Anasayfa » İncelemeler » Manifest Destiny: Amerika’yı Yeniden Keşfediyoruz

Manifest Destiny: Amerika’yı Yeniden Keşfediyoruz

Bir süredir Image Comics‘in çizgi romanlarına kafayı takmış durumdayım. Bulduğum her fırsatta bir kaç bölüm okumaya çalışıyorum mutlaka. Yayınladıkları çizgi romanlar DC ve Marvel‘a kıyasla çok daha yaratıcı geliyor bana. Son zamanlarda okuduğum en çok hoşuma giden eserleri ise Manifest Destiny.

Manifest Destiny, Chris Dingess tarafından yazılan ve Matthew Roberts tarafından çizilen aylık bir çizgi roman. 2013 yılında yayınlanmaya başlayan ve günümüzde de devam etmekte olan serinin en son 41. bölümü yayınlanmış durumda.

Konusu

1804 yılında ABD’li bir grup asker ve hükümlüden oluşan bir ekip, Amerika kıtasının keşfedilmemiş topraklarına bir yolculuğa çıkarlar. Amaçları ise bölgenin keşfi ve olası tehlikelerinden kurtulmaktır. Ancak kısa zamanda ortaya çıkacaktır ki aslında kaptanlarının bizzat ABD başkanı Thomas Jefferson’dan aldığı gizli emirler bulunmaktadır: Kendilerinden önceki keşif ekibinin denk geldiği ve sadece 1 kişinin delirmiş olarak kurtulduğu canavarları araştırmak.

Ekibimiz karaya ilk ayak bastığı andan itibaren çeşitli yaratıklarla mücadele etmek zorunda da kalır. Bu yaratıklar kimi zaman efsanelerden fırlamış gibiyken kimi zaman da hayal bile edemeyecekleri garipliktedirler. Ama ne olursa olsun, hepsi son derece tehlikelidir.

İlginizi Çekebilir  Fallout Pip-Boy Edition'a Yakından Bakış

Neden Okunmalı?

Her şeyden önce serideki karakterler, ortam ve şartlar oldukça gerçekçi. Karakterler tek yanlı olarak yaratılmamış. Herkesin iyi ve kötü olduğu yanları bulunuyor. Karakterler de çoğu zaman kendi çıkarları için hareket ediyorlar. İsyan, firar, cinayet, tecavüz ve hırsızlık her an yaşanabiliyor bu seride.

Ayrıca serinin yaratıcıları karakterlerine de pek acımıyorlar. Yaratıklarla mücadele ederken insanın sahip olduğu tek avantajının zekası ve onunla geliştirdikleri olduğunu çok rahat hissedebiliyorsunuz. Böylesine bir atmosferde ve 1800’lerin teknolojisiyle bu tarz doğaüstü yaratıklarla mücadele eden bir ekibin maceralarını okumak son derece keyifli oluyor.

Serinin çizeri Matthew Roberts‘a da ayrı bir parantez açmak lazım. Harika bir tekniği var ve hikayenin içeriği ve tarzı ile mükemmel uyuşuyor. Karakter ve yaratık çizimlerini olabildiğince basit ve gerçekçi tutmuş. Yani karşılaşılan bir yaratığın gerçekten de var olabileceğini hissediyorsunuz okurken.

Serinin bir diğer pozitif yanı ise, çok rahat ABD propagandası yapabilecekken olduğunca gerçekçi ve dürüst davranmış olması. Manifest Destiny, kavram olarak ABD’de 18. ve 19. yüzyıldaki sürekli batıya doğru genişleme fikrini ifade eder.

İlginizi Çekebilir  Guardians of the Galaxy Vol.2 Gümbür Gümbür Geliyor!

Batı, cesur ve yetenekli olanlar için dalından koparılmayı bekleyen bir meyve gibidir. Onu elde etmek için de her türlü yol mübahtır. Manifest Destiny, zamanla Kızılderililerin yok olmasına ve vahşi batı kavramının da ortaya çıkmasına neden olur. Bu açıdan keşif ekibimiz de kendi çıkarları için hiçbir şeyden çekinmiyor ve yeri geldiğinde mücadele ettikleri yaratıklardan bile daha vahşi olabiliyorlar.

Eğer güzel çizilmiş farklı bir konu arıyorsanız, Manifest Destiny tam aradığınız eser. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Dilerseniz çizgi romanın ilk cildine buradan ulaşabilirsiniz.