakterin iki katı kadar daha fazla karaktere sahip olabilirdi. Tabii ki New York rahatlıkla yüz kadar vampiri kaldırabilir ama şehrin Prens’i de nüfusun bu kadar devasa bir boyuta ulaşmasına izin vermemelidir. Kulların sayısı ne kadar artarsa sorunlar da o kadar büyür ve bu vampirlerin ezelden beridir uğraştığı bir problemdir.
Şehirde ayrıca bir eksiklik de kan çizgileri’nin eksikliği. Bir adet Gargoyl dışında hiçbir şey yok. Bence şehre rahatlıkla birer Samedi ve Daughter of Cacophony karakteri eklenebilirdi. Ama unutulmaması gereken bir şey var ki o da Camarilla’nın şehri yeni ele geçirmesinden dolayı henüz diğer Camarilla vampirlerinin burayı pek güvenli bulmayışı. Çünkü New York savaşında birçok Fildişi Kule vampiri Sabbat’ın dişlerine ve bazen de kendi dostlarının çıldırmış pençelerine kurban gitmişti. Lanetlilerin bu hareketi dikkatli olmak üzerindeki titizliklerinden ileri gelmektedir.

Ayrıca, karakterlerin çoğunun 13 ile 10uncu Kuşak arası, standart oyuncu karakterlerinden üstün vampirler olmalarına rağmen çoğu direk oyuncu karakteri olarak kullanılabilir durumda.

Conspiracies

“Binlerce düşmanın kılıcı,
Daha keskin değildir,
En iyi dostumun kaleminden.”

-Guy de Maupassant, Le frere

Bu bölümün nelerle ilgili olduğu zaten adından belli. Şehrin maceraları, şehirde kim kime takmış durumda, Yeni Prens kim olmalı ve kim olmak istiyor gibi şeylerin anlatıldığı bu bölümde önemli bir kaç kısım var.

Birincisi; şehirdeki vampirlerin, diğer büyük şehirlere (Londra, Viyana gibi) oranla genç olmalarından dolayı oyuncu karakterlerinin kendilerine bir isim yapma, hatta Camarilla’nın birçok makamından birine gelmeleri olasılığı. Bence kitabın bu kadar serbest ve açık uçlu olmasının en önemli nedeni de budur. Karakterlerin sahiplenebileceği ve kendi krallıklarını kurabilecekleri bir şehir. Zaten bu bölümün ilk yarısında da, her ne kadar biraz kısa olsa da, bu irdeleniyor.

İkincisi ise Şehrin Altındaki Şey. Birçoğunun Tzimisce Antediluvian’ı olduğunu düşündüğü şey.
Tabii ki alışılagelmiş “gizemci” White Wolf stilinden dolayı bu şeyin ne olduğu direk söylenmiyor ama daha önce de belirttiğim gibi Klan Romanlarını okumuş olanların da bildiği bu şey muhtemelen Tzimisce Antediluvian’ıdır. Pek tabii vücut gibi bir şeyden yoksun, hatta vücudundan arınmış, New York’un o ünlü kanalizasyonlarına yayılmış, ölü veya canlı olduğu bilinmeyen, insan üstü birleşik bir bilince sahip olan bir şey. Bunun ne olduğunu bilen yaratıklar muhtemelen bir veya iki tane çok eski ve haliyle güçlü vampir olabilir. Direk isimleri ve kişileri vermiyorum, kitabı alanlar okurken biraz heyecanlanmazsanız kendimi suçlu hissederim. Bu kısmın devamında bu şeyin ne olabileceği hakkında Tremere’lerin teorileri ve bir kaç tane yine bu vücutsuz oluşum ile ilgili macera fikri var.

Bunları bir kaç tane daha macera fikri izliyor. İlki, daha önce bahsettiğim ölümlüleri kapsıyor. Tabii ki de bildik “ölümlü avcı – ölümsüz av” hikayesi gibi görünüyor ama vampir oyuncular için bir kaç tane ahlaki karışıklığa neden olabilecek bir hikaye. [Sistematik konuşmak gerekirse, insanlık (humanity) puanı kaybı ve bunun gibi şeyler.]

Diğer maceralar ise sadece fikir olarak anlatılmış: Klasik Asiler Camarilla’ya karşı, Polonia ve Sabbat sürüleri ve bir kaç tane gotik romans fikri.

Bence özellikle Antediluvian hikayelerini seven birisi için Tzimisce’nin varlığı bile güzel bir unsur. Ayrıca ilk bölümdeki, karakterlerin kendilerine isim yapabilmesi olayı bence kitaba çok iyi oturmuş.

Telling the Tale

“Ve bu hikayenin başlangıcı olmadığı gibi sonu da olmayacaktır.”

-Clive Barker, Weaveworld

Burası dördüncü bölüm ile birleştirilmiş olması gereken bir bölüm. Bunu daha önce de belirtmiştim ve bu bölümün sadece altı sayfadan ibaret olması da bunun bir göstergesi. Güzel ve mantıklı bir altı sayfa ama yine de altı sayfa!

Bu bolum ST’lerin bir NY macerasını (özellikle uzun süren birini) nasıl düzenlemeleri gerektiği üzerinde duran bir bölüm. (Bir oyuncu grubu içindeki çekişmenin oyuna aktarılması, yeni karakter yaratımı gibi) Ama bölümün en çok üzerinde durduğu olay ise şu:

“Karakterler, karakter kağıdındaki noktalardan çok daha fazlalardır.”

Burada direk olarak rol yapmanın önemi üzerine basmış Achilli. Zaten Vampire: the Masquerade’in ana teması da “kişisel bir korku ve dehşet oyunudur” bildiğimiz gibi. Benim için buradaki en önemli laf “kişisel” lafıdır. “Dün gece yatağa insan olarak girmiştim, bu gece ise sokaklarda insan kani için avlanıyorum.” olayı, hiç bir kitabın açıklayamayacağı derecede üstün ve ahlaki açıdan delirtici bir durumdur.

Savaş anları tabii ki her oyun gibi V:tM’nin de büyük bir parçasıdır, çünkü vampirler çekişmelerle dolu bir dünyada yaşamaktadırlar. Ancak V:tM oyunun bence en zor sahneleri sosyal interaksiyonun had safhada olduğu anlardır. Herkes “ben Kuvvet’imi bir arttırıp, önümdekine dalıyorum” diyebilir ama cidden çok az oyuncu rol yapma oyunlarındaki şahsi ve çevre ile olan ahlaki çekişmelerinin farkındadır. Mesela sadece Yol bile her şeyi değiştirebilir. İnsanlık Yolunu almış bir karakter için birisini soğuk kanlılıkla öldürmek (hatta kazara ölümüne sebebiyet vermek) çok zor bir tecrübe olurken, diğer bazı Yollar, vampirlerin kendilerinden güçsüzleri öldürürken duygu hissetmelerini bile günah olarak gösterir.

Benim Karanlıklar Dünyam’daki New York

Christof:

V:tM Redemption oyununun esas karakteri Christof Romuald resmi olarak sadece bir WW Vampire kitabında yer alıyor, o da yine bir Justin Achilli kitabi olan Clanbook: Brujah Revised. Kitapta Christof’tan ölümsüz doğası ile iç hesaplaşmasını yapmış bir vampir olarak bahsediliyor. Tipik söylentisel WW tarzında, onun New York Prens’i veya Londra Baş Piskopos’u olduğu söyleniyor ama ikisi de mantıksız söylentiler. NY Prens’inin kim olduğu, en azından şu an için, biliyoruz ve Londra Prens’i ise Queen Anne. Oyunun üç adet sonu olduğu için (humanity skorunuza bağlı üç son) Christof’un ne olduğu tam olarak belli değil, ama benim New York’umda Christof ona en çok yakışacak yerde: Inconnu’ye üye olmuş bir Monitor. Vampirlerin iç savaşları Jyhad’ı arkasında bırakmış, sonsuz aşkı Anezka ile birleşmiş bir Brujah Monitor. Sabbat zamanında (benim WoD’umda 1996) New York’taki yaşlı bir Tzimisce’yi öldürüp Anezka’yı kurtardı ve aşkı Anezka ile halen New York’un kuzey bölgesi Upstate New York’ta saklanmaktalar. Daha sonra Inconnu onunla bağlantıya geçti ve Christof, onların düşünce şeklini beğendiği ve Cihad’da bir piyon olmamayı seçtiği için bu gizemli birliğe (eğer ki birbirinden bu kadar ayrı, çok güçlü ve eski olan bu yaratıklara bir birlik denebilirse) katıldı.

Sabbat:

En azından bir düzine Sabbat lazım bu koca şehre. Polonia çok iyi politik bir oyuncudur ve birkaç genç Camarilla vampirini Sabbat’a çevirmiş olma ihtimali yüksek. “Camarilla’nın sana vermeyi reddettiği şeyi sana burada verebilirim.” tipi bir söz, genç bir vampir için oldukça cezbedicidir.

Büyücüler:

Bu kadar devasa ve gelişmiş bir şehir bana sadece tek bir şeyi çağrıştırıyor: Teknokrasi. “Her şey düzenli, her şey kontrol altında.” Veya en azından onlar öyle sanıyorlar. Burunlarının ucundaki bir Vampir İç Savaşını göremediler ama biliyoruz ki Maskeli Balo çok iyi işleyen bir sistemdir (en azından kullanıldığı zamanlar). Sabbat zamanlarında bile Vampirler Maskeli Balo’nun Sabbat versiyonunu kullanarak, bu güçlü teknolojik büyücülerin gozlerinden uzakta kalmayı başarabildi. Sonuç olarak hiç bir vampir, güneş ışınlarını kullanabilen bir silahla karşılaşmak istemez.

Bunun dışında (ki bunların hepsi yakında bir Büyücü: Yükseliş yazısında kafanızda daha iyi şekillenecektir) New York gibi gotik alt kültürüne hala ev sahipliği yapan bir metropolde bir kaç tane Hollow One veya Orphan olma ihtimali yüksek. Ama Teknokrasi’nin her yeri gören gözlerinden uzak durmak için sadece müziklerini dinleyip, gotik klüplerinden fazla çıkmamaktadırlar. Onlar için de en iyisi bu, sonuç olarak kim bilebilir gecenin nasıl şeyler sakladığını?

Kurtadamlar:

Van Cortlandt Park (Kuzey Bronx), ünlü Central Park ve Staten Island.

Vampirler genelde buraları fazla ziyaret etmezler. Bazı şeyler vardır ki, kan emen, gözleri ile emredebilen ve bir şarjör Uzi kurşunu yiyip hala gülümseyebilen vampirler bile onlardan korkarlar.

Lupines. Kurtlar.

Zamanın başında beri vampirlerin baş düşmanları, ve binlerce yıl sonra hala aynı ilkel güdülerle onları avlamayı seven, üç metrelik savaş makineleri.

Bu bölgeler, benim NY’umda Kurtadam hükmü altında. Şehirdeki üstün kabile tabii ki Glass Walker’lar fakat büyük bir şehrin pisliği ve yitikliği içinde rahatlıkla barınabilen Bone Gnawers’da şehirde yok değiller. Ayrıca Staten Island’a da bir kaç tane daha kurt adam koyulabilir.

Yine de NY gibi devasa bir şehirde kurtadamların sayısının çok olması, hatta az olması bile beklenemez. Zaten o az olan kurtadamlar bile Vampirleri şehrin bazı yerlerinden uzakta tutmaya yetiyor, ama yinede böyle büyük bir şehir sadece çaresiz ve delirmiş kurtadamlara ev olabilir.

Avcılar:

Şu aralardaki şahsi favorim, Avcılar. Zavallı insancıklar bir anda etraftaki canavarları, kıl dolu devler olsun, yürüyen ve konuşabilen cesetler olsun, her türlü insanüstü, bu dünyada olmaması gereken yaratımları görebiliyorlar. Hunter: The Reckoning adlı oyunun kahramanları bu insanlar, bir amaç, bir intikam ve bazen de bir yardım içgüdüsü ile gecenin ve karanlığın canavarları ile yüzleşmeye kalkışıyorlar. Güçlerinin nereden geldiği bir sır ama kesin olan bir şey var onların kafasında: Bu yaratıklar ya yok edilmeli yada kurtarılmalılar.

New York, avcılar için cennet sayılmaz (nede olsa bir Camarilla şehri ve Maskeli Balo’nun borusu ötüyor) ama yinede böyle büyük bir şehirde bence en azından yarım düzine avcı olabilir. Kitapta zaten bir kesin, iki tanede potansiyel avcıya yer verilmiş (her ne kadar birisi tekerlekli sandalyeye mahkum bir felçli olsa bile. Avlanmak demek sadece pompalı tüfeği alıp bir vampirin ağzına tıkmak değildir pek tabii ki). Özellikle intikam duygusu ile hareket eden avcıların çoğunlukta olması daha muhtemel gibi. Nede olsa vampirlerin kurbanları arkalarında ağlayan sevgililer ve oğullar bırakıyorlar…

Diğerleri:

Hayaletler, Değişkenler, hatta Mumyalar ve daha bile özel, daha gizemli yaratıklara ev sahipliği yapabilir NY. Sonuç olarak bu şehirde rahatlıkla okültle kafayı bozmuş hatta ve hatta alt boyutlardan bir şeyler çağırabilmiş deli birisi bile olabilir.

Veya her zamanki favorim: İnsanlar.

Her türlü kötülüğün kaynağı insanlardır. Tecavüzcüler, gaspçılar ve katiller…Her şeyin her türlüsü insanlar arasında bulunabilir. Bazen, insanlar o derece bozulmuş ve basitçe kötü olabilirler ki bir vampir bile onları anlamakta zorluk çekebilir. “Ama kim takar onları anlamayı, onlar sadece av.” mantığı da vampirler arasından özellikle Sabbat’ta yaygın bir mantıktır. Yine de bir insanin yapabilecekleri en yaşlı vampiri bile şaşırtabilir.

Son Söz:

-Almaya değer bir kitap. 18$ olmasından dolayı ve Türkiye’de bulma ihtimaliniz sıfıra yakın olduğu için, netten hatta amazon.com’dan bulmanızı öneririm. Bayram harçlığı, doğum günü parası veya bir şekilde edinilmiş biraz para ile bir Vampire kitabi almak istiyorsanız, ve de bir şehir kitabı almak ilginizi çekerse, öneririm.

-Justin Achilli, daha önce Brujah Klan kitabında da yaptığı gibi, hem iyi bir is çıkardı hem de birçok tartışmalara neden olan bir iş çıkardı. Daha önce Brujah klan kitabi için “Muhteşem, Brujah’ı basit deri ceketli punk olmaktan çıkardı” yorumları ile “Yine hala ayni, basit, tek yönlü, stereotipik Brujah bunlar.” yorumları eşit sayıda idi. Ve ben de ikinci yorumu yapan tarafta idim, ta ki bu kitabi yazan insani roleplay yaparken görene kadar. O zaman anlamıştım Brujah’nın ne olduğunu ve nasıl bir şekilde düşündüklerini. Fakat New York By Night hiç bir tartışmaya yer vermeyecek kadar iyi bir kitap.

-Kitap direk oyuna hazır değil. Daha çok, şehrin iskeletini anlatan bir kitap ve oyuna hazır olması için ST’nin biraz çalışması gerekiyor. Az sayıda NPC var ve bence biraz daha detaylı bir kitap olabilirdi. Ama yinede çok sağlam bir kitap. Hem içerik hem de görsel açıdan diğer kitapların üstünde.

-Bu kadar met ediyorum ama alacağınız şey bir şaheser de değil. Aman bir Veil of Night beklemeyin.

-Aklıma gelmişken biraz kitap tavsiye edeyim: Clanbooklardan Malkavian, Assamite (kesinlikle!) Salubri (Dark Ages) ve Tremere şahsi favorilerim. Constantinople (Dark Ages), Montreal, Chicago, Jerusalem (Dark Ages) ise By Night serisi favorilerim. Onun dışında Guide to Camarilla ve Sabbat’ta onlara verilen paraya değerler. Dark Ages antolojisi Dark Tyrants, Hunter antolojisi Inherit the Earth ise tavsiye edilesi kısa hikaye romanları.

-Biliyorum yazı biraz fazla uzadı, ama basit bir kitap yorumu yapmaktan öteye gitmek istemiştim, ama illaki de bir not istiyorsanız, 10 üzerinden 8.75 veriyorum diyebilirim. Neden böyle bir not verdiğimi sormayın işte, 5 senedir durmadan DM olunca böyle garip oluyor insan.

-Bir dahaki sefere kadar, hoşçakalın ve bağnazlara kulak asmayın. Bırakın köpekler havlasın, biz kurtlar çıkalım uluyalım asaletimizi aya karşı.

Teknokrasi: (Technocracy) Teknolojiyi büyü ile birleştirebilmiş Büyücü grubu. Amaçları, klasik Büyücüleri ve doğaüstü ve doğadışı olan yaratıkları yoketmek olarak kısa ve basitçe özetlenebilir.
Kara El: (Black Hand) Sabbat’ın kendine yakıştırdığı isim.
Cihad: (Jyhad) Vampirler arasında yaratımdan beri perdeler arkasinda olan çekişmenin ve sürtüşmenin bir diğer adı.
Ağır hasar: (Aggravated [aggro] damage) Sistematik olarak konuşmak gerekirse en bela zarar çeşidi. Acıtır ve kurtulması zordur. Mesela güneş ışığı ve ateş…
Gözlemci: (Monitor) Inconnu vampirlerinden, bir şehri gözlemleyen ve kendini ile Inconnu’yu gizli tutan, şehrin vampirlerinin işine karışmayan, genelde çok güçlü ve eski vampire verilen ad.
Güç oyuncusu: (Power Player) Sistematik olarak: Stat’ları çok yüksek olan, yaşça ve güçce önemli karakter. Rol olarak: Bir şehir/bölge veya Dünya’yı etkileyebilecek güce sahip vampir.
İnsanlık yolu: (Path of Humanity) Standart V:tM Camarilla ve/veya yeni oyuncu yolu.
Kan çizgisi: (Bloodline) Antediluvian’ı olmayan, tarihte bir şekilde kendi disiplin ve zayıflığını belirlemiş olan vampir “ailesi.” Samedi, Daughters of Cacophony, Serpents of Light vs vs vs. Bir çeşit küçük Klan denilebilir. Bir sonraki yazıda detayları ile inceleyecegiz.
Yol: Vampire oyunlarında, karakterin izlediği ahlak ve mantık seçimi/yolu. Path of Paradox, Path of Humanity, Path of Power and Inner Voice…
Fildişi Kule: (Ivory Tower) Camarilla’nın kendine yakıştırdığı isim.
Antediluvian: Caine’in torunları, Klan yaratıcıları. 3. Kuşak Vampirler.

 
Yazan: Onur “Scorpion Shard” Karaağaçlı
Orta Dünya Tarihi
Vampire: İzmir by Night (Bölüm 4)