Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Ne Umduğumuz Kadar İyi Ne de Dedikleri Kadar Kötü – Suicide Squad İncelemesi

Ne Umduğumuz Kadar İyi Ne de Dedikleri Kadar Kötü – Suicide Squad İncelemesi

suicide-squad-banner

Bir çizgi roman filmini iyi yapan faktörler nelerdir? Bu sorunun altına birçok madde sıralanabilir fakat benim listemin başında gelecek maddelerden biri kaliteli bir kötüdür. Örneğin, bugüne kadar çekilmiş en iyi çizgi roman uyarlaması olarak kabul edilen Kara Şövalye‘nin (The Dark Knight) bu unvanı kazanmasında Heath Ledger‘ın muazzam Joker performansının oynadığı rol yadsınamaz. Bununla beraber, hiçbir çizgi roman kahramanı da sütten çıkmış ak kaşık değildir.

Hepsinin omuzlarında taşıdığı ağır yükler vardır. Ama günün sonunda her şeye rağmen dünyayı, insanlığı kurtarmayı başarırlar. Çünkü taşıdıkları tüm yüklere rağmen içlerindeki iyi olma isteğini asla kaybetmezler. [DİKKAT! YAZININ BUNDAN SONRAKİ KISMI SPOILER İÇEREBİLİR!]

Kötülere Güvenmemiz Gerekirse Ne Olacak?

Peki alışkın olduğumuz süper kahramanlarımızı bir kenara bırakırsak ve dünyamızı kurtarmaları için kötülere güvenirsek ne olur? DC evreninin karanlık köşelerinden çıkıp gelen, evrenin en kötü, en deli ve bir yandan da en eğlenceli kahramanlarının bir araya geldiği bir filmden çoğunluğun beklentisi oldukça netti: Şamata ve eğlence. Zaten çizgi romanlardan alışkın olduğumuz, Suicide Squad denince aklımıza gelen de buydu. Bir grup kötünün bir araya gelip bugüne kadar yaptıkları her şeyin tam tersi adına hizmet etmelerini, bir şeyleri kurtarmaya çalışmalarını izlemekten daha eğlenceli ne olabilir? Teoride izleyiciye iyi zaman geçirme garantili bu fikrin bile beyazperdeye aktarılırken iyi bir düşmana ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Filminizin ana karakterleri sıradışı olabilir fakat “şehri kötülerden kurtarma” gibi sıradan bir temayı işliyorsanız, izleyiciye bu temanın sıradanlığını unutturacak kaliteli bir kötüye ihtiyacınız vardır.

suicide-squad

Sosyal Medyada Film Yerin Dibine Sokuldu

Sosyal medyada takip ettiğim ve başka eleştirilerde okuduğum kadarıyla büyük bir çoğunluk filmin boşluğundan yakınmış. Bu eleştirilerle büyük ölçüde hemfikirim. Bahsedilen bu boşluğun, yukarıda bir paragraf boyunca sözünü ettiğim kaliteli kötünün eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Film, başlangıçta yakaladığı tempoyu ne yazık ki ilerleyen dakikalarda devam ettiremiyor. Oysa ki “kahramanlarımızın” hikayenin ana kötüsüne yaklaştığı her adımla, temponun da artması gerekirdi. Enchantress ve erkek kardeşinin, bir zamanlar sahip oldukları tanrı statüsünü geri kazanmak istemeleri üzerine harekete geçmeleriyle işler karışmaya başlıyor. Peki insanlığın kendilerine bir kez daha boyun eğmesini ve onlar için çalışmasını sağlamak için kullandıkları yöntem nedir? Yakalayabildikleri herkesi sebzeliğin arkalarında unutulmuş çileklere benzeyen yaratıklara dönüştürmek. Bu yöntemin anlamsızlığı bir kenara, Enchantress rolündeki Cara Delevingne‘in performansı o kadar zayıf ki açıkçası karakterini ana kötü olarak ciddiye almak bir hayli zor. Delevingne’in oldukça yapmacık ve eğreti oyunculuğu yüzünden ne June Moone‘un yaşadığı travmayı ne de yeryüzündeki her canlının kendisine biat etmesi yolunda hiçbir engel tanımayacak Enchantress’ın korkutuculuğunu hissetmek mümkün olmuyor. Filmin büyük bir çoğunluğunu mavi bir portalın önünde, kendisine tapmasını istediği insanları öldürerek geçiren Enchantress yarattığı amaçsız karmaşa ile izleyicide anlamsız bir yorgunluk hissi uyandırmaktan öteye geçemiyor.

suicide-squad-resim1

Filmin en büyük sorunu, kalitesiz kötü karakterden doğuyor: Amaçsızlık. Kötü karakterimizin kötülüğünün, amaçlarının ve kişiliğinin altı yeterince çizilmemiş. Karşımızda tek boyutlu, kağıt kadar ince bir karakter var. Birkaç ay önce vizyona giren ve eleştiri oklarının hedefi olan başka bir DC yapımı Batman v Superman‘de izlediğimiz ana kötümüz Lex Luthor da ortalamanın ötesine geçememiş bir karakterdi. Fakat en azından Lex Luthor’ın kötülüğünün yanında deliliği de işlenmişti.

Karakterin arkaplanı 30 saniyelik bir sahne ile geçiştirilmemiş, kim olduğu ve neden olduğu kişiye dönüştüğü izleyiciye aktarılmaya çalışılmıştı. Lex Luthor nihai planını gerçekleştirmeye çalıştığı anların dışında, günlük yaşantısından kesitlerle de izleyiciye gösterilmiş; sadece kötülük boyutu olan bir “tip” yaratmak yerine, kötülüğü birçok özelliğinden biri olan bir “karakter” yaratılmıştı.

Karakterler Ne Durumda?

Karakter derinliği sorundan muzdarip olan tek karakter de Enchantress değil. Yönetmen David Ayer‘ın yaptığı en büyük hatalardan biri, Suicide Squad ekibinde Deadshot ve Harley Quinn dışında karakterler de olduğunu unutmak olmuş. Diğer karakterlere nazaran daha az popüler olan fakat bu popülariteyi izleyicinin beğenisini kazanarak arttırmak için gerekli potansiyele fazlasıyla sahip olan karakterler ne yazık ki Harley Quinn ve Deadshot parlatılırken harcanıp gitmiş. Buna rağmen ellerine geçen sınırlı fırsatı en iyi şekilde değerlendiren ve kısıtlı ekran süresine rağmen izleyicinin sempatisini kazanmayı başaran Captain Boomerang rolündeki Jai Courtney’i ve El Diablo rolündeki Jay Hernandez’i ayrıca tebrik etmeden geçemeyeceğim.

suicide-squad-movie-characters

Karakterlerin unutulmasının yanı sıra, yetersiz etkileşim de karakterleri birer arkaplan süsü haline getirmiş. Örneğin, koca Task Force X’i komuta etmekle yükümlü olan Rick Flag bunun dışında kimdir diye sorsanız, verebileceğim tek cevap muhtemelen June Moone’un sevgilisi olur. Çizgi romanlar hakkında bilgisi olmayan, Suicide Squad ekibiyle ilk defa film aracılığıyla tanışacak olan izleyiciler için karakterizasyon oldukça yetersiz. Rick Flag, Killer Croc, El Diablo isimleri film boyunca birçok defa sarf ediliyor fakat karakterler bu isim etiketlerinin yapıştığı birer figür olmaktan öteye gidemiyorlar.

Çok Eleştirdim Galiba

Peki filmin hiçbir anından memnun kalmadım mı? Tabii ki hayır. Gayet eğlendiğim anlar da oldu. Zaten filmin kotarabildiği noktalardan biri izleyiciyi eğlendirmek. Beklentilerimi karşıladı mı? Hayır. Peki, sıkıldım mı? Ona da hayır.

Deadshot rolüyle izleyicinin karşısına çıkan Will Smith‘in beyazperdedeki karizmasını inkar etmek imkansız. Kariyeri boyunca iki kez Oscar ödüllerine aday gösterilen oyuncunun yeteneği de aşikar. Deadshot’ın, yani hedefini asla ıskalamayan adamın, hak ettiği karizmatik ve çarpıcı oyunculuğu Will Smith fazlasıyla sergiliyor. Bunun yanında karakterin daha geniş bir kitleye hitap etmesi adına yumuşatılan yanları -örneğin kadınları ve çocukları öldürmemesi, kızıyla olan ilişkisi- çizgi roman okurları için bir sorun teşkil edebilecekken, Smith başarılı performansıyla bu durumu telafi ediyor.

SUICIDE SQUAD

Geldik Beklenen Karaktere!

Gelelim gönüllerin asıl sahibi Harley Quinn‘e. Margot Robbie ismini son birkaç yılda duyurmayı başarmış, yıldızı hızla yükselen bir oyuncu. Harley Quinn rolündeki performansı da şüphesiz ki bu yükselişe muazzam bir hız kazandıracak. Robbie’nin kamera karşısındaki doğal rahatlığı ve karakterinin çekici garipliğini başarıyla benimsemesi, izleyiciye güzel bir Harley Quinn performansı sunuyor. Her ne kadar Robbie, Harley’nin eğlenceli, karanlık ve kimi zaman üzücü yanlarını başarıyla sergilese de karakterin yazımında sıkıntılar yok değil.

Harley Quinn çok yönlü bir karakter. Gerek Joker ile olan ilişkisinde gerekse kendi hikayesinde birçok dolambaçlı yoldan geçen, DC evreninin en çok gelişim ve değişim gösteren isimlerinden biri. Filmde Harley’nin eğlenceli ve deli yanlarını sık sık görüyoruz, üzücü geçmişinin üzerinden ise hızlıca geçiliyor. Karakterin iyice parlatılan iki özelliği var: Deli ve seksi. Harley Quinn’e dair başka ne varsa geri plana itilmiş. Harley güzelliğinin ve eğlenceli kişiliğinin yanında daha pek çok özelliği olan bir karakter. Karakterin daha “pazarlanabilir” özelliklerinin ön plana çıkarılması ve özünün bir kenara itilmesi, filmde izlediğimiz Harley Quinn’in, okuduğumuz Harley Quinn’in soluk bir gölgesi olarak kalmasına neden olmuş. Buna rağmen Margot Robbie, elindeki malzeme ile gayet başarılı bir iş ortaya koymuş.

suicide-squad-harley-quinn-margot-robbie

Ortalığı Alevlendirelim

Ve bilerek en sona sakladığım, en tartışmalı konuya geldik: Jared Leto ve Joker. Leto’nun performansını kesinlikle Jack Nicholson ya da Heath Ledger ile kıyaslamayacağım çünkü bu kıyasa yakışacak bir Joker performansı izlemedim. Bugüne kadar izlediğim tüm performanslarını başarılı bulduğum ve yetenekli bir oyuncu olduğunu düşündüğüm Jared Leto, Joker rolünde ortaya koyduğu işle beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Tabii ki burada David Ayer’ın hiçbir hatası da yok diyemeyiz.

Jared-Leto-Joker-Suicide-Squad

Joker popüler kültürün en büyük ikonlarından biri. Çizgi roman tarihinde yazılmış kötülerin belki de en başarılısı. Böyle bir karakteri yeniden yorumlamaya çalışmak bile muazzam ve gereksiz bir risk. Bugüne kadar gördüğümüz işlerden farklı olmak isterken Joker, filmin neon ışıkları ve bol basslı müzikleri arasında kaybolmuş, yerine Joker adını taşıyan fakat bambaşka bir karakter gelmiş. Karakterin ağırlığından, kendine has düsturundan eser yok. Delilerle dolu bir filmde bir diğer deliden başka bir şey değil. Joker’ın kim olduğunu anlatan bir sahne yok. Joker gibi korkutucu bir karakteri izlediğiniz sahnelerden herhangi birinde ufaktan tırsmıyorsunuz bile. Hatalı yazarlık, Leto’nun öne çıkmayan performansıyla birleşince katlanması oldukça zor bir Joker çıkmış ortaya.

suicide-squad-joker-harley-quinn

Ayrıca Joker başlığında değinmek istediğim diğer bir konu da Harley ile olan ilişkisinin filmde gösterilişi. Joker ile Harley arasındaki “devlerin aşkı” saçmalığını hâlâ anlayabilmiş değilim. David Ayer neden böyle bir yol seçmiş hiçbir fikrim yok fakat oldukça hatalı bir yol olmuş. Joker, fiziksel ve psikolojik olarak Harley’e şiddet uygulayan, onu kullanan ve işi bittiğinde herkese yaptığı gibi Harley’i de bir kenara atmaktan çekinmeyen biri. Filmde ise Harley’e olan aşırı düşkünlüğü oldukça eğreti ve gereksiz durmuş. Joker’ın kendisine yaptıklarının canilik olduğunu Harley Quinn bile kabullenirken filmde ilişkilerinin bu şekilde yansıtılması da Ayer’ın yeniden yorumlamaya çalışıp batırdığı noktalardan biri olmuş. Eğer devam filmlerinde de ortaya çıkan iş böyle olacaksa umarım Joker’ı beyaz perdede görmeyiz.

suicide-squad-joker

Sonuç Olarak…

Batman v Superman: Adaletin Şafağı’nın ardından DC Sinematik Evreni’ne olan inancımızı tazeleyeceğini umduğum Suicide Squad, umutlarımı büyük ölçüde boşa çıkardı. Büyük bir zevkle okuduğum hikayelerin yanlış ellerde rezil oluşunu izlemek oldukça üzücü.

Film boyunca eğlendiğim ve güldüğüm anlar elbette ki oldu fakat sonuç olarak Suicide Squad beklentilerimi teğet geçti. Yine de kendimi Justice League ve Wonder Woman için hâlâ ümit beslemekten alıkoyamıyorum. Umuyorum ki Suicide Squad, tıpkı Batman v Superman gibi, DC Sinematik Evreni’nin hatalarını görmesini sağlar ve önümüzdeki filmlerde hem karakterlerin hem de hikayelerin hak ettikleri potansiyele ulaştıklarını görürüz.

Rogue One Fragmanında Dikkat Çeken Detaylar
Spotify, Oyunculara Özel Müzik Bölümünü Açtı - Spotify Gaming