Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Fantastik Eserlerin Çevirisi

Fantastik Eserlerin Çevirisi

Fantastik eserlerin çevirisi konusu (bu yazıyı okuyanların çoğu benimle hemfikir olacaktır diye umuyorum) üzerinde en fazla tartışılan, herkesin bir şeyler söylediği ve önerilerde bulunduğu bir konu olageldi. Kimileri bazı sorunlu kelimelerin olduğu gibi kalması gerektiği, bazıları da ne olursa olsun çevrilmesi gerektiği fikrini savundu, ama şimdiye kadar bu konuda bilimsel, akademik bir çalışma yapılmamıştı.

Az sonra okumaya başlayacağınız metin bir buçuk senelik bir çalışmanın ürünüdür. Phoenix Yayınevi bünyesinde, hocamız Dr. A. Şirin Okyayuz Yener’in etrafında kurulan takımımızın ve bizim naçizane tecrübelerimizle vücuda gelmiştir.

Ülkemizde bu konuda yazılan ilk bilimsel çalışma olması bizim için anlatılamayacak bir onurdur. Üstüne üstlük, bu işle uğraşan bütün meslektaşlarımıza da bir kaynak teşkil ederek çeviri sürecinde karşılaşabilecekleri sorunları (tabir caizse) “kitabına göre” çözebilmelerini sağlayabilirsek, bu en büyük mutluluklarımızdan olacaktır.

İzninizle, tamamen bana ait olmayan bu metin ile ilgili sunmak istediğim şükranlarım var…

Dostum ve meslektaşım Yiğit’e engin yardımları ve önerileri için ve bize vaktini ayırıp karşılaştığımız sorunları çözmede hep yanımızda olan Şirin hocama paha biçilmez emeği ve uğraşısı için teşekkürü borç biliyorum.

Volkan Dalkılıç
PHOENIX Yayınevi

İlk olarak “Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü Dergisi – Çeviribilim Uygulamaları” Aralık 2002 sayısında yayınlananmıştır.

FANTASTİK ESERLERİN ÇEVİRİSİ

Dr. Şirin Okyayuz YENER*
Volkan DALKILIÇ**

ÖZET

Türkiye’de son yıllarda yaygın olarak okunan bir edebi tür olan fantastik eserlerin çevirilerinde değişik yaklaşımlar bulunmaktadır. Çalışmada bu eserlerin metinsel özellikler ve çeviri süreci anlatılmıştır. Bu eserlere özgü sayılabilecek sorunlar yedi ana başlık altında toplanmış ve verilen bilgiler ışığında belirli çeviri yaklaşımları ve kısıtlamaları örneklerle tartışılmıştır. Çalışmanın sonunda çevirmenlerin, yayınevlerinin ve okuyucuların fantastik eserlerin çevirilerine nasıl katkıda bulunabileceklerine değinilmiştir.

1. GİRİŞ: FANTASTİK EDEBİYAT VE UNUTULMUŞ DİYARLAR

Fantastik edebiyat eserleri, ya da diğer bir değişle “fantezi romanlar”, dünyada ve Türkiye’de yoğun ilgi gören eserlerdir. Fantastik kurgu dünya mitolojisinin etkileriyle yaratılmıştır. J.R.R Tolkien’in Lord of the Rings (1968) (Yüzüklerin Efendisi 2001) eseriyle modern fantastik edebiyatın esaslarını oluşturan yazar olduğu söylenebilir. Ancak fantastik kurgu Tolkien ile başlamamıştır. Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” ndan, Kral Arthur Efsanesi’nden, Beowulf’dan, İlyada ve Odysseia’ya kadar, hatta Dante’nin Cehennem’i bile klasik fantastik eserler arasında sayılabilir.

“Ne olurdu eğer…” sorusu tüm kurgunun kalbinde yatar, ancak fantastik kurgunun günlük yaşamdan beklenenleri bir kenara bırakma eğilimi, okuyucuları yeni olasılıklar keşfetmeye itmektedir. Fantastik kurgunun birer sonucu olan oyunlar ise mükemmel sosyal etkileşim araçları sağlayarak, gerek masa başında, gerekse bilgisayar karşısında tutkunlarını hayal sınırlarına zorlamaya, kendi kaynaklarını yaratmaya, hikaye anlatım becerilerini geliştirmeye sevk eder ve eğlendirir (Cunningham 2002:i-iii).

Bu tür eserlerin yazıldığı ve çevrildiği tüm dillerde hayran kitleleri oluşmuştur. Bu hayranlar yoğun bir şekilde birbirleriyle iletişim halinde olup son gelişmeleri, son çıkan kitapları ve bunlardan türetilen masaüstü ve bilgisayar oyunlarını takip etmektedirler. (Buna ilkemizden örnek verecek olursak Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ ve İTÜ’de kurulan Bilim Kurgu ve Fantezi Toplulukları ve çalışmada adı geçen yayınevleri, internet siteleri sayılabilir.)

Fantastik eserlerin bir de son yıllarda farklı odaklanmaları olan türlerinden, akımlarından söz edilebilir. Ankira Yayınevinin Türkçe’ye çevirttiği Ravenloft eserleri (örn: Knight of the Black Rose, Spectre of the Black Rose, Vampire of the Mists, v.b) ve çalışmamızda örnekleyeceğimiz Phoenix Yayınevinin Türkçe’ye çevirttiği Unutulmuş Diyarlar eserleri bunlardan sadece ikisidir. Unutulmuş Diyarlar yaklaşık otuz yıl önce Ed Greenwood adlı bir yazar tarafından yaratılmış fantastik bir dünyadır. Yaratıldığı günden beri hakkında yüzden fazla roman yazılan (örneğin, Elaine Cunningham’ın Starlight and Shadows üçlemesi veSongs and Swords serisi, R.A Salvatore’nin The Dark Elf Trilogy, Troy Denning’in Return of the Archwizards üçlemesi) ve bundan da fazla oyun üretilen bir fantastik olgu olarak açıklayabiliriz Unutulmuş Diyarları. Greenwood’un kendi ifadesiyle Unutulmuş Diyarlar adeta Zindanlar ve Ejderhalar (Dungeons and Dragons) oyununun “evi” haline gelmiştir (2002:önsöz). Dünya çapında bu eserlere ve oyunlara gösterilen yoğun ilgi Türkiye’ye de yansımıştır ve bir çok İngilizce eser Türkçe’ye çevrilmiştir ve çevrilmektedir (örneğin Elaine Cunningham’ın Counselors and Kings üçlemesi-Phoenix Yayınevi, Ed Greenwood’unElminster dizisi – Phoenix Yayınevi, ve R.A Salvatore’nin The Dark Elf Trilogy – Arka Bahçe Yayınevi).

2. FANTASTİK ESERLERİN TÜRKÇE’YE ÇEVİRİLERİ

Fantastik eser çevirmenliği son yıllarda ülkemizde rağbet görmüş bir alan olup, gerek eserlerin kendileri, gerekse çevirileri üzerine söyleşiler ve benzeri etkinlikler yapılmıştır. Fantastik eserlerin çevirilerini diğer edebi türlerin çevirisinden ayrı kılan bir takım özellikler bulunmaktadır. Her edebi türün kendine özgü bir takım nitelikleri bulunduğu ve bunların çevirmenlerce bilinmesi gerektiği çeviri kuramında vurgulanan bir konudur (Nord 1997:37). Fantastik eserlere çeviri açısından nasıl yaklaşılması gerektiği konusu üzerinde bir fikir birliğine varıldığını söylemek pek mümkün değildir. Değişik kişilerin ve yayınevlerinin öncülük ettiği akımlar ve eğilimlerden farklı tarzları benimsemiş çeviriler çıkmaktadır. Örneğin, bir yayınevi tüm yaratık, yer v.b özel isimleri aynen İngilizce olarak bırakmak, Türkçe deyimleri kullanmaktan kaçınmak gibi bir yaklaşım benimserken, diğer bir yayınevi tüm özel isimlere Türkçe karşılıklar bulup eserlerde Türk kültürünü yansıtmaktan çekinmemiştir (Örneğin bkz Arka Bahçe Yayınevi’nin The Dark Elf Trilogy’nin çevirilerinde İngilizce isimlerin kullanımı [“gray dwarf”], Ankira Yayınevi’nin çevirilerinde bazıları aynen alınmış bazıları ise çevrilmiş yaratık isimleri, Yapı Kredi Yayınları’nın Harry Potter dizisinin çevirisinde ve Phoenix Yayınevi’nin Elminster Series, Counselors and Kingseserlerinin çevirilerinde çoğunlukla çevrilen yaratık isimleri). Bu tartışmalar genelde edebi eserlerin nasıl çevrilmesi gerektiği konusundaki tartışmaların benzeridir, çünkü özünde çeviri eserin nasıl bir eser olması gerektiği düşüncesi yatar (bkz. Becker 2000:405-428).

fantastik-kitap-ceviri-makaleÜlkemizde, bu alanda emek verenlerin etkisinde, iki farklı eğilimden söz edebiliriz. İlk eğilime göre: fantastik eserlerde aktarılan, çizilen dünya tamamen farklı, özgün bir dünyadır, özü korunmalı ve eserin aslına sadık kalarak çeviri yapılmalıdır. Bu çeviri kuramcılarının “sadık” çeviri diye adlandırdıkları eğilime benzemektedir (sadık çeviri kavramı için bkz Munday 2001:19-22). İkinci eğilimde olanlara göre bu eserlerin özgünlüğü tartışılamaz ama, yine de eserlerde yaratılan dünya için bir söylem oluşturularak daha zevkle okunacak eserler verilirken, bir yandan da edebiyatımız zenginleştirilmelidir. Bu düşüncede olanlar ise erek odaklı çeviri diye adlandırılan genel yaklaşıma yakın fikirler benimsemektedirler (erek odaklı çeviri kavramı için bkz Hermans 1999:75-77). Bu düşünceyi daha da ileri götürenlere göre ise, özgün eser (kaynak eser) ile çevirisi (erek eser), arasında bir denge kurulmalıdır. Bu uğraş bir çok etkenle şekillenmeli ve bir çok eksende seyretmelidir. Bu da Çoğuldizge Kuramı çerçevesinde öne sürülen fikirlere koşut bir yaklaşımdır (çoğuldizge kuramı için bkz. Toury 1995:167-175).

Fantastik eserler ülkemizde geçmiş yıllarda şimdiki kadar yoğun basılmadığı için, çevirmen daha önceki örneklerden çok kısıtlı olarak yararlanabilmektedir. Diğer yandan ülkemizde fantastik kültür, çoğunlukla son yıllarda moda olan İngilizce oyunları sayesinde özellikle belli bir kitlenin (daha çok gençlerin), yakından bildiği ve tanıdığı ve benimsediği bir olgudur. Çevirmen böyle bir durumda var olmayan bir söylemi (fantastik eser dili), var olan bir kültüre (fantastik eserlerin temelini oluşturan İngilizce oyun v.b) göre yaratmaya çalışacaktır. Oyunları oynayanlar kendi aralarında belirli isimlere karşılık bulmadan İngilizce’lerini kullanarak anlaşabilmektedir (örneğin “archwizard bir fireball attı”). Bu bağlamda, çevirmenin hangi yaklaşımı benimseyeceğini bilmesi için, eserin çevirisine başlamadan okuyucuların beklentilerini saptamaya çalışması gerekecektir. Gerek internetten (bkz: http//boards.gamers.com/messages/overview.asp?name=sohbet), gerekse bu tür eserleri basan yayınevleri (bkz: www.ankira.com, Arkabahçe, Phoenix, İthaki Yayınları, YKY v.b.), alana gönül vermiş kişiler (www.lostlibrary.org – www.kayipdunya.com) ve bu kişilerin oluşturdukları dernek (örn: Hacettepe, ODTÜ ve İTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi dernekleri) ve kuruluşlardan/toplantılardan (örn: METUCON), ve çevirmenlerden edinilen bilgiler ışığında okuyucuların bir takım beklentileri şu şekilde sıralanabilir: eserin kolay okunması, değişik fakat anlaşılabilir bir dünya kurgulanması, yaratıcı bir eser sunulması, var olan söylemin ve eğilimlerin devam ettirilmesi v.b. Bu bilgiler ışığında varılabilecek sonuç kısaca şu şekilde özetlenebilir: çevirmenin özgün esere sadık kalarak, esere Türkçe yeniden yazarcasına yaklaşmalıdır.

3. FANTASTİK ESERLERİN METİNSEL ÖZELLİKLERİ VE ÇEVİRİ EKİBİ OLUŞTURULMASI

Çevirmen ilk aşamada kaynak metnin özelliklerini saptamalıdır. Bu bağlamda fantastik eserleri çeviri amaçlı incelediğimizde bir takım çarpıcı metin özelliklerini sayabiliriz. Metinleri çevirmeden önce yapılması gereken araştırma süreci, terminoloji taraması, bilgi birikimi (art-alan bilgisi) v.b. göz önüne alındığında eserler teknik çevirilerin özelliklerini sergilemektedir (teknik metin çevirisi için bkz. Aksoy 1998:75). Bu ön araştırma, eser inceleme aşaması için geçerlidir. Eser çevrilmeye başlandığında ise herhangi bir edebi eserdekine benzer bir takım zorluklar (örneğin: söz sanatları, konuşma dili v.b) göze çarpmaktadır (edebi eserlerin çevirilerinde sorunlar için bkz. Bengi-Öner 1999:137-147). Son aşamada ise, editörlük boyutunda, erek dili iyi bilmek, bir yandan yaratıcı, diğer yandan kaynak esere sadık seçimleri saptayabilmek gerekecektir. Kısaca fantastik eserler teknik ve edebi çeviri özelliklerini birleştirir.

Çevirmenin deneyim sahibi veya eğitimli olması ve fantastik kültürü, özellikle de bu yeni odaklanmalarını çok iyi bilmesi gerekecektir. Ya da en azından bu söyleme ve edebi türe aşina olan çevirmenin bu kitaplara özgü art alan bilgisini nereden, nasıl araştıracağını bilmesi gerekmektedir. Çevirmen eğer fantastik edebiyatın son örneklerine ve güncel söylemine ancak belirli bir ölçüde aşinaysa kendisine araştırmasında yardımcı olacak birini bulması gerekecektir. Ülkemizdeki yayınevlerinin çeviriler için ayırdıkları süreler ve benzeri etmenler düşünüldüğünde her halükarda fantastik eser çevirilerini bir ekip olarak yapmanın daha verimli olabileceği savunulabilir. Bu uğraşın tek kişi tarafından üstlenilmesi hem zor, hem de verimsiz olacaktır. Çeviri ekibinin kimlerden oluşacağı ise metnin değinilen özelliklerinde gizlidir. Ekibin ilk elemanı art alan bilgisini sağlayacak araştırmacı olmalıdır. Bu kişi kim olabilir? Bu şahsın fantastik eserleri ve bu eserlerin tabanını oluşturan geçmiş örnekleri (fantastik literatürü) ve masaüstü ve bilgisayar oyunlarını yakından tanıması ve fantastik eserlere özgü o dünyalardaki “anlamlamaları” iyi bilmesi gerekecektir. Türkiye koşullarında bunun bir profesyonelden çok bu alana gönül vermiş bir kişi olması olasıdır. Böyle bir kişi internet sitelerinden, fantastik edebiyat ile ilgili dernek ve kuruluşlardan aranabilir. İkinci eleman ise çevirmendir. Çevirmenin çeviri alanında eğitim almış olması veya en azından deneyimli olması bir zorunluluktur. Ancak bunlar kesinlikle yeterli olmayıp bu şahısın, kullanılacak söyleme uyum sağlayabilmesi, bu araştırma ve karar evrelerine zaman harcayacak kadar profesyonel olması ve eseri kendi elinden çıkacak bir yapıttan daha çok ekibin fikirleri ışığında oluşacak bir ürün olarak görebilmesi çok önemlidir. Ekibin üçüncü elemanı ise söz edilen bu söylemi bilen ya da en azından aşina olan, Türkiye’de son zamanda basılmış benzer türdeki eserleri okuyan ve bu tür edebiyatı hem Türkçe’sinden hem de yabancı dilden okuyabilecek kadar yetkin olan bir editör/danışmandır. Bu nitelikteki şahıslardan bir çoğu zaten bu edebi türün çevirilerini yaptıran yayınevlerinde çalışmaktadır. Bu kişinin görevi ilk elemanın araştırması ile ortaya konulacak verileri bir bütün içinde değerlendirmek, uzun vadeli kararlar vermek ve hem eserlerin özelliklerini, hem de okuyucuların beklentilerini aynı anda düşünebilmektir.

Bu kitaplar satışa sunulduğunda alacak olan kitle fantastik edebiyata gönül vermiş ve bu türe aşina olan kişiler olabileceği gibi, kitabın kapağını beğenip de alacak, ya da değişik bir şeyler okumak için bu kitabı seçecek kişiler de okuyucu kitlesini oluşturabilmektedir. Çevirmen okuyucunun fantastik kültür bilgisini küçümsememeli, diğer yandan okuyucunun bu türe aşinalığını gözünde büyütmemelidir. Seçimler bu bilgiler ışığında yapılmalıdır. Çevirmen bu çerçevede metni bir bütün olarak anlaşılır kılmanın ötesinde, metin içindeki kavram ve sözcükleri de özenle seçmeli, metne ayrı ayrı kısımlar (örneğin terminoloji) ve bir bütün (örneğin söylemi) olarak aynı anda yaklaşabilmelidir. Yapacağı seçimlerin ülkemizde son yıllarda belirgin bir ilgi toplayabilmiş bir edebi türe ilişkin olduğu düşünülürse, uzun vadeli seçimler yapmalı, bunları tutarlılık içinde yansıtmalı ve kullanmalıdır.

4. FANTASTİK ESERLERİN ÇEVİRİLERİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Çevirmenin tüm bunları göz önünde bulundurması çeviriye başladığı anda ona yardımcı olabilecektir. Çeviri edimi sırasında ise deneyimlerimiz ışığında altı başlık altında toplayabileceğimiz fantastik türe özgü sorunlarla karşılaşabilir.

İlk başlıkta söz dizimi ve yapı bilgisi sorunları ele alınabilir. Bu konu altında bir çok alt başlıktan söz etmek mümkündür ve bunların da bir kaçı genel edebi çeviri sorunları ile örtüşecektir. Ancak bu türe özgü sorunlardan söz etmenin daha verimli olacağını düşünerek, bu başlık altında söz edilebilecek bir çok sorundan yalnızca biri olan, eylem öbeklerinden oluşan ad öbekleri (ya da tam tersi, ad öbeklerinden oluşacak eylem öbekleri) örneklenebilir. Unutulmuş Diyarlarda belli başlı sekiz büyü okulu, ”büyücü türü” belirtilmektedir. Belirli okullardan gelen büyücülere özgü büyüler bulunmaktadır. Örneğin “diviner” adıyla anılan “kahinler”, “divination”-“kehanet büyüleri” yapmaktadırlar. “Diviner” sözcüğünden türetilen “divination” (ya da tam tersi) örneğinden de anlaşılacağı gibi İngilizce’nin yapısı gereği kimi ad öbeklerinden eylem öbekleri (ya da tam tersi) türetilebilmekte, ama iki dilin farklı yapıları düşünüldüğünde bu Türkçe’de zaman zaman mümkün olmamaktadır. Unutulmuş Diyarlar eserlerinde büyücüler genelde mensubu oldukları okulların ve sahip oldukları yeteneklerin kapsamında büyüler yapabildiklerinden, bu okulları bilen ve tanıyan okuyucu, bir büyücünün okulu belirtildiğinde hangi büyüleri yapabildiğini genel hatlarıyla tahmin edebilmektedir, ya da yapılan büyüden büyücünün hangi okuldan olduğu söylenebilmektedir. Bu da çeviride bir şekilde yansıtılmalıdır. Ancak, örneğin “conjuration” okulundan büyücülerin yaptıkları büyülerin eylemi “to conjure up” olarak geçmektedir. “Conjure” sözcüğünün aslen “ika, ifa,” geniş anlamıyla “yapma, etme” gibi karşılıkları vardır. Ama “conjure up” için “ifa etmek, ika etmek” gibi karşılıkların kullanılamayacağı, en azından anlaşılmaz olacağı düşünülebilir. Aynı şekilde “illusionist” okulundan gelen büyücülerin yaptıkları büyüleri tasvir etmek için kullanılan, fantastik bağlamda “göz bağı” anlamına gelen “illusion” için “bir göz bağı yaratmak ya da yapmak” gibi bir karşılıkta da aynı sorunlar ortaya çıkacaktır. Çevirmen bu bilgileri gözetmeksizin değişik okullardan büyücülerin eylemlerine “yaratmak” ya da “yapmak” gibi genel açıklamalar getirirse de bu sefer büyücülerin okullarının ve büyülerinin arasındaki farkı göz ardı etmiş olacaktır.

İkinci başlıktaki sorun terimlerdir. Terimleri herhangi uzmanlık gerektiren bir alana özgü olan ve ancak bu alana aşina insanların bilebilecekleri sözcükler olarak tanımlayabiliriz (çeviride terminoloji sorunu için bkz. Erten 1996:53). Terimler bu eserlere özgü on dört alt-başlıkta toplanabilmektedir: yaratıklar (örn: mindflayer, beholder) ve varlıklar (örn: water elemental, golem), toplumsal (örn: Lord Mayor) ve hitapsal (örn: jordain) unvanlar, sihirler (örn: fire permutation spell, beckoning spell), sihirli aletler (örn: spell scroll) silahlar (örn: halberd, poinard) ve savaş teçhizatı (örn: teeter boards), doğal afetler ve yerler (örn: Evermeet, Netheril, hailstorm) ve coğrafya (örn: Elemental Plane of Fire, Water), giysiler (örn: robe of invisibility) ve süsler (örn: jordain emblem, wizards’ amulet), barınak (örn: floating tower) ve yapılar (örn: houses of coral), yiyecek (örn: rothe) ve içecekler (örn:Haerlu wine, firewine), ulaşım araçları (örn: skyships), din (örn: Temple of Azuth), deyim (örn: Dragon at the gate, May Mystra smile upon thee) ve davranışlar (örn: warding off evil), sosyal (örn: Jordain College, Council of Elders) ve ticari (örn: skie coins, falcon) kültür. Bu başlıklar altında her eserde geçen bir çok örnek verilebileceği gibi, her bir yazarın yalnızca belirli bir kitabında ya da dizisinde geçen, tek seferlik örnekler vermek de mümkündür. Bu çevirmen açısından zorlayıcı olup, ekip çalışmasında sözü geçen alan bilgisine sahip elemanın önemini vurgular.

Üçüncü başlıkta söylemden söz edilebilir. Çeviride kullanılacak olan Türkçe büyük önem taşımaktadır. Dilimiz gerek Latin kökenli, gerek Germen kökenli sözcüklerin ödünç alınması ile ve diğer yandan Arapça’dan ve Farsça’dan alınan sözcüklerin benimsenmesi ile belirli durumlarda örtüşecek, aynı kavram için kullanılabilecek bir kaç seçenek sunmaktadır. Aynı kavramı ya Türkçe olarak, ya da Arapça’dan, Farsça’dan veya İngilizce’den ödünç alındığı şekliyle ifade etmek söz konusu olabilmektedir. Bu durumda çevirmenin eserde dil bütünlüğüne dikkat etmesi gerekecektir. Bir satırda İngilizce’den ödünç alınan bir ifadenin ardından bir sonraki satırda aynı sözcük veya benzer bir olguyu anlatan bir diğer sözcüğün Türkçe’si’nin kullanılması okuyucu açısından zorlayıcı olabilecektir. Gerçi Türkçe’nin bu özelliği bu kitapların diline yatkın olan geniş bir dil bütüncesi sunmaktadır. Örneğin Farsça ve Arapça’dan dilimize geçen, hala kullanılan ve anlaşılan sözcüklerle eserlerde geçmiş zamanların “havası”, “sihir dilinin” yansıması verilebilmektedir. Örneğin “büyücüler başı” yerine “Sihirşah” kullanılması, “deli büyücü” yerine “meczup büyücü” denilmesi, çok güçlü sihirlerle varlıkları çaresiz bırakan, tutsak eden bir aygıt olan “bağlayıcı zincir” yerine “derdest zinciri” ifadesi, günümüzden uzak, anlayabildiğimiz, ama bir parçası olmadığımız dünyaları çağrıştırır. Ancak sözcük seçimlerini yaparken metni anlaşılmaz hale getirmekten de çekinilmelidir. Bu, aslında çeviri kuramındaki tarihsel ve zamansal uzaklık konusunda seçimleri iyi yapmayı kapsayacaktır (tarihsel ve zamansal uzaklık kavramları için bkz. Altay 1995: 21-22).

Çevirmenin bir de bu eserleri oluşturan “dünya” hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu bağlamda şu gibi sorular sorulabilir: söz konusu olan fantastik dünyanın “hiyerarşisi” nedir? Kabul edilen kuralları ve gerçeği nedir? Bunların altında yatan nedenler nelerdir? Bu bağlamda gerek Unutulmuş Diyarlar eserlerinin, gerekse tüm fantastik edebiyatın ve hatta gelecekte karşılaşılabileceği düşünülen verilerin bile göz önünde bulundurulması gerekecektir. Örneğin “sprite” sözcüğünü sözlükteki ilk karşılığı olan “cin” ile karşılayan çevirmen, dizinin bir sonraki kitabında “sprite” adıyla anılan yaratıktan faklı özellikler sergileyen “genie” karşısına çıktığında bunun eşdeğeri Türkçe’de “cin” olduğundan ve bunu daha önce başka bir yaratığı betimlemek için kullandığından, bir karşılık bulmakta zorluk çekecektir. Bir sözcüğe veya kavrama karşılık bulurken gelişigüzel seçimlerin değil, düşünülmüş ve tartılmış seçeneklerin kullanılması gerekir.

Beşinci başlık altında çevirmenin bir de halihazırda satışa sunulmuş eserlerde geçen ve kabul görmüş karşılıklarla kısıtlandığına değinilebilir. Kesin kabul görmüş karşılıklar söz konusu olmasa bile, kısmen yerleşmiş olan çeviriler de bulunmaktadır. Buna fantastik edebiyatta söz edilen bir ırkın ismi olan “elf” sözcüğünün aynen kullanılmasını, yine bir ırk ismi olan “dwarf” için kimi eserde “dwarf” (bkz: The Dark Elf Trilogy eserlerinin çevirileriKara Elf Üçlemesi-Arka Bahçe Yayınevi, ve Hobbit eserinin çizgi roman versiyonunun çevirilerinde- Ithaki Yayınevi), kimi eserde ise “cüce” karşılığının bulunması örnek verilebilir (bkz Tolkien- The Lord of the Rings(1968) eserlerinin çevirileri -Yüzüklerin Efendisi Metis Yayınları 2001).

Çevirmenin bir başka sorunu ise, daha önce de değinilen okuyucu kitlesi göz önünde bulundurulduğunda, eserin hem bir çeviri olması ve hem de kolay okunabilirlik açısından erek dildeki ifadelerin kullanılması gerektiğidir. Ancak bu eserlerin ve oyunların hayranları kendi aralarında genel olarak terimlerin İngilizce’lerini kullanmaya alışmışlardır ve Türkçe karşılıklar bulunması gerektiği her ne kadar tartışılsa da ve belirli okuyucular tarafından kabul edilse de, bunun nasıl yapılacağı, nasıl yapılması gerektiği belirlenmemiştir. Türetilecek karşılıkların ise kabul görüp görmeyeceği belli değildir. Beklentileri çok olan bir okuyucu kitlesi karşısında çevirmenin bir yandan çevirideki sorunları en aza indirgerken bir yandan da aslında kimi okur için bir oyundan türetilmiş, (yani bir anlamda özgün olmayan), bir kaynağa sadık kalması gerekmektedir.

Çevirmenin en önemli sorunu ise tek bir çeviri yöntemi ile metne yaklaşamaması ve çeviri yöntemlerinin, nerede hangi yöntemi kullanacağı, “kaynaktan uzaklaşımları” nereye kadar göze alacağı veya almayacağı gibi seçimlere bağlı olarak belirleneceğidir. Örneğin, yaratık isimlerini bir tutarlılık içinde çevirmek istemek yeterli olmayacaktır, bunları Türkçe yazarak, Türkçe anlatarak, tamamen farklı birer isim vererek, kaynaktaki yazımıyla aynen bırakarak vermek gibi seçimler söz konusudur. Örneğin, içinde Türk alfabesinde bulunan harflerin geçtiği ve Türkçe kolaylıkla telâffuz edilebilen bir yaratık ismini aynen bırakırken bir sonraki yaratık isminde Türk alfabesinde bulunmayan harflerin geçebileceğini, veya Türkçe telâffuzun zor olabileceğini düşünmelidir. Buna örnek olarak “stirge” diye anılan yaratığın isminin çeviride yarattığı zorluğu verebiliriz. “Stirge” adı, “störc” olarak telâffuz edilmektedir, Çevirmenin bunu aynen İngilizce yazıldığı gibi okunsun diye İngilizce olarak bıraktığını varsayarsak, bir sonraki yaratık olan “wemic” de sorun çıkmaktadır. Zira “w” harfi Türk alfabesinde yer almamaktadır. “W” harfini Türk okuyucunun bir şekilde aşina olduğunu varsayarsak, bu sefer de bir sonraki yaratık isminde, örneğin “rothe”de (“rothay” diye okunmaktadır) “th” sesinden dolayı zorluk çıkmaktadır. Çevirmenin bu isimleri aynen bıraktığını varsayarsak karşısına “genie” çıktığında bırakması mı gerekecektir, yoksa “cin” mi diyecektir, ya da “dwarf” aynen kalacak mıdır yoksa “cüce” mi olacaktır. O zaman bazı yaratık isimleri Türkçe bir anlam ifade ederken, çağrışımları varken, bazıları için bu geçerli olmayacaktır. Kısacası çevirmen seçimleri yaparken bir çok etmeni değerlendirmelidir. Bu bağlamda çevirmenin seçeneklerini incelemek gerekecektir.

R.A. Salvatore Röportajı
Elaine Cunningham Röportajı