Ghost of Tsushima 2 incelemesine hoş… Bir dakika… Bu başka bir oyun muydu yahu? Tamam, şakayı hemen bırakıyorum. Tsushima 1 ve 2 arasını güzelce dolduracak olan, Edo Dönemi’ndeki Ronin’leri konu alarak Japon’ların pek de hatırlamak istemedikleri bir döneme bakış atan Rise of The Ronin incelemesine hoş geldiniz diyorum.
Team Ninja aradan geçen onca yıla rağmen bağımsız ruhunu korumaya çalışan, orta ölçekte kalmayı başaran bir firma. Bu adamlar boş değil inanın; yaşım yettiği için 1996 yılındaki ilk oyunları Dead or Alive ile çıktıkları yolculuklarında, efsane Ninja Gaiden serisi, Metroid: Other M, Nioh, Hyrule Warriors ve Wo Long: Fallen Dynasty gibi önemli bir çok yapıma hayat verdiler. Saydığımız her oyunda başardıkları en önemli şey şu; soluksuz, sert ve doyurucu aksiyon sunabilmeleri. Ninja Gaiden serisini anlatmaya gerek yok, bugün bile taş gibi aksiyonu ile terleten ama eşsiz bir tatmin duygusu verir. Souls trenine binen bir çok firmanın yarattığı ortalama oyun çöplüğünün aksine Nioh gibi mis bir seri armağan etmeleri de, oyun dinamiklerine ne kadar önem verdiklerini gösteriyor zaten. ”Bu adamların hiç mi eksiği yok kuzum?” dedi biri, duydum. Hemen söyleyeyim; Team Ninja’nın oyunları genelde aksiyona odaklanır ve grafik, tasarım gibi önemli başlıklara pek odaklanmaz. Ayrıca her oyununda bölümlere ayrılmış hikaye geleneğini neredeyse asla bozmayan firma, belki de bu sebeplerden dolayı AAA firmalar ligine asla çıkamadı.

İşte tüm bu artıları daha etkili bir şekilde kullanacakları, eksilerini de ilk kez arkada bırakmayı hedefledikleri son projeleri karşımızda. Firmanın ustalık eserimiz dediği Rise of The Ronin, Team Ninja adına bir milat mı, yoksa boş iddialarla bezeli 2024 balonu mu, gelin görelim.
Ronin Ronin Diye Nicesine Sarıldım…
İlk olarak şu Ronin ne demek, ona kısaca değinelim. Kısa ve öz, Ronin’ler efendisiz kalmış samuraylardır ve ”dalga adam” anlamına gelmektedir. Dalgadan kastımız o değil, pis pis sırıtanları yazıdan alalım lütfen. Avare ve başıboş bir şekilde dolanan, özellikle katı yönetimiyle bilinen Edo Dönemi’nde kendisine yeni gayeler bulan bu ”serseri” samuraylar, efendisi ölünce harakiri yapamadığı için utançla yaşamaktadırlar. Bu utanç sebebiyle genellikle kendilerini halkı veya nüfuslu birini korumaya adarlar.
Rise of The Ronin, yaklaşık 200 yıl süren Edo Dönemi’nin son bölümlerinde geçiyor. Batı’ya açılma kararı alan Tokugawa Şogunluğu ile bu yeni düzene kafa tutan yapıların ateşli bir şekilde çatıştığı dönemdeyiz. Açgözlü Amerika ve İngiltere ticaret ve beraberinde de yeni dünyaya açılma gibi konularla Şogunluğu baskılayarak Tokugawa Dönemi’ni bitirmiş, Japonya’da değişimi başlatmıştır. Amerikalı donanma komutanı Matthew Perry (sadece isim benzerliği ama ünlü aktörün jakuzide ölü bulunması da manidar) önderliğindeki bu değişim oldukça kanlı bir iç savaşı beraberinde getirmiş, halkları birbirlerine kırdırma konusunda uzman Batı’nın avuçlarını kaşıyarak istediğini elde etmesiyle de sonuçlanmıştır.
İşte böyle sıkıntılı bir dönemde oyuna başlıyoruz. Şogunluğa kafa tutan Kurosu Klanı’nın yetiştirdiği iki yetimin öyküsü açılışı yapıyor. Oyunun hemen başında bu iki yetimin tipini detaylı bir şekilde ayarlayabiliyoruz ve oyuna başlıyoruz. Kısa sürede de iki karakterden hangisi ile oynayacağımız soruluyor. Yalım İkizi olarak adlandırılan bu iki ronin birbirine kardeş gibi bağlılar ancak zor bir tercih yapmaları gerekiyor ve sizin seçmediğiniz karakter hikayenin gidişine bağlı olarak ölüme terk ediliyor. İsimsiz kahramanımız ise ikizinin öldüğünü düşünerek yıkılıyor ancak şogunluğa kafa tutmaya ara vermesi mümkün değil.
Değişim Sadece Edo Dönemi’nde Yaşanmıyor…
Team Ninja, Rise of The Ronin’de büyük bir firma geleneğini kırıyor ve sonunda büyük ölçüde özgür olan bir açık dünyaya atıyor bizi. Oyun üç ana haritadan oluşuyor ve toplamda oyunun karşılaştırıldığı Ghost of Tsushima’nınkinden daha büyük bir haritaya sahip oluyoruz. Bu firma için başlı başına bir değişim, episodik ilerleyen hikaye yapısını oyun içindeki bazı ana görevler dışında kullanmıyorlar. Haritadan bağımsız gerçekleşen bu bölümlerde hızlıca değinmek istediğim bir detay var; sadece söz konusu görev için yapay zekalı müttefiklerin yerine kanlı canlı oyuncu davet edebiliyor veya sunucuya atılan davetlere cevap verip başkasının oyununa tek görevlik destekçi olabiliyorsunuz. 1-2 deneyimleyip bir kenara bıraktığım bir özellik açıkçası.

Haritalar dönemi gayet başarılı bir şekilde yansıtıyorlar ama aramızda bir Japon varsa daha doğru bir yorum yapabilir. Amerikan ve İngiliz istilası altındaki ülkenin büyük kasabalarında yaşanan kültürel ve mimari değişimleri görmek oldukça hoş. Machiyaların (geleneksel kent ve kasaba evleri) arasında yükselen bir saat kulesi ve gösteriş budalası Batı’nın elinden çıkma abartılı konakları görünce, yaşanan kültürel şoku ve neden iç savaş çıktığını hissedebiliyorsunuz. Taşraya gittiğimizde ise Japonlar hala kültürlerini korumaya çalışıyorlar, noka ve gyokalarında yaşamaya devam edip kültürel müdaheleye izin vermiyorlar. Haritalarda bu farklılıkları net bir şekilde görebiliyorsunuz, normalde gerçek tarih ile arası iyi olmayan Team Ninja’nın da dersini ne kadar iyi çalıştığını görüyorsunuz.
Gelelim haritalardaki soruna. Rise of The Ronin bu haritaları asla hakkını vererek doldurmuyor, garip bir cansızlık var. Sanki siz gelmeden az önce bir olay kopmuş ve herkes toz olmuş gibi. Boş boş yürüyen 3-5 tip durumu kurtarmıyor. Üstelik ana görevler dışında öyküyü destekleyecek mini hikayeli yan görevler yok. Her bölgede fotoğraf çekme, kedi toplama (belli gelişim ve satın almalar için gereken puanları veriyor), önemli yerleri keşfetme ve sandık bulma gibi ekstralar var sadece, bunlar da kısa sürede tekrara bağlıyor.
Bu noktada ilginizi ayakta tutan şey, dinamik hikaye görevlerinden başkası değil. Team Ninja tarihin akışını değiştirmenize, daha doğrusu istediğiniz yöne akmasına izin vermenize olanak tanıyor. Rise of The Ronin, Bağ isimli müthiş bir sisteme sahip. Bu sistem sizin hangi fraksiyona yakın duracağınızı tercih etme olanağı tanıyor. Görevleri bağlı oldukları kişilere göre seçerseniz, o tarafa hizmet etmiş oluyorsunuz. Yeşil renkli görev ve karakterler Şogunluk karşıtı, mor renkliler de Şogun yanlısı. İster taraf seçebilir, isterseniz de ikizinizi bulma yolculuğuna odaklanıp herkese biraz çiçek dağıtır ve ronin olarak kalmaya devam edersiniz.
İlk başlarda karışık gelecek bu sistem ama korkmayın hemen yahu! Haritada gördüğünüz her göreve atlamak zorunda değilsiniz, bunu not edin ilk önce. Her görevi yapıp sonuçlarını değiştirmeniz de mümkün. Görev sonu elinize düşen bir karakteri öldürüp öldürmemek çok farklı iki sonuç doğuruyor. Bağ sistemini ayrı tutarsak, oyunun ana hikayesi de oldukça sağlam ve doyurucu. Bağ sayesinde gerçek tarihi bir anda alternatif tarihe dönüştürme fırsatı tanıyor hikaye ve Rise of The Ronin’i özel kılıyor.

Durun, bağları hemen koparmayalım. Bu sistem gittikçe derinleşiyor. Hikaye aktıkça pek çok karakter ile bağ kuruyorsunuz, bu kaçınılmaz. Hangileriyle işi ilerleteceğiniz size kalmış, bundan az önce bahsettim. Burada hediye verme sistemi de devreye giriyor. Bir karaktere hoşlanacağı bir hediye verdiğinizde aranızda bağ kuvvetleniyor. Bu bağın kuvveti sayesinde size eşlik ettikleri aksiyon görevlerinde daha kuvvetli bir müttefiğe dönüşüyor, aksiyonda iyice rol kesip size daha fazla yardımcı olmaya başlıyorlar. Batı eserlerinden hoşlanan bir karaktere Frankenstein’in ciltli baskısını hediye ettiğinizde veya bir geyşaya makyaj seti verdiğinizde hızlıca bağ seviyesi katlanıyor.
Bir Tarih Kitabı Gördüm Sanki? Evet, Bu Gerçekten Bir Tarih Kitabı…
Aksiyon bu oyunun can damarı, o yüzden sürekli erteliyorum o konuyu. Kusuruma bakmayın lütfen. Rise of The Ronin’de Ansiklopedi diye bir başlık var. Oyunda tanıştığınız her karakter, keşfettiğiniz her mekan ve yaşadığınız olay bu ansiklopediye işleniyor. Bu başlığın adı da boşuna koyulmamış, resmen oynanabilir tarih kitabı tutuyoruz elimizde.
Buradaki Arşiv ve Hadiseler kısımları, başlığın içini dolduranlar oluyor. Kurgusal olanları ayırıyorum, Edo Dönemi’nin çöküşündeki bu önemli döneme dair sayısız gerçek karakter, mekan ve olay burada yer alıyor. İşin güzeli şu; canlı bir ansiklopedi bu. Bir karakterin detaylarını okudunuz diyelim ama ileride tekrar kilit bir sahnede yer aldı kendisi. Bu sahnenin ardından ansiklopedide bir alt bölüm daha açılıyor, karakterlerin altı iyice doluyor. İçine düştüğünüzde çıkamayacaksınız, eminim.
Düşünürler Yalan Söylemez…
Ne demiş ünlü Türk düşünürü Hurşid Yenigün, hatırlayalım mı?
”Bu gemide ah ben de olsaydım
Açık denizlere yol alsaydım
Vız gelirdi her şey inan bana
Yeter ki bu grafikleri görmeseydim…”
Şimdi bu Hurşid Bey’in üzerine eklemek ayıp olur ama çok da susmayalım, inceleme yazısı bu. Rise of The Ronin’in haritalarında atmosferin başarıyla inşa edildiğini söylemiştim ancak ruhsuz olduğundan dem vurmuştum. Arttırıyorum ve son dönemdeki en zayıf grafiklere sahip oyunlardan biriyle karşı karşıya olduğumuzu tarihe not düşüyorum. Çevre detayları ortalama ancak zayıf kaplamalar, siz havada süzülürken (buna da geleceğim, az sabır) aniden mantar gibi ekranda fırlayan ağaçlar gibi sayısız görsel kusur oyuna büyük darbe vuruyor.

Zaman zaman, özellikle de yağmurlu havalarda ”Ya çok da fena değilmiş.” diyorsunuz ancak hemen aldanmayın lütfen. Binalara yaklaştıkça bir PS3 klasiği oynadığınızı düşünebilirsiniz, uzun süre şokta kalmayın. Yaratılan güzelim döneme fena darbe vuruyor bu durum. Bunu Team Ninja’nın ilk açık dünyalı oyunu olmasına yoruyorum açıkçası, pek de bilmedikleri sularda ilk kez yüzüyor firma. Projeye 2015 yılında başlamış olmaları da bir eksi olabilir, belki de eski teknolojiden bir sonrakine istedikleri gibi geçiş yapamadılar.
Sorunlar bununla da sınırlı değil. PlayStation 5’e özel olarak çıkan bir oyunun, tek bir donanıma odaklı olduğu için teknik açıdan sorunsuz olmasını beklersiniz. Rise of The Ronin buralarda da tökezliyor. Grafiklerden iyice ödün vereyim ama oyun aksın deyip Performans modunu açsanız dahi beladan kurtulamıyorsunuz. Oyun stabil 60fps değerini her zaman veremiyor nedense. Hakkını yemeyeceğim, sıkı ve deli dolu dövüşlerde oyunun yavaşladığına şahit olmadım. Grafik modunu açmaya gerek yok bana sorarsanız, oyun zaten görsel açıdan zayıf olduğu için 30fps’de oynamanın bir esprisi yok.
Terlemeye Hazır mısınız?
Artık rahat rahat aksiyondan bahsedebilirim, oh! Team Ninja bildiği en iyi işi kusursuz bir şekilde Rise of The Ronin’de de hayata geçirmiş. Son zamanların en sıkı aksiyonlarından olabilir bu oyun, emin olun. Sırf bu alandaki doyuruculuğu ve verdiği keyif ile alınmayı hak ediyor, bu da benim iddiam olsun. Souls türünün popülerliğinden Nioh ile yeterince faydalanan firma, burada hibrit bir yapı tercih etmiş. Zorluk derecesi inanılmaz dengeli, en basit düşman bile başa bela aslında ancak alışması kolay-ustalaşması zor dövüş dinamiklerinin esnekliği sayesinde asla saç baş doldurmuyor Rise of The Ronin. Cephane ve envanter yenileyen ama öldürdüğünüz düşmanları da geri getiren Saklı Yalım Sancağı noktaları ise Souls türünden gelen bir emanet gibi.
Nedir aksiyonu özel kılan? Sadece sert ve tatmin verme başarısına sahip olması mı? Tabii ki hayır. Team Ninja oldukça detaylı bir dövüş sistemi geliştirmiş. Projeye devam ederlerken esinlendiklerini saklamadıkları Ghost of Tsushima’daki düşmana göre duruş sisteminin bir benzeri yer alıyor oyunda. Burada iş biraz daha derin; kıdemi yüksek düşmanları öldürdükçe yeni teknikler, daha doğrusu ekoller öğrenmeye başlıyorsunuz. Hangi ekolde ne kadar vakit geçirirseniz, konu ekolün de seviyesi artıyor. Öyle kafanıza göre ekol kullanmak yok, nereden geldi size bu rahatlık kuzum? R3 tuşuna basarak bir düşmana kilitlendiğinizde güç barının hemen yanında bir ok göreceksiniz. Okun rengi kırmızı ise siz yanlış ekoldesiniz demektir. Gri renk nötr, mavi renk ise doğru ekolde olduğunuz anlamına geliyor. Her silah tipine üç ekol atayabiliyorsunuz, böylece dövüşler esnasında hızlıca değişiklik yapmak sizin elinizde. Her ekol her silah tipiyle uyum değil ancak bunlar fazla detay, biraz araştırıp keşfetmeniz daha keyifli olacaktır.

Blok elbette yakın dövüş sistemine sahip oyunların olmazsa olmazı ama Rise of The Ronin daha özel bir sistemle blok yapmayı ikinci plana atmayı başarmış. Ki isimli bu sistem sizin tamına (dayanıklılık) barınız olarak düşünülebilir. Aksiyon esnasında gerçekleştirdiğiniz saldırı, blok, Üçgen ile Ki savunması ve takla atma gibi her hareket Ki barınızdan yiyor. Biraz bekleyince bu bar doluyor ama dövüşler o kadar hızlı ve sert ki, bazen buna bile fırsatınız olmuyor. Yapmanız gereken şu; tam bir zamanlama insanına dönüşmelisiniz. Düşman saldırılarındaki müzikal ritmi yakalar ve darbeyi almadan hemen önce Ki Savunması tuşuna (Üçgen) basarsanız bir süre sonra düşmanı savunmasız bırakıyorsunuz. Bu kısa an da en iyi saldırılarınızı yapacağınız yer demek.
Ki barının hızlı boşalması canınızı sıkmasın. Vuruşlarınızın hemen ardından hızlıca R1’e basarsanız, kılıcınızın üstündeki kanı temizliyorsunuz ve bu da Ki barınızı bir anda doldurup özel saldırılar yapmanıza olanak tanıyor. İlk etapta oldukça zor gelecektir Ki Savunması yapmak ancak ritm olayını çözdüğünüz anda bir güneş gibi parlayacak aksiyon. Bütün olay ritmde, kanlı bir Guitar Hero oynadığınızı hayal edin. Bunu çözdüğünüz anda, en sıkı düşmanlar bile sizden korksun. Gene de başınız çok ağrırsa diye zorluk ayarını da değiştirebiliyorsunuz, unutmayın.
Yakın dövüş oyunun temelini oluşturuyor olabilir ancak ok-yay ikilisi, bomba ve dönemin teknolojik gelişmelerine bağlı olarak ateşli silahlar da hizmetinizde. Özellikle gizlilik teması ile bir yere sızacaksanız, ilk etapta ok ve tüfek ile temizleyebildiğiniz düşmanı haritadan silmenizde fayda var. Tüfek ve gizlilik yan yana ne kadar uymuyor, değil mi? Ne yazık ki vasat sayılabilecek yapay zeka yüzünden bu ikili gayet güzel işliyor. Bir düşman üssünü temizlerken tüfek ile ateş ediyorsunuz, ölen arkadaş dışında kimse durumdan rahatsız olmuyor. Hemen yanı başlarında birini gürültülü şekilde temizlerken bile oralı olmuyorlar bazen.
Ronin’i Ronin Yapan İyi Bir Stildir…
Rise of The Ronin’e RPG öğeleri katan bir ekipman sistemi mevcut. Burada silahları ve kostümlerinizi geliştirebiliyor, daha iyisini aldığınızda seviyenizi yükseltebiliyorsunuz. Tabii ki bu işlemleri hızlandırabileceğiniz pek çok satıcı haritaya çil yavrusu gibi dağılmış durumda. Bunlarda alışveriş yapabilir, seviyesi düşük kalan silah ve giysilerinizi okutabilir ve hatta üretim parçaları elde etmek için parçalatabilirsiniz.
Giyilebilir ekipmanların Zırh ana başlığı altında dörde ayrılması, size güzel bir esneklik tanıyor. Kıymetli ekipmanlar 4-5 ekstra özelliğe sahip olduğu için kafanıza göre oynayıp size en uygun zırhı yaratabiliyorsunuz. Bir İngiliz beyefendisinin fötr şapkasını takıp samuray gövdesini kuşanabilir, elinize deri bir Amerikan subayı eldiveni geçirirken ayağınıza takunya giyebilirsiniz. Görüntü gayet komik, biliyorum ama sizin için doğru etkiye sahip zırh buysa hiç sesinizi çıkarmayın.

Sağda solda bulacağınız demirciler, Bağ Devri diye bir seçeneğe sahip. Burada gerekli materyallere sahipseniz bir silaha veya giysiye (eğer boş yer var ise) başka bir ekipmanın özelliklerinden birini atayabiliyorsunuz. Diyelim beş slotluk bir kılıca sahipsiniz ama dört slota atanmış ekstra var, biri boşta. Kullanmadığınız bir tüfekte yer alan ve size %3.7 oranında ”Habersiz Düşman Saldırısında Korkutma” gibi spesifik bir ekstrayı çekip alıyor ve kılıcınızın boş slotuna atıyorsunuz. Bunu yapınca ekstra alınan tüfek ortadan kalkıyor ama istediğiniz bir ekstrayı kılıcınıza çekmiş oluyorsunuz. Tertemiz sistem, deneysel işlere oldukça açık.
Kurşun Ata Ata Biner, At Bine Bine…
Saçma bir ara başlıkla yoluma devam ediyorum, artık özür bile dilemeyeceğim. Kabullenin beni. Ronin’imizin güzel mi güzel bir atı var arkadaşlar. Hayret, oyunlarda karşımıza çıkmamış bir özellik. Bir ıslıkla yokluktan beliren bu şeytani at ile uzun yolları almanız mümkün ancak harita gayet cansız olduğu için sürekli hızlı seyahat yaparken bulacaksınız kendinizi. Üç haritaya da ilk kez adım attığınızda at ile dolanmak bir süreliğine keyifli geliyor ancak buradaki kilit kavram ”bir süreliğine”. At ile yol almanız gereken, bir ihtiyaca dönüşen görev sayısı bile ikiyi geçmiyor. Bu da Team Ninja’nın bile ata ne gözle baktığını gösteriyor bize.
Atı bırakalım bir kenara, olmadık noktalara ulaşmamıza izin veren ilkel planöre de sahibiz. Bizi çekik gözlü Hezarfen Çelebi’ye dönüştüren bu aletin ulaşıma katkıları tartışılmaz ama daha büyük keyfi gizlice düşman öldürmede veriyor. Rise of The Ronin aksiyonda gizlilik tercihini size açık bir dille anlatmıyor, kendi başınıza keşfedin istiyor. Planör de bu keşiflerin en keyifli kısımlarından. Dünyadan bir haber ıslık ata ata dolanan bir düşmana sessizce tepeden çökmek aşırı keyifli. Bu özel yeteneğin kontrolleri de sorunsuza yakın.
RPG öğeleri var dedik, silah ve kıyafet gelişimleri havada uçuyor dedik ama asıl özellikten henüz bahsetmedik. Ancak bu kadar yer ayrıldığı için ne yazık ki bundan bahsedemiyorum gibi saçma bir cümle de kurmayacağım için gelin birazcık İstatistik’lerden bahsedeyim. Oyunda aksiyon başarılarınız birikiyor, ölmeden herhangi bir Saklı Yalım Sancağı’na gider ve çakıl taşlarınızı çakarsanız, birikimleriniz dört ana başlıkta tecrübe puanına dönüşüyor. Kuvvet, Çeviklik, Karizma ve Zeka başlıklarında hem ana puanlarınızı, hem de başlık ile aynı isimdeki puanlarınızı harcayabilirsiniz. Dört başlığın altındaki gelişim ağacı hiç de fena değil, adım adım Ronin’inize farklı yetenekler veya mevcutların gelişmiş versiyonlarını hediye edebiliyorsunuz. Olmuş.
Işıkları söndürüp gitmeden önce bir şikayetim olacak. Açılış videosunda ve nadiren de ara videolarda kahramanımız seslendirilmiş. Onun dışında bir kelime etmiyor, ölüm sessizliğine bürünüyor. Kediyi, kuşu bile seslendiren, sokaklara geveze NPC’ler serpiştiren Team Ninja, ana karakterden ne istedin yahu?! Hiç seslendirilmemiş olsa gene şikayet etmem, içime atıp dağlara çıkar ve yalnızlığımla birlikte bağırırız ama durum böyle de değil. Tam yeri değil ama bir alkışı da burada alalım; oyunda gayet temiz çevrilmiş bir Türkçe dil desteği mevcut. Eli emeği değen herkese teşekkürü borç bilirim.
Rise of The Ronin çok ilginç bir oyun. Uzun bir süre gerçek yüzünü göstermiyor, 5-6 saat boyunca ekşi bir suratla oynuyorsunuz. Bu sürenin ardından vites yükseltiyor oyun, hikaye şekilleniyor ve sürekli yeni oyun dinamikleriyle tanışıyorsunuz. Bu tanışmaların yolu hep aksiyona destek çıkıyor ve Team Ninja’nın en iyi yaptığı işi bu sefer çok daha iyi yaptığını anlıyoruz. Devasa, görsel dili başarılı ama cansız duran haritalarda yan görev eksiği hissediliyor ancak sürekli tercihlerinizle verilip yön değiştiren hikaye görevleri çok başarılı. Aksiyon asla sıkmıyor, standart düşmanlar bile 10-15 saniyelik taktik savaşına dönüştürüyorlar işi. Sonra bir bakmışsınız, 40 saatin nasıl geçtiğini anlamadan hala kılıç sallayıp dururken buluyorsunuz kendinizi. Biraz daha büyük bir bütçe, üzerinde mesai harcanmış grafikler ile Rise of The Ronin başka yerlere gelebilirmiş. ”Yılın hiti”, ”son yılların klasiklerinden” gibi takıları alması mümkün değil ancak bu haliyle de deneyimlenmesi gereken, çok sıkı bir yapım Rise of The Ronin.
Frpnet Puanı
Hikaye / Sunum - 8
Grafikler / Atmosfer - 7
Oynanabilirlik - 8.2
Sesler - 8.2
7.9
Aksiyona doymak isteyenlere!
Teknik kusurları ve dizayn tercihlerindeki bazı hatalarına rağmen soluksuz aksiyonu ile bu yılın iyi oyunlarından Rise of The Ronin.






