Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » “Yolun Sonundaki Okyanus” İncelemesi

“Yolun Sonundaki Okyanus” İncelemesi

Yolun Sonundaki Okyanus - Neil Gaiman

Bu yazıyı okuyan FRPNET okuyucusu, eminim ki bu kitabı zaten hali hazırda okumuş ya da kesinlikle okuyacaktır. O sebeple aslında buraya yazdıklarım, yıllardır içimde Neil Gaiman hakkında biriktirdiklerimi mikrofon uzatılmış teyze gibi fırsatını bulduğum şu anda ortaya dökmek.

Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman’ın Anansi Çocukları’ndan sonra 7 yıldır yazdığı ilk yetişkin romanı. Fakat kitaba geçmeden önce şunu sormak istiyorum, bir fantastik kitabı yetişkin ya da çocuk olarak ayırmanın yöntemi nedir? Uzunluğu mu? Anlatılan dehşet mi? Resimli olması mı? Yoksa yazarın genel duruşu mu? Gaiman’ın kitapları benim için genellikle bu sınırlamalara uymaz. Zira yetişkin romanı diye verilen görece kısa olan Yolun Sonundaki Okyanus, içerdiği dehşet bakımından Coraline’in üzerinde değil. Ve eğer Coraline bir çocuk için fazla dehşetengizse o zaman Andersen’in meşhur öyküsünde ayağı yere değince binlerce bıçak batıyor gibi hisseden ve sesini kesinlikle duyuramayan Ariel bana neden daha korkunç geliyor? Bunları göz önünde bulundurursak, Neil Gaiman’ın hedef kitlesi kim ve aslında hedef kitle acaba hep aynı insanlardan mı oluşuyor?

Yolun Sonundaki Okyanus kitapNeil Gaiman, içinde yer aldığı türün en önde ve en gözde yazarı, bunu tartışmayı yersiz buluyorum. Bununla birlikte yazdığı son kitabın yazarın bibliyografisindeki yerini tartışmanın gerekli olduğu kanısındayım. Yolun Sonundaki Okyanus, çocukken doğaüstü bir takım olaylara bulaşmış bir adamın, yetişkinliğinde olayları hatırlamasını anlatıyor. Buraya kadar, tek başına çok güzel. Akıcı bir dil (Zeynep Heyzen Ateş’in ellerine sağlık çeviride), kısa bir öykü, az detay, çok fantezi –başarılı bir Gaiman romanı. Fakat 180 sayfanın sonunda aklımda kalan şey şu: Ben bunu daha önce de okumadım mı? Bir çocuğun bir ara yaşadığı doğaüstü bir olayı başka nerde okumuştum: Coraline, Mezarlık Kitabı ve hatta Yıldız Tozu. Hepsi tek başına harika kitaplar (son sayfaları dışında), fakat birbirlerine benzeyip duran desenleri var. Son sayfalar konusu da içimde kalan bir meseledir, belirtmeden geçemeyeceğim. Bütün bu kitaplarda, öykülerinde hep ikinci bir son yazılmış gibi gelmiyor mu? Hani o son 30 sayfa yazılmasa, öylece bıraksa epik bir hikaye olacak fakat adam resmen kendi öykülerine fanfiction tadında uzatma veriyor. Bütün hikayelerini gözden geçirmeyeceğim fakat dikkatli bakarsanız neyden bahsettiğimi anlayacaksınız.

50’li yaşlarını yaşayan Gaiman, bu kitap için otobiyografik elementleri olan bir hikaye demiş. Ailesinin Scientology Kilisesi‘yle olan bağlarına gönderme yaptığını belirtenler olsa da daha çok komşularından bahsettiğini düşünüyorum. Otobiyografik anlamıyla değerlendirirsek, karşımızda hayal gücünü çok büyük ihtimalle çocukluğundan ve ilk gençliğinden alan bir yazar var. Peki, biz bu kitapta çocukluğuna bir övgü, geri dönüş veya yaşadıklarından bir pay çıkarma mı buluyoruz? Hayır, aksine kahramanımız yaşadığı bütün o heyecan verici, inanılmaz anısını kaybediyor ve hayatına devam ediyor. Gaiman’ın yukarda bahsettiğim kitaplarında kahramanları çocuk hallerindeyken kapağı kapatıyoruz, buradaysa büyüdüğünü görüyoruz ama çocukluğunun etkisini yaşamamış bir yetişkin var elimizde. O halde Gaiman bize bu kitapta neyi öneriyor tam olarak? Kendisini sadaketle takip eden, çocukluğuna, hayallerine sıkı sıkıya bağlı hayranlarına verdiği fikir “unutun gençler o yaşadıklarınızı, hepsi bir rüyaydı” mı? Kendisi yazarken geri döndüğü o yıllara, karakterini döndürmeyerek anılarını nasıl öldürmeyi göze alıyor? Aslında “Neil Abimiz”den beklediğimiz şey artık bu çocukluk/ergenlik dönemimizden yetişkinliğimize geçişimizde bize yol göstermesi, ikisini belli ki kendisinin çok başarıyla yaptığı gibi kaynaştırmasıyken elimize geçen ne oluyor? Unutmak, anıları yanlış hatırlamak veya kalın bir sis perdesinin arkasından sanki başkası yaşamış gibi izlemek. Bunun alenen haksızlık olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Uzatmak istemiyorum, başta da dediğim gibi ya okudunuz çoktan ve bu yazıyı bir güzelleme olacak diye beklediniz veya garanti okuyacaksınız, motivasyonunuza motivasyon katmak için buraya kadar geldiniz. Hayal kırıklığınız için üzgünüm, fakat kitabı kapattığınızda gerçek dünyanın bize çarpması kadar Gaiman’a da çarpması gerek. Ne yazık ki kendisinin etrafını saran “fantastik edebiyatın rock yıldızı” havasından dolayı, çarpmanın etkisini o kadar da hissetmiyor.

Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş
Yayın Yılı: 2013
Orjinal Adı: The Ocean At The End Of The Lane
Yayınevi: İthaki
182 sayfa

Kardeşim ve Ben - Brothers: A Tale of Two Sons
Gürhan Öztürk'ün Yazdığı "Varoluş" Raflarda!