Son Haberler
Anasayfa » Makaleler (sayfa 48)

Makaleler

Yazarlarımız fantastik kurguyu sizler için araştırmaya devam ediyor.

Yunan Mitolojisi ve Tanrılar

Yunan yarımadasında her şey fevkalade gidiyordu. Kronos’un düşüşünden sonra insanlar yeni Tanrılarına hizmet etmeye ve onları tanımaya başlamışlardı. Yeryüzünün ve Gökyüzünün Efendisi Büyük ve Ulu Tanrı Zeus insanların ateşi kullanmalarına ve kendilerini Tanrılara eş koşmalarına sinirlendikten uzun bir zaman sonra nihayet rahatlamıştı ve siniri de  yatışmıştı. İnsanlar yaşayışlarından mutlu ve huzurluydu. Tanrılar ise Olympos Dağında eğlencelere ve aşklara dalmışlar, insanların dertlerinden uzak, keyif dolu bir şekilde ölümsüzlüklerinin tadını çıkarıyorlardı. Bir yanlarında en tatlısından, güzelinden üzümler, elmalar, portakallar ve daha birçok çeşit meyve; diğer yanlarında ise onlara sonsuz hayatı ve ölümsüzlüğü bahşeden Nektar içeceği durmaktaydı. Haberci Tanrı Hermes ise İda Dağında (Balıkesir yöresinde bulunan Kaz Dağının eski ismi) insanlardan, Tanrılardan ve her türlü canlıdan uzak bir şekilde dinlenmekteydi. Canlıların hayatlarının bu kadar düzenli gittiğine bakılırsa uzun bir tatil onu bekliyordu.Babası Zeus ve bir yağmur perisi olan annesi Maia’nın çocuğu olan Tanrıların Habercisi Hermes insanların yaşadıklarını sürekli babası Zeus’a iletmekten yorulmuştu. Böyle bir tatile gerçekten ihtiyacı vardı. Yaz ayının sıcağında İda Dağında hafif rüzgarlar estiren aynı zamanda Rüzgar Tanrısı olan Hermes kendini serinletiyordu. Fakat İda Dağında kendisinin yalnız olduğunu düşünen Hermes yanılıyordu…

Devamını Oku »

Yazmak Üzerine Notlar

     Öykü yazmamın nedeni, sanatta ve yazında karşılaştığım bazı manzaralar (sahnesel, yapısal, atmosferik vb.) fikirler, olaylar ve de imgeler aracılığıyla bana geçen; hayret, güzellik ve maceraperest beklentinin belirsiz, yakalanması zor, tamamlanmamış etkilerini daha net, detaylı ve sağlam bir biçimde şekillendirebilmenin doyumuna ulaşmak istememdir. Gotik öyküyü (weird stories) seçmemin nedeni hedefime tam olarak uygun düşmesidir –inatla ve tutkuyla hedeflediklerimden biri de, bir anlığına, zamanın, mekanın ve bizi sonsuza dek hapseden, algımızın ötesindeki sonsuz kozmik mekanlar hakkındaki merakımızı engelleyen doğa kanunlarının, askıya alınmışlığı veya çiğnemişliği yanılsamasını başarmaktır. Bu öyküler sürekli olarak korku unsuruna vurgu yaparlar çünkü korku en derin ve en güçlü duygumuzdur ve insanı Doğayı-reddeden yanılsamalar yaratmaya en çok korku iter. Korku, bilinmeyen ve ya yabancı olan her zaman birbiriyle ilintilidir, öyle ki; KORKU’ya vurgu yapmadan doğa yasalarını kırma, evrensel bir yabancılaşma veya bir “hariçsellik” sunan ikna edici bir tablo ortaya konamaz. Öykülerimde zamanın büyük bir önem taşımasının nedeni, bu unsurun aklımda, son derece dramatik ve evrendeki en korkunç şey olarak yer etmesidir. Zamanla çatışmayı, tüm insanlık anlatımında en kuvvetli ve verimli tema olarak görüyorum.

Devamını Oku »

Yaşasın Cahillik

    Kitaplar düşürmüştü bizi ağlarına. Kandırmışlardı bizi, güzel renkli renkli kapakları ile, kavrayıp çalmışlardı bizi gerçek dünyanın pembe düşlerinin arasından. Bağımlı olalım diye onlara, sayfa sayfa aşılamışlardı kendilerini içlerimize. Yemek yemek, su içmek gibi olmaya başlamıştı kitap okumak. Günde üç defa yemeklerden sonra… Kurtulmaya çalıştık, aptal kutularının içinde kaybolmaya. Bırakmadılar peşimizi. Bir kere girmişti benliğimize kitap okumanın kışkırtıcı dürtüsü. Aptal kutularında huzuru bulmayalım diye sinsice yemyeşil masmavi pespembe rengarenk simsiyah dünyalar sundular bize. Ulaşması da çok kolaydı bu boyut kapılarına. Ufak kapalı bir kutu gibiydi. Boy boydu renk renkti hepsi.Çantalara bile sığıyordu bu uçsuz bucaksız evrenlerin anahtarı. Her yerde kışkırtıyordu bizi onu açmamız için. Devamlı yeni hikayeler yeni maceralar anlatacağını, yepyeni düşünceler ile bizi zenginleştirip bireysel aydınlanmamızı sağlayacağını fısıldıyordu gözlerimize. Benliğimiz onun gibi zeki onun gibi engin bir düşman karşısında zayıf kalıyordu. Kanıyorduk anlattıklarına, izin veriyorduk götürmesine bizi ordan oraya.

Devamını Oku »

Kara Büyücü – Aleister Crowley

The Beast – Canavar´ın Yaşamı Yüzyılımızın en büyük kara efsanesi kuşkusuz Aleister Crowley´dir; Kara büyücü, ozan, yazar, gezgin, seksomanyak, dahi, çılgın, yalnız ama çevresini yok eden bu inanılmaz insanın yaşamını sizlere aktarıyoruz. Crowley, doğaüstünün güçlerini kullanmayı gerçekten biliyor muydu? Çevresinde oluşan korku çemberinin ardında ne vardı? “Şeytan´ın Temsilcisi” denen bu adam, hangi güçlere sahipti? Kısacası Aleister Crowley kimdi? 1875 yılının 12 Ekim gecesinde, İngiltere´nin Warwickshire yöresindeki Leamington´da yaşayan Crowley ailesine bir erkek bebek katıldı, bebeğe Edward Alexander adı verildi, o soğuk Britanya gecesinde doğan bu çocuk, gelecekte Orta Çağ gizem ve maji anlayışında bir anlamda rönesans ve reformu tek başına gerçekleştirecek bir efsaneye dönüşecekti. Onun doğduğu yıl, bir diğer efsane, bir diğer gizem ustası olan Helena Petrovna Blavatsky, Teosofi Derneği´ni kuruyordu. Sonraki yıllarda Crowley, bu rastlantıyı çok önemsedi, çok anlamlıydı çünkü Crowley ve Blavatsky, doğal olarak benzer bir misyonu sürdürdüler, her ikisi de oluşturdukları kanalla İnsanüstü´nün bilgisini ve gücünü evrensel zeka düzeyinde ortaya koydular, her ikisi de Hıristiyanlığın yanlış ve zararlı doktrinlerine karşıt bir perdeyi oluşturdular…

Devamını Oku »

Lovecraft – Korku Edebiyatının Kralı

Korkuyu yaşayarak yazdı…Yazdıkları gerçekle karışıyordu… İnsanlığın bu günkü karanlığına neden olan güçleri anlattı.. Türk okurlarının birkaç meraklısı dışında hiç tanımadığı Howard Phillips Lovecraft zor da olsa birkaç paragrafa sığdırma çabasında olacağız. Dünya korku edebiyatında çok önemli bir yeri olan Lovecraft, eğer sadece bir korku romancısı veya öykücüsü olsaydı, belki sayfalarımızda yer bulamayabilirdi fakat Lovecraft yazdıklarını yaşadığını ima eden ve başka uzmanlar tarafından bu yönüyle tanımlanan biriydi. Onun romanları günümüzde çok daha pop olsa da, Stephen King veya Dean Koontz gibi büyük korku yazarlarının çıkış noktası ya da ilham kaynağı oldu. Bu kadar da değil, Lovecraft, bir çok sinema başyapıtının kaynağı olarak da, korku sinemasının vazgeçilmez kaynaklarındandı. Son aylarda perdede ve ekranda birkaç kez izlediğimiz, başrolünü Jurassic Park´ın yıldızı Sam Neill´in oynadığı “In the Mouth of Madness – Çılgınlığın Ağzında” onun 1931´de yayınlanan en etkin romanlarından biri olan “At the Mountains of Madness”den ortaya çıkan bir alıntıydı. Neyse, kimdi Lovecraft, nasıl yaşadı ama daha da önemlisi amacı neydi? Yarattığı korku evreni, çılgın bir beynin hayalleri miydi yoksa “yaşadıklarım, beni çıldırtacak, yazmak istedim ama çok azını…” dediği gibi gerçek miydi?

Devamını Oku »

Necronomicon – Ölüler Kitabı

DELİ ARAP VE ÇILDIRTAN KİTAP      Necronomicon nedir? O kadar çok ismi var ki ve hakkında o kadar çok efsane oluşmuş ki, bırakın kendisini hakkında yazılanlar ciltleri dolduruyor; “Arabın Kitabı”,”Ölü İsimlerin Kitabı” veya “Ölülerin Çağrı Kitabı” ya da “Çıldırtan Kitap” kısacası bu bir mitik kitap. Yazarının adı El Hazret veya El Azif. Yani meşum yazar Şamlı bir arap. İnançlara ve de bilinenlere göre Necronomicon gerçek bir büyücünün el kitabı ve hiç şakası yok. Bazılarına göre, böyle bir kitap hiç yok, sadece Amerikalı korku yazarı Lovecroft´un hayallerinin ürünü, bazılarına göre ise var ama yerini kimse bilmiyor. Kısacası Necronomicon, tam manasıyla gizem dolu.

Devamını Oku »

Büyü Gerçekten Var Mıdır?

     Her çağda olduğu gibi günümüzde de, büyü insanların en çok ilgilendi­ği konulardan birisidir. Büyücüler daima merak edilirler ve onlara ulaşmak isteyen çok sayıda insan vardır. Günümüzün büyücüleri olan psikiyatrlar ve ruhsal danışmanların yaptıkları şey, geçmişin kabile büyücülerinin yaptıklarından pek farklı değildir. Ama aradaki fark resmiyettir yani kurumsallıktır. Büyü doğası gereği bunu yapamamakta ve saklanmayı tercih etmektedir. Bu yazıda büyünün yakın tarihçesini, antropolojik yapısını ve günümüzdeki dönüşümünü okuyacaksınız.

Devamını Oku »

Vampirler ve Vampirizm

Karpatlar’a hoşgeldin arkadaşım. Seni sabırsızlıkla bekliyorum. Bu gece iyi uyu. Sabah 3’te Bukoniva için parti başlayacak; senin için hazırlanmış o yerde. Borgo Pass’de at arabam senin için bekliyor olacak ve seni bana getirecek. Umarım Londra’dan başlayan yolculuğun iyi geçmiştir ve umarım ki benim güzel evimde kalmaktan hoşlanacaksın.       Dracula, Bram Stoker

Devamını Oku »

Mitoloji Nedir?

“ … Zeus ilk gençlik çağına gelince babası Kronos’ u tahtından indirdi ve onun yerini aldı. Fakat iş bununla bitmedi. Yerin altında zincire vurulmuş olan mağrur devler yeni Tanrıyı istemediler. Sinirlendiler ve homurdanmaya başladılar. Devler homurdanıp kapatılmış oldukları mağaraları zorladıkça yer kabuğu sarsılıyor, dağlar devriliyor, korkunç depremler oluyordu. Zeus bu depremlere sebep olan devleri serbest bırakmak istedi ve yerkabuğunu kaldırarak Titan adı taşıyan ve dünyayı rahatsız eden bu korkunç devleri salıverdi. Fakat yer altından çıkar çıkmaz nankör Titanlar Zeus’ la savaşa girdiler. Olympos’ a ulaşıp Ulu Tanrıyı devirmek için önlerine çıkan dağları birbiri üstüne yığdılar, kocaman kayaları Zeus’ a fırlattılar. Bunlardan bazıları denize düştü, adalar meydana geldi, bazıları karalara isabet etti, tepeler oluştu. Zeus bunca olaya göz yumamazdı ve yeraltına inerek oraya hapsedilmiş olan Cyclops’ ları ( Tek gözlü devler) kurtardı.

Devamını Oku »