Avatar: The Last Airbender Dizisi İncelemesi
Aradan bir hafta geçmesine rağmen hala Netflix’in yayınladığı Avatar: The Last Airbender (Avatar: Son Hava Bükücü) live-action dizisini izlemediysen veya hala izlemek konusunda kararsızsanız size çok içten bir inceleme ile geldim.
Yazıya başlamadan önce belirtmeliyim ki, Avatar’ın orijinal çizgi film serisini çocukluğumdan bu yana her yıl baştan sonra bir ritüel olarak izlerim. Kendisi en sevdiğim çizgi film serisi olmakla beraber konu Avatar olunca oldukça savunmacı bir nerd’üm diyebilirim. Dolayısıyla Netflix, live-action ve Avatar sözcükleri yan yana geldiğinde, ilk haberleri okuyup heyecanlanmaktansa yoğun bir endişe hissetmeye başladım. Varlığını her ne kadar kabul etmesem de 2010 yılında vizyona giren ilk live-action filmi hakkındaki hayal kırıklığımın hâlâ zihnimde taze olması, beklentilerimi oldukça düşük tutmama sebep oldu. Ancak bu live-action adaptasyonu, olumsuz beklentilerime rağmen beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. İnternette her ne kadar yeni live-action’ı taşlayan ve nefret kusan insanlar olsa da size iyisiyle kötüsüyle bir de kendi bakış açımı anlatmak istiyorum. Yazı boyunca spoiler vermemeye özen göstersem de, kaçınılmaz bazı detaylar mevcut; ancak ağır spoiler içeren kısımları özellikle belirttim, o kısımları güvenle atlayabilirsiniz.

Dizinin Atmosferi
Öncelikle şunu kabul ederek başlayalım; Avatar: Son Hava Bükücü çocuklar için yapılmış bir çizgi filmdi. Artık o çocuklar büyüdü, birer yetişkin oldular. Dizi de bu yetişkenleri hedef alarak çekilmiş. Dolayısıyla Avatar’da alışık olduğumuz o eğlenceli hava yerini daha karanlık bir atmosfere bırakmış. Avatar çizgi filmini en çok sevme nedenim, gerçek dünyadaki gerçek problemleri göze batırmadan çocuklara çok güzel anlatması olmuştur. Savaşı, politikayı, köleliği, kaybı ve daha çok fazlasını çocukları travmatize etmeden komik bir şekilde anlatıyor çizgi film. Fakat dizide savaşı ve bunun beraberinde getirdiği acıyı en karanlık taraflarıyla görüyoruz. Aang’in üzerinde olan “bu dünyayı kurtarmalıyım” baskısının yanına sürekli olarak vurgulanan “bu dünyanın geldiği hal senin suçun” baskısı eklenmiş. Birçok yan karakterle olan diyalogda bu temayı sıklıkla görüyoruz. Sokka yine klasik Sokka, Momo yine klasik Momo ve kendi şapşallıklarıyla seyirciyi güldürebiliyor. Ama ekibin sürekli depresif bir atmosferde olduğunu görüyoruz.
Karakter Gelişimleri ve Değişiklikler
Karakterler açısından bakıldığında, pek çok değişiklik göze çarpıyor ve bunlardan bazıları hayal kırıklığı yaratıyor. Zaten dizi yayınlanmadan hemen önce aldığımız “Sokka cinsiyetçi espriler yapmayacak.” haberi bizi buna önceden hazırlamıştı. En gözüme çarpan değişiklik Iroh, Mai ve Ty Lee karakterleri oldu benim için. Iroh her ne kadar sakin, bilge, şakacı ve destekleyici bir karakter yapısında olsa da bana dizide daha acımasız ve sığ geldi. İçerisinde bulunduğu birçok aksiyonu Iroh karakterinin özüne yakışır bulmadım.
Mai ve Ty Lee karakterlerinin tasviri ise tam bir rezalet! İlk sezon boyunca yalnızca kısa süreler gözükseler de, Amerikan gençlik dizilerindeki popüler ve zorba kız gruplarını anımsatan bir izlenim bırakıyorlar. Karakterler asla kendi ruhunu yansıtmıyor ve aşırı pasif rolde duruyorlar. Henüz bu karakterlerle ilgili bir şey söylemek için erken olsa da, kamera önünde durdukları birkaç dakika bile karakterlerin şimdiden çok kötü yazıldığını gösteriyor.
Ozai karakterinde yapılan değişiklik ise oldukça büyük. Dizinin başlarında karakterin erken tanıtılması, onun üzerindeki gizemi bir nebze olsun azaltıyor. Ancak bu, hayran kitlesinin ilgisini çekmeyi başarmış, sosyal medyada kendinden sıkça bahsettirdi Ozai karakteri. Yine de karakterin bu kadar erken ortaya çıkarılması üstündeki korkunç gizemi bozuyor.
Dizideki oyuncu seçimlerini ben başarılı buldum. Tabii ki karakterlerin etnik yapıları dolayı görüntülerinde farklılıklar var, sonuçta üç boyutlu canlılarız. Bir iki karakter dışında, oyuncular çizgi filmdeki karakterleri fazlasıyla yansıtıyor. Birçok yeni yüz kendini gösterirken, aslında farklı yapımlardan aşina olduğumuz bolca tanıdık oyuncu da var. Iroh ve Yumi gibi karakterler için yapılan makyaj eleştirilere konu olsa da, bence olumsuz yorumlar biraz abartılı.

Senaryo
Senaryo çizgi film serisinden oldukça farklı ilerliyor. Temel konular aynı kalsa da, birçok olay örgüsü birleştirilmiş ve sıkıştırılmış. 20 bölümlük animasyonu 8 bölümlük diziye çevirmek için verilmesi gereken zorlu bir karar olmuş. Genellikle Avatar takımının çıktığı maceraların örgüsü değiştirilerek diziye yan hikayeler olarak yerleştirilmiş. *Bu kısım ufak spoilerlar içerir.* Omashu’ya gidiş, Sozin’in kuyruklu yıldızından erken bahsedilmesi, yolculuk sırasında Aang’in su bükücülük öğrenmeye başlamaması gibi çok büyük değişiklikler söz konusu. Bununla beraber orijinal seride yer almayan sahnelerin hikayeye eklenmesi, yeni izleyicilere hikayeyi daha hızlı kavratma konusunda olumlu bir adım olmuş.
Bu paragrafın devamında dizinin içeriğine dair konuşuyor olacağım. Eğer spoiler almak istemiyorsanız bu paragrafı geçmenizi öneririm.
**Spoiler başlangıcı**
Yeni eklenen sahnelere örnek olarak, ilk bölümde Güney Hava Tapınağı’nda yaşanan soykırımı görüyoruz. Aang’in tapınaktan kaçmasının ardından, Sozin’in kuyruklu yıldızından güç alan ateş bükücü ordusunun hava tapınağındaki katliamı işlenmiş. Bu yeni sahne, yapımı ilk defa izleyecek insanların yaşananları daha hızlı anlaması açısından isabetli bir karar olmuş.
Dizideki her macera ana senaryoya katkı sağladığı için birçoğunu çıkarmamalarına rağmen farklı şekillerde işlemişler. Örneğin Omashu’da yaşanan her şey aslında birkaç bölümün toplamı. Omashu’ya gelmelerinden, yaşadıkları her şeye kadar olaylar tekrar yazılmış. Normalde Kuzey Hava Tapınağı’nda tanıştıkları Teo ve babası, burada kral için proje çıkaran bir ekip. Kuzey Hava Tapınağı’na olan yolculuk kaldırıldığı için, orada yaşanan birçok olay ruhunu kaybetmiş. Aynı durum Aang’in ruhlar dünyasına geçip Hei Bai ile anlaşma yaptığı kısımda da söz konusu. Hatta hikaye o kadar çok değiştirilmiş ki yeni karakterler ve olay örgüleri eklenmiş. Yine de, bu değişikliklerin bütçe kısıtlamaları ve anlatım zorlukları göz önünde bulundurulduğunda yapılmak zorunda olması anlaşılabilir. Tüm hikayeyi göz önüne alındığında, karakterlerin yaşadığı ufak olaylar ileride birleşip etkileyici gelişimlere yol açıyor. Bu “ufak olayların” kaldırılması veya değiştirilmesi, ileriki sezonlarda karakter gelişimleri işlenirken büyük boşluklar yaratacaktır. Nasıl kurtaracaklarını şimdiden merak ediyorum.

Diziyi izlerken defalarca “Evet bir Netflix yapımı izliyorum.” hissiyatını damarlarıma kadar hissettim. Gereksiz romantizm sahneleri için olayların ilerlemesinde değişiklikler yapılmış. Sokka her ne kadar çapkın bir karakter olsa da sanki karşılaştığı her dişiyi kovalıyor gibi bir izlenim yaratılmış. Cinsiyetçilik yapmayacağım derken Kyoshi Adası’nda gerçekleşen önemli sahneler, romantizm ile yer değiştirince çok sığ kalmış. Bunun gibi birçok sahne fazla zorlama hissettiriyor. Özellikle son bölümde Komutan Zhao’nun kutsal havuzda ay ruhunu öldürdüğü yer, tamamen hint dizisi kıvamında. Konuşmalar o kadar anlamsız bir şekilde ilerliyor ki, Zhao en az 10 defa durdurulabilecekken abartılı aksiyonlar ve gereksiz diyaloglarla uzatıldıkça uzatılmış. Sanırım en kötü işlenen kısım da bu sahnenin olduğu sezon finaliydi. Çizgi filme sadık kalabilmek için eklenen sahnelerin zorla eklendiği o kadar belli ki, kesip atsalar yine bir şey fark etmezmiş. Eğer aynı senaryo tekrardan bir çizgi film için adapte edilmiş olsaydı, kesinlikle nefret ederdim.
**Spoiler bitişi**
Bir de parmakla gösteremediğim, ne olduğunu adlandıramadığım ama beni çok rahatsız eden bir durum var. Diziyi izlerken bir tiyatro sahnesi izliyor hissiyatına kapıldım zaman zaman. Diyaloglar arasındaki boşluklar yüzünden çok fazla sahne, akıcılığını kaybetmiş. Sanki her harekette, her cümlede, oyuncular bir diğerinin bitirmesini bekliyor ve ona göre devam ediyor gibi. “E olması gereken zaten öyle değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Demeye çalıştığım şey bir oyuncu diğer oyuncunun lafını kesmesi gerekmesine rağmen, repliğin gelmesi gereken yeri bekliyor ve öyle konuşuyor. Ya da bir bükücü diğeriyle savaşırken sanki “Dur tam hareketini bitirsin de ben öyle saldırayım.” der gibi hareket ediyor. Oyuncuların duyguları yansıtmasını başarılı bulsam da, bahsettiğim bu durum akıcılığı öldürmüş ve yaşanılanların gerçeklik hissiyatını ortadan tamamen kaldırmış. Dediğim gibi, parmakla gösteremediğim bir problem bu, eminim konun hakimleri bunu anlatmanın daha iyi yolunu biliyorlar, hatta belki şu an terimin adını söylüyorlar ama üzgünüm, ben sadece bir izleyici olarak bana yaşattığı duyguları anlatabiliyorum.

Görsel Efektler
Görsel açıdan, dizi beklentilerimin çok üzerinde bir performans sergiliyor. Ateş bükücülerin hareketlerinin çizgi filme kıyasla daha dramatize edilmiş olması göze batsa da element bükme sahneleri etkileyiciydi. Mekan tasarımları ve kostümler, birkaç istisna dışında, başarılı ve dikkat çekici. Su bükücülerin efektleri diğerlerine kıyasla biraz daha ham kalmış, yine de genel olarak serinin görsel kalitesi tatmin edici. Aksiyon ve savaş koreografileri, izleyiciyi ekrana heyecanla bağlayabiliyor.
Müzik konusunda ise, orijinal serinin müziklerine aşina biri olarak, yeni bestelerin başarısını takdir etmem gerek. Zaman zaman duyulan o notalar, tanıdık melodileri çağrıştırarak duygusal bir bağ kurmayı başarıyor. Eğer diziyi izlediyseniz, özellikle hangi sahneden bahsettiğimi biliyorsunuz.
Sonuç olarak, Avatar: Son Hava Bükücü
Sonuç olarak, Avatar: Son Hava Bükücü live-action adaptasyonu, çeşitli eksikliklerine rağmen, orijinal serinin ruhuna sadık kalmaya “çalışan” ve hedef kitlesinin beklentilerini anlamaya yönelik “çabaları” açıkça görülen bir yapım. Son bölümü beklentimi karşılayamamasına rağmen diziyi izlerken yine de eğlendim. Her bölüm sonu diğer sezonlarda ne yapacaklarını merak ederek ilerledim. Her zaman olduğu gibi, konu live-action bir dizi olunca beklentimi yükseltmiyorum yeni sezonlar için. Ama bu sezon, beklentilerimin üstündeydi.
Eğer siz de Avatar dünyasına daha ciddi, daha karamsar ve daha farklı bir pencereden bakmak isterseniz Avatar: Son Hava Bükücü dizisi, sizi izlediğinize pişman etmeyecektir. Şimdiden uyarayım, listenize 10 puanla giriş yapmayacak. Orijinal çizgi serisini severek izlediyseniz, diziyi ruhsuz ve aceleci bulacaksınız. Fakat ilk defa izleyecek biri için seriyi tanıması açısından iyi bir başlangıç olacak. Avatar severler için de özlediğiniz bir dünyaya tekrar adım atmak için iyi bir bahaneniz olacak. İzlemek isterseniz, Netflix’te sezonun tüm 8 bölümüne hemen ulaşabilirsiniz.
İzlemeye başlamadan maksimum on üzerinden dört puanlık bir dizi beklerken, benim için 6.5’tan 7 puanlık bir yapım oldu. Özellikle sosyal medyada çok acımasız eleştirilere maruz kalan dizi, senaryo ve diyaloglar açısından zaman zaman çok boş hissettirse de Avatar dünyasının farklı taraflarını görmek için bir fırsat sağlıyor. Yeni sezonlarda, hikayenin daha derinlemesine işlenmesini ve karakterlerin daha ayrıntılı şekilde ele alınmasını umuyor ve yeni animasyon filmini beklemeye koyuluyorum.






Vasat bir inceleme, olumsuz kısımlara aldanmayın, gayet güzel bir dizi, izleyin beğeneceksiniz.