Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » İblis Kanına Doyduk – Doom İncelemesi

İblis Kanına Doyduk – Doom İncelemesi

doom-banner

DOOM oyununu uzun bir süre bekledik ve çıkar çıkmaz da Voidu‘dan hemen alıp oynamaya başladık. Sonrasında bol bol iblis kanı döktük.

1993 senesinde hayatımıza girdi DOOM ve korku ile aksiyonu harmanlayan kendine has yapısı ile FPS sevenlerin gönlünde taht kurmayı başardı. id Software tarafından yaratılan bu özel seri aradan geçen yıllarda biraz tökezleyerek ilerlese de bir şekilde günümüze kadar gelmeyi ve adını unutturmamayı başardı.

FPS türünün ağır abilerinden sayılan ve türün belli dinamiklerini yaratan isimlerden olarak görülen DOOM, üçüncü oyun ile korkuya daha fazla sırtını yaslamıştı hatırlarsanız. Gözlerimi kısarak oynadığımı hatırladığım bir oyundu Doom 3 ama bu sosta eskiden olan birşeyler eksikti sanki. id Software de bunun farkında olacak ki, uzun süredir beklenen dördüncü oyunda hızlı ve çılgın bir aksiyonun sözünü verdi hep, korku öğesine üvey evlat muamelesi çekti. Peki artık yaşlı bir kurt olan DOOM günümüz FPS’leri arasında kendisine yer bulacak güce sahip mi hala?

DOOM oyunlarından dramatik, anlatım gücü yüksek hikayeler beklemek pek mantıklı değil. Bilimkurgu ile fanteziyi, aksiyon ile korkuyu buluşturan serinin temel öyküsü bellidir; uzay piyadesi ile cehennemin kapılarından geçen iblisler kapışır durur. Dördüncü oyun da aynı rotada, gram sapma yok. Hikaye Doom piyadesi veya serideki takma adıyla ”Doomguy”ın iblisler tarafından tutsak edilmesiyle ve üzerimizde yapılan deney esnasında uyanmamızla başlıyor. Öykü bize bazı ufak kırıntılar veriyor; isimsiz kahramanımız tarih öncesinden gelen ve Doom Slayer olarak adlandırılan, ölümcül güçlere sahip bir iblis avcısı. Cehennemi tam yok edecekken yakalanıp esir alınan kahramanımız, gözlerini yüzyıllar sonra Mars üssü UAC’de açıyor ve oyunun hemen start alması için kaçıveriyor. Bundan sonrası ise saf aksiyon, bol bol kıyım.

İblisleri Öldürmeye Doyamadık

doom-gorsel-001

Oyunda neredeyse hikaye yok ama bir an olsun şikayet etmedim bundan. Doomguy cehennem ordularını durdurmak için öfke kusuyor ve amacı iblisleri getiren ayinin merkezi olan üssün kulesine ulaşmak. Adeta 80’lerden ufak bir platform oyununa ait bir hikaye, değil mi? DOOM uzun sinematikler ve detaylı bir hikaye ile vakit kaybetmek istemiyor, damarlarında ergen kanı dolaşıyor adeta. B filmi tadını sonuna kadar veren oyunun bu bilinçli ucuzluğuna laf etmek imkansız, taşlar öylesine güzel oturmuş ki yerlerine. Elbette elimizde bir öykü(cük) var ve bunun zaman zaman yan karakterler ile ilerdiğini görüyoruz. İşin güzel tarafı, hikaye modu 12-13 saati aşan bir süreye sahip. İblis kanına doyacaksınız kısacası!

Kendi grafik motoruna sahip nadir oyunlardan biri DOOM. id Tech 6 isimli grafik motoru sınıfın en önde oturmak için can atan ve her soruya delirircesine parmak kaldıran inek öğrencisi gibi. Her yeni versiyonda üzerine koyan motor müthiş sonuçlar vermiş son oyunda. Tamam, dengemizi bozan Uncharted 4 yüzünden algımız karıştı ama onu bir kenara bırakırsak son zamanların en düzgün görsellerine sahip oyunlarından DOOM.

İlk bakışta sadece iyi gibi grafikler, ortalamanın üzerinde gözüküyor ama detaylara inince aslında teknik anlamda nasıl sorunsuz bir oyuna hayat verildiğini anlıyoruz. 1080p kalitesindeki oyun 60fps değerinden bir an olsun ödün vermiyor, en önemlisi bu. Hız ve reflekse dayalı olan bir oyun için müthiş bir başarı bu. Aksiyon su gibi adeta, akıyor. Bir an olsun takılma, tökezleme yaşamamak ne keyifli arkadaş! Bir sonraki inceleme yazımızda ağır döveceğimizi şimdiden çıtlatabileceğimiz Homefront: The Revolution, frame değeri nasıl olur konulu derste sözlüye kalkan DOOM’a bakıp utanabilir.

doom-gorsel-002

Yaratık tasarımları bildiğiniz DOOM, zaten Mancubus ve Revanant gibi serinin eski oyunlarında yer alan pek çok düşman yenilenmiş tasarımlarıyla karşımızda. İblislerce ele geçirilmiş, kanı çekilmiş ve iskelete dönmüş zayıf düşmanların görüntüleri oldukça rahatsız edici. Daha iri kıyım olanlar ise saldırı yetenekleri ve çeviklikleriyle ister istemez ürkmenize yol açıyorlar.

Grafik şiddetin dozu ise fena yüksek. Geleceğini karartmak istemediğiniz ufak oyuncuları DOOM’dan uzak tutun lütfen. Ateşli silahlarla domates gibi patlıyor yaratıklar, testere ile hayat bulan vahşet ise anlatılmaz, görülür. Oyunda önemli bir role sahip olan yakın dövüşte de yaratıcılığını zorluyor oyun. Sersemlemiş düşmanın kolunu koparıp yüzüne vuruyor, kafasını ellerinizle patlatıyor ve daha nice sadist sonlara hayat veriyorsunuz. O oyun kutularında yazan 18+ uyarılarını dikkate almanız gerektiğini haykıran oyunlardan DOOM.

Silah modelleme ve kaplamalarına hayran kaldım. Bu kadar iyi modellemelere en son bu hafta satışa çıkacak olan Overwatch’un açık betasında rastlamıştım. Doomguy’ın eline geçirdiği her silah harika detaylara sahip, şarjör değiştirme gibi eylemler sırasında sıkı animasyonlarla desteklenmişler. Testere gibi silahlarda ise ince detaylara dikkat edin lütfen, zevkten ağlayabilirsiniz.

Büyük Haritalar Daha Fazla Düşman

doom-gorsel-003

DOOM’un haritaları gayet geniş. Oyuncuyu keşfe zorlayan, istenen noktaya gitmeden önce biraz turistik gezi yapmasını isteyen bir oyun. Eskiler ve Nintendo tayfa iyi bilir, Metroid araştırmacı ruhlar için ne güzel bir seridir. DOOM da bu özel seriyi anımsattı bana. Harita tasarımları bu yapıyı destekleyecek şekilde yaratılmış. Bir kapı gördüğünüzde tam gidecekken içinizden bir ses ”Dur,”diyor, ”şu yukarıdaki platforma da çıkıp bir bak bence.’‘ Tasarımsal zenginliğe gelirsek, ilk başlarda hep birbirine benzeyen mekanlarda koşturduğunuzu düşüneceksiniz muhtemelen ama 1-2 saat içinde bu kabuktan sıyrılıyor DOOM ve cehennemin etkilerinin gittikçe daha fazla hissedildiği, hastalıklı mekanlarda cirit atmaya başlıyorsunuz. Ölümcül sona yaklaştıkça atmosferin kirlilik ve tekinsizlik hali artıyor, oyuncu nasıl bir finale doğru koştuğunu hissediyor.

Teknik anlamda buraya kadar her şey yolunda. Sıkıntılardan bahsedelim biraz da, değil mi? Oyun kaplama konusunda zaman zaman sorun çıkarıyor. Bazen silah ve mekan kaplamaları geç düşüveriyor ekrana, 1-2 saniyeliğine hafiften çamur gibi görünüyor her yer ama hızlıca toparlıyor oyun kendini. Yükleme süreleri de öyle çok kısa değil. Oyunu ilk açtığınızda ve hikayeye kaldığınız yerden devam etmek için Continue dediğinizde şöyle bir 40-45 saniye bekletiyor oyun sizi. Öldüğünüzde de hemen yeniden doğamıyorsunuz, 5-10 saniyelik yüklemeler geliyor ekrana.

Hız Mı İstiyorsun? Al O Zaman!

doom-gorsel-004

Söz konusu hız ve deli dolu aksiyon olduğunda DOOM’un ana hatlarından bahsetmiş oluyoruz. Serinin ana olayı bu zaten ama son oyun iyice rayından çıkmış hız treni gibi. Bu kulağa olumsuz tınlamasın sakın ola, DOOM son zamanlarda gördüğüm en çılgın FPS oyunu. Beklentileri de hemen karşılamış oluyor zaten. Bu hızı multiplayer modunda sevenlerden değilim açıkçası ama bunu yaşıma bağlıyorum. Refleks falan kalmamış bende, sağolsun DOOM sayesinde öğreniverdim. Hikaye modunda ise bu hız ve aksiyon odaklı oyun yapısı muhteşem duruyor. Tamamen hıza, düşmanın saldırılarına göre kaçmaya ve doğrudan saldırmaya odaklı DOOM. Öyle siper almakmış, derin taktikler yapmakmış, bu taraklarda bezi yok oyunun. Sadece aksiyona ve harita keşfine odaklı bir oyun bu, dolu dolu 15 saatlik bir hikaye sunuyor.

Hızlı olmalısınız DOOM’da, ciddiye alın bu dediğimi. Öyle sabit durduğunuzda iblisler nakış gibi işliyor bedeninize ağır darbelerini. Sürekli koşturmalı, hareket halinde olmalı ve aynı anda da silahlarınızı etkili bir şekilde kullanmalısınız. Bu koordinasyon ilk başlarda zor gelebilir ama bir kez alışınca oyunu bırakmak istemeyeceksiniz. Koşturmayı sadece sağa sola kaçmak olarak da algılamayın sakın. Yüksek zıplama ve tutunma yeteneğimiz sayesinde aksiyon esnasında platformlara çıkıp çatışmalara dikine de yön verebiliyoruz.

Yakın dövüşe de fazlasıyla önem veriyor DOOM. Bir düşmanı ateşli silahlarınız veya yumruklarınızla yeterince yaraladığınızda sersemliyor ve mavi-turuncu renkte yanıyorlar. Bu esnada üzerlerine koşup R3 ile yumruk attığınızda sert mi sert kısa sinematikler eşliğinde düşmanları parçalara ayırıyorsunuz. Bu sadece görselde etkili bir hareket değil, aksine sık sık yapmanızı gerektirecek kadar önemli. Yakın dövüşe ölen düşmanlar sağlık paketleri fırlatıyorlar yok olan bedenlerinden. Böylece sağda solda sağlık paketi aramak zorunda kalmıyorsunuz. Enerji barınızı sürekli dolu tutmak için yakın dövüşe ağırlık verin ve düşmanları bir güzel darmadağın edin. Kare ile aktif olan testere ile hakkın rahmetine kavuşan gariban iblisler ise sağlık paketine ek olarak silahlarınız için cephane de fırlatıyorlar, bunu da not edelim.

doom-gorsel-005

Aksiyon biraz ara verdiğinde ve düşmanları temizleyip sakinlediğinizde haritaları keşfetmeye başlayabilirsiniz. DOOM hiç belli etmese, aklı fikir aksiyondaymış gibi dursa da içinde devasa bir kaşif yatıyor. Her bölümde bir çok ekstra gizli. Bunları bulmak öyle kolay da değil hani, mekanları köşe bucak aramalı, FPS ruhundan çıkıp platform yeteneklerinizi konuşturmalısınız. Böylece Doom bebeği, size gelişim ağacında gereken parçaları ve daha başka ekstraları bulabiliyorsunuz. Aksi takdirde gelişiminiz de çok ağır gerçekleşecektir, bu da doğrudan aksiyonu etkiliyor. Kısacası; haritalarda keşfe çıkmak bir seçenek değil, neredeyse zorunluluk DOOM’da. Oyuncuya hissettirilen bu zorunluluk kesinlikle sıkıcı değil ama, aksine bu mini araştırmalar gayet eğlenceli ve sonundaki başarma hissi oldukça yüksek.

Hikaye bölüm bölüm ilerliyor, bir bölüme başlarken burada keşfedileceklerinizin sayısı ve Challenge’lar size söyleniyor. Evet, her bölümde Challenge isimli yan istekler var. Bunlar basit görünseler de aksiyon esnasında gerçekleştirmesi zor istekler genelde. Pompalı tüfekle tek atışta üç iblis öldürme, tüm gizli ekstraları bulma, testere ile 10 düşman biçme gibi sayısız istek çıkacak karşınıza. Bunların hepsini tamamlayıp bölümü bitirdiğinizde ise ekstra gelişim puanları kazanıyorsunuz. Bu görevleri yapmak şart değil, hatta görmezden bile gelebilirsiniz ama oyuna tatlı bir tansiyon getirdikleri de bir gerçek.

Genelde güzelce gizlenip ölmüş olan uzay piyadelerini bulduğunuzda göğüslerinden bir parça çıkartacaksınız. Bu parça sizin gelişim puanınız yerine geçiyor. Karakterinizin zırhını bu puanlara geliştirip hem saldırı hem de sağlık yeteneklerinizi geliştiriyorsunuz. Çok derin bir gelişim sistemi değil bu, başlıklar genelde geliştirilebilir üç eklentiye sahip. Ama etkileri öyle değil işte, oyuna katkılarını rahatlıkla hissedeceksiniz.

Teknik Detaylar

doom-gorsel-006

Zırh dışında geliştirilebilir iki ana başlığa daha sahip DOOM. Bunlardan ilki silahlarınız. Haritalarda gezinirken havada salak salak salınan yeşil-mavi renkte robotlar göreceksiniz. Field Drone isimli bu robotlar size silahlarınızın bir özelliğini geliştirme hakkı tanıyor. Seçiminizi iyi yapın burada çünkü her robot bir kullanım hakkı veriyor size. Oyundaki silahların neredeyse tamamı geliştirilebiliyor. Bu yan özelliklerin çoğunu da L2 ile kullanabiliyorsunuz. Buradan da şunu anlıyoruz; hiçbir silahta L2 ile zoom yapamıyoruz. Evet, her silah karından ateş dediğimiz şekilde, zoom yapmadan kullanılıyor. FPS’lerden elimiz alışmış bir kere, elimiz ilk başta sürekli L2’ye gidiyor ama bu alışkanlığı kolayca unutacaksınız. Yan geliştirmeler ise bu tuşa atanmış durumda. Makinalı tüfeğinize dürbün aldığınızda zoom yapabiliyorsunuz ancak. Pompalı tüfeğinize bomba eklediğinizde L2 ile patlayan kurşunlar atmak elinizde. Bu eklentileri silahınıza kurmak için yukarı ok tuşuna basmanız yeterli. Silahlara esneklik getiren bu özelliği çok sevdim açıkçası, aksiyonda da sürekli faydasını gördüm.

Son gelişim sistemi ise Rune. Haritalarda farklı renklere sahip Rune taşları göreceksiniz. Havada süzülen bu büyülü taşlar size kısa ama çok eğlenceli yan görevlere sokuyor. Bir Rune taşını aktif ettiğinizde kısa bir yükleme ekranının ardından bir arenada buluyorsunuz kendinizi. Burada sizden istenen görevi süre dolmadan yapmanız gerek. Tamamen hıza ve seriliğe dayanan, çılgın bölümler bunlar. Görevi başarıyla tamamladığınızda ise o göreve ait Rune taşı sizin oluyor. Menüye girip Rune başlığına tıkladığınızda ise kazandığınız taşlardan istediğinizi seçip karakterinize ekliyorsunuz. Kendileri de gelişebilen bu taşlar size ufak ama özel yetenekler kazandırıyor. Örneğin; Vacuum isimli taş düşmandan düşen sağlık ve cephane paketlerini daha uzaktan kendinize çekmenizi sağlıyor. Etkisini kolayca fark edemeyeceğiniz ama şirin mi şirin özellikler bunlar (şirin ve Doom yan yana ne de güzel tınlamadı, değil mi?).

wallup.net

DOOM’un ilk bir saatine aldanıp oyundan nefret ederseniz hiç şaşırmam. İnanılmaz kötü bir tabanca ile oyuna başlıyorsunuz, ne yapmanız gerektiğini pek anlatmıyor oyun ve sıradan gözüken bir aksiyonun ortasına atılıyorsunuz. Sakın pes etmeyin, birazcık zaman tanıyın oyuna. Bir iki yeni silah bulduğunuzda ve eğitim tadındaki girişi atlattığınızda birden beşe yükseltiyor vitesi DOOM, cebindeki bütün güzel numaraları birden ortaya döküyor. Bundan sonrası saf eğlence, benden söylemesi.

Multiplayer modu beni pek cezbetmedi daha önce de dediğim gibi ama bu tamamen benden kaynaklanan bir sıkıntı. DOOM’un maçları inanılmaz hızlı, sağlam reflekslerden ötesini istiyor sanki. Bırakın düşman öldürmeyi, kurşun denk getirdiğimde mutlu oldum resmen. Açıkçası çok fazla zaman da geçirmedim, belki belli bir alışma süresinin ardından işin rengi adıma değişir. Hızdan hoşlanan, tepkileri sağlam olan ve Counter Strike tarzına yakın duran FPS oyuncuları ise DOOM’un multiplayer modundan büyük keyif alacaklardır eminim ki. İşin güzel tarafı şu; teknik açıdan da sorunsuz bir tecrübe sunmayı başarmış id Software. 60fps desteği tüm heybetiyle burada da hizmetimizde. Sunucular ise kaya gibi sağlam, maçtan düşme veya yavaşlama gibi arkasından küfür getiren sorunlardan eser yok.

Buradaki oyun modlarına da bakalım mı kısaca? Team Deathmatch‘i geçiyorum artık, anlatmaya gerek yok. Soul Harvest, Team Deathmatch’in kardeşi sayılır. Amaç gene (ve her zaman) düşmanı öldürmek ama ölen düşmanın bıraktığı ruhu toplamazsanız bir süre sonra ruh kayboluyor, siz de skora katkı sağlayamıyorsunuz. Durun, daha bitmedi. Ortalıkta dolanan bir iblis rune taşı var bu modda. Bu taşı alan ölümcül bir iblise dönüşüp rakip takıma ölüm kusmaya başlıyor. Adice kahkaha atmaya şimdiden başladınız, değil mi? Freeze Tag oyunun en geyik modu. Vurulan oyuncu kısa süreliğine donuyor, onu kurtarayım derken kırıp dökerek ölümüne yol açabilirsiniz ya da rakip oyuncuya saldırıp dondurmaya dönüşen arkadaşınızı korumaya çalışabilirsiniz. Çılgın bir mod Freeze Tag.

Tepenin Kralı modunu düşünün ama tepenin de sürekli hareket ettiğini hayal edin. İşte Warpath bu çılgın hayali sizin için gerçeğe dönüştürüyor! Sürekli hareket eden bir noktayı ele geçirmek, elde tutmaya çalışmak tam deli işi ama Warpath sayesinde bu deliliğe ortak olmak da gayet güzel.Domination multiplayer arenada ilginçlik denemeyen isimlerden. Buradaki hedefimiz sabit üç noktayı ele geçirmek ve düşmanlara karşı savunmak. Son mod BI ise işleri zorlaştırıyor. Burada yeniden doğmak, iyileşmek, özel güçler yok. Ölen ölüyor, kalanı seyrediyor. Hayatta kalmayı başaran takım maçın galibi burada.

Sonuç

doom-gorsel-008

Oyuncu üretimi içerik sunmayı hedefleyen yapımcılar, alın size SnapMap! Oyuncuların kendi bölümlerini tasarlamalarına ve diğer oyuncularla paylaşmalarına izin veriyor bu yaratım modu. Düşününce gayet kazık bir mod bekliyor insan ama durum tam tersi. Bölüm yaratmak en fazla 1-2 saatinizi alacak. Elbette ilk başlarda yaratılan bölümler vasat olacak ama eliniz alışınca hem hızlanacak hem de daha detaylı tasarımlara hayat vereceksiniz. SnapMap’te kontrol tamamen sizde; mekanları tasarlayacak, objelerle etrafı süsleyecek ve düşmanları yerleştireceksiniz. Buradaki tek sıkıntı ise kısıtlamaların olması. Örneğin; 7-8 odalı bir harita tasarladınız ve içeriye 400 tane iblis yerleştirmek istiyorsunuz. Oyun buna izin vermiyor, 30-40’ın üzerine çıkamıyorsunuz ne yazık ki. Kısıtlamaların yanında çeşitlilik yeterli ve potansiyel çok yüksek. Belki ileride yayınlanacak bir güncelleme ile bu modun hatlarını esnetir id Software, kim bilir?

DOOM beni en 25 sene önceye, 11 yaşıma götürdü resmen. FPS türünün ilk dönem örneklerindeki hıza dayalı sadelik ve aksiyonu görmeyeli yıllar geçmiş, onu anladım. En son Wolfenstein: The New Order’ın kıyısından yaklaştığı bu nostaljik yapı DOOM’a cuk diye oturmuş. Eski ile yeniyi güzelce tek potada eriten oyun çılgın bir rollercoaster turu gibi adeta. Metroid’i anımsatan haritayı keşfetme olayı ise oyunun ayrı bir güzelliği. Eski kurtlar Mars’taki yeni maceraya zaten kayıtsız kalmayacaklardır, yeni oyuncular ise cehennemle tanışmak için hiç vakit kaybetmesinler!

Siz de hemen Voidu‘dan indirimli olarak satın alabilirsiniz. Satın almak için tıklayın!

Yazar: Hakan Orkan
Kaynak: PS Türkiye

Bran'ın Zaman Yolculuğu Hakkında İlginç Teori
Robert Kirkman ve AMC, Çizgi Roman Tarihi Belgeseli İçin Güçlerini Birleştiriyor