Röportajlar

Bu Yolculuk Hiç Bitmesin İstedik – Karadut Ekspres Röportajı

Karadut Ekspres siyah-beyaz çizimleriyle göz kamaştıran bir iş. Biz de yazarı Yigilante Kocagöz‘e ve çizgi romanın çizerlerine sorduk: “Yaaa bu çok güzel olmuuuş! Nasıl bu kadar güzel oldu bu?”

Karadut Ekspres’in ilk cildi Yigilante’nin hikayelerini Deniz Ozan Coşkun’un muhteşem çizimleriyle buluşturmuştu. Fantastik yol hikayelerini yolculukların arka planında kalan emekçilerin hikayelerini göz ardı etmeyerek hüzünlü, karanlık ve yer yer karamsar tonlarda aktarmıştı bu ilk cilt. Ancak Karadut Ekspres ikinci cildiyle okurlarını şaşırttı.

İlk ciltte Yigilante direksiyonu Deniz Ozan Coşkun’a bırakmıştı ve Deniz şoför Şevki gibi Karadut Ekspres’i belli bir istikamete oturttu. Yigilante de, her iyi muavin gibi, Deniz’e hikayeler anlatarak onu yol boyu uyanık tuttu. Haliyle birinci cilt şoför ve muavinin başından geçen hikayelerle sınırlıydı. Ancak Karadut Ekspres’in yolculuğuna şahit olan bir dolu sanatçı ikinci ciltte bu yolculuğun bir parçası olmak için ilham dolu resim çantalarını kapıp geldi. Deniz de direksiyonu yeni yolculara teslim ederek otobüsün arkasına geçip uyudu. Açıkçası biz bir o turistik mekana, bir bu doğa harikasına uğrasa da istikrarlı muavini sayesinde rotasından sapmayan bu yeni yolculuktan da çok memnun kaldık. Siyah beyaz çizimler baki kalsa da bu kez kâh güldüren, kâh içimizi ısıtan, yolculuğa katılan herkesin hikayesinden bir şeyler anlatan, ruhu rengarenk bir cilt vardı karşımızda.

Size bir sonraki fantastik yolculuğunuz için Karadut Ekspres’i tavsiye ediyoruz. Biz boş durmadık, yolculuk boyunca hem yazar muavinle hem de çizer şoförlerle bolca laklak ettik. Bu söyleşide neler konuştuğumuzu da sizler için özetledik:

Fantastik Duraklar Birliği: Karadut Ekspres hakkında söyleşi yaptık!

Hep diyoruz size “Kadıköy Çizgi Festivali muhteşem etkinlik, kaçırmayın” diye. Kaçırmayın işte!

Festivalde Fantastik Duraklar Birliği adını verdiğimiz söyleşimizde, Kerem Mazman ile birlikte Karadut Ekspres tayfasından yazar Yigilante (Kocagöz) ile çizerlerden Gül(sevin Kutrup), Elif Kut, Tarkan Barlas ve Deniz (Ozan Coşkun) ile konuşma şansı bulduk. Üstelik hikayelerin kapak görsellerini yaratan Barlas Omay ile de uzun uzun sohbet ettik. (O ilk iç kapaktaki gazete sayfası nasıl bir açılıştı öyle arkadaş ya! İnsan ilk cildin ardından o gazete kupüründe gerçekten kendisine otobüs çarpmış gibi hissediyor!)

İşte Karadut Ekspres tayfasının bize anlattıkları:

“Karadut Ekspres ortak çalışmanın ürünü olsun istedim”

Babası gibi kendisi de bir çizer olan Yigilante Kocagöz‘e sorduğumuz ilk sorulardan biri “Neden Karadut Ekspres hikayesi çizmiyorsunuz?” oldu. Ne Deniz’in görselleştirdiği ilk ciltte ne de birçok çizeri buluşturan ikinci ciltte Yigilante’nin tek bir çizimine dahi rastlayamıyoruz. Yigilante bunun bir ürünü birlikte ortaya koyma arzusundan kaynaklandığını söyledi. Başkalarıyla çalıştığı zaman ortaya çıkan ürünün onların da katkılarıyla renklendiğini anlattı. Dolayısıyla kendisi yazıp çizmektense başarılı bulduğu ve takdir ettiği sanatçıların onun hikayesini nasıl şekillendirdiğini görmeyi tercih etmiş şimdiye dek.

Çizerlerin de bu konuda söyleyecekleri vardı. Elif Kut, Yigilante’nin birlikte çalışması çok kolay bir yazar olduğundan bahsetti. Zira öyküsüne sıkı sıkı sarılan, metinde değişime kapalı olan biri değilmiş Yigilante ve kendisine bir fikirle gidildiğinde kolayca uyum sağlayabiliyormuş. Benzer bir yorum hikayelerin kapak görsellerini oluşturan Barlas Omay’dan da geldi. Yigilante’nin onlara tanıdığı yaratıcı özgürlüğün kendilerini ifade etmeye imkan sağladığını, bu yüzden Karadut Ekspres’in gerçekten de ortak çalışmanın bir ürünü gibi hissettirdiğini söyledi.

Aslen Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun, moleküler biyoloji alanında akademisyen olarak çalışan Yigilante, akademisyen kimliğinin yaratım sürecine fayda sağladığına inanıyor. “Yaptığın işin kırmızı kalemle boydan boya çizilip eleştirilerek gönderilmesine alışınca adapte olabilmeyi öğreniyorsun” diyor. Sağladığı özgürlüğün bazı çizerlere iyi geldiğini fakat bazı çizerlerin bu özgürlük içinde kaybolabildiğini anlattı. Ayrıca hem akademide hem de sanat dünyasında beraber çalıştığı insanların potansiyelini parlatmaya çalıştığından bahsetti. “İlk hikaye gibi karanlık bir anlatıyı Tarkan (Barlas)’a vermek hem çizere hem de hikayeye ayıp olurdu. Fakat bavul hikayesi bence Tarkan’a çok uydu.”

“Beğendiğim sanatçıların bir kısmı ile iletişime geçtim”

Deniz’in geçtiğimiz yıllarda yoğunlaşan iş hayatı Yigilante’yi başka çizer yoldaşlar aramaya itmiş. Karadut Ekspres’in yolculuk temasına değinen hikayeler derlemesi olması da her hikayeyi başka bir çizere atamayı mümkün kılmış. Ayrıca Deniz de bir deniz feneri ikinci cilde çizimleriyle yol göstermiş. Zira hem Elif Kut hem de Gül, Deniz’in çizimlerine duydukları hayranlıkla bu projeye çekildiklerinden bahsetti.

Türkiye’de yerli çizgi roman yapmanın zorluklarına değinen Yigilante çizerlere çok iş yükü olmayan, kısa hikaye çizmeleri talebiyle gitmenin işe yaradığına değindi. Elif Kut da ona hak verdi. “Genelde yurtdışına işler yapıyoruz. Yerli iş talepleri de geliyor ama çoğu zaman kabul edemiyoruz çünkü programa sığdırmak mümkün olmuyor. Birinci ciltte Deniz harika bir iş çıkarmıştı. Karadut Ekspres evreni de çok ilginçti. O yüzden Yigilante’nin 5-6 sayfalık bir çizim talebini reddedemedim.”

İkinci cildi oluştururken hem önceden tanıdığı hem de çizimlerini beğenerek takip ettiği ama tanışma şansı bulmadığı sanatçılara gitmiş Yigilante. Aslında hikayelerinin çoğu önceden yazılıymış (hatta ikinci cilde dahil edemediği birkaç hikayesi olduğuna da değindi) ancak bunları birlikte çalıştığı çizerlerin tarzına göre biraz değiştirdiğini anlattı.

“Çizerlere onların tarzına uyacak bir hikaye vermeye çalıştım”

Çizim tonunun değişmesi konusunda en çok Tarkan Barlas’ın ve Elif Kut’un çizimlerini konuştuk. Zira Tarkan Barlas’ın karikatürize ve sade çizimleri bizi güldürürken Elif Kut’un hikayesi sevimliliğiyle kalbimizi eritti. Yigilante bu hikayelerin zaten ikinci cilt için aklında olduğunu, yolculuk devam ettikçe manzara ve tonun da değişmesini planladığını anlattı. Fakat tabii ki Tarkan Barlas ve Elif Kut’un da çizimleriyle bu rota değişikliğini desteklediğini belirtti. Hatta Tarkan Barlas’ın ilk başta vurucu bir tezat oluşturduğunu düşündüğümüz çizim tarzının ikinci bir hikayede yeniden karşımıza çıkmasını bu rota değişikliğinden hayli memnun kalmak olarak anlatıyor Yigilante.

Deniz’in tarzına uygun bir dolu hikaye yazdığını da anlatıyor Yigilante: “Deniz’in çizimleri olmasa Taşlık Evin Hikayesi’ni yazmak belki hiç aklıma gelmezdi.” Ancak Deniz’in tarzındaki öykülerin bir kısmı ikinci ciltte rafa kaldırılmış. Gül ise bu tarzdaki bir hikayeyi üstlenmiş. “Çizimlerim Deniz’inki gibi olsun diye çok uğraştım. Onun çizim tarzına hayranım ve bu benim için de bir deneme oldu.” Yigilante Erdal Durmuş’un hikayesinin de aksiyonla dolup taştığını, İlker Gazioğlu’nun hikayesinin de biraz daha karanlık temada olduğundan bahsetti. “Prototip gibi bu. Herkes bir şeyler denedi. Tolga (Hırsova) hep kendi hikayesini çizerdi. İlk kez başka bir yazarın hikayesini çizdi. Elif (Kut) ilk kez hikaye kitabı gibi panelsiz çizimler yaptı. Tarkan (Barlas) ilk kez bir kitapta çizdi. Herkes çabaladı, kendinden bir şeyler kattı. Bazısı zor oldu, debelenmek de yaratıcı sürecin bir parçası, ama bazısı da akıp gitti. Her çizer ve her hikaye bambaşka bir deneyimdi.”

Bir de Barlas Omay diye bir sanatçının ismi geçiyor künyede. İkinci cilde yalnızca dijital kolaj yöntemiyle oluşturduğu görsellerle katkı veriyor. Bu kadar çizerle birlikte çalışıyorken kapak çizimleri için neden başka bir sanatçı ile çalıştığını sorduk Yigilante’ye. “E çünkü çok güzel görseller yapıyor! Çok stil sahibi biri.” yanıtını verdi bize. “Kendisi bir kolaj sanatçısı ve bu ilgisini normal hayat gayelerinin ve çoluk çocuk sahibi olmasının yanında götürüyor. Çok sağlıklı bir disipline sahip ve kolaj sanatını hakikaten seviyor. Yaptığı işi AI sananlar var ama yapay zeka kullanmıyor. İkinci cildi yapmamız bizim 3,5 yıl sürdü. Ben Barlas’ı zaman zaman, bir çizer hikayeyi bitirdikçe aradım. Tek seferde olup bitecek bir iş değildi Barlas’ınki ve yıllarca o motivasyonunu korumayı ve disiplinli çalışmayı başardı. Ekibin bir parçası olduğu için mutluyum.”

Açılış Postası – İlk Sayfadaki Gazete

İkinci ciltte parlayan, aklımıza kazınan birçok sayfa ve panel var. İlk hikayede Gül(sevin) Kutrup’un çizdiği efsanevi karakterden, son hikayede İlker Gazioğlu’nun çizdiği, panelinden taşan yaratığa dek çoğu hikaye vurucu görsellerle doluydu. Fakat ikinci cildin tartışmasız en vurucu sayfası, Barlas Omay’ın ilk sayfa için yarattığı kapak görseliydi. Zira birinci cilt boyunca muavin ve Şevki’nin otobüsüyle yaptıkları yolculukları ve diğer otobüs şoförleriyle olan yoldaşlıklarını okuyoruz. Ardından ikinci cildi açıyoruz ve karşımızda bir gazete kupürü:

OTOBAN KATLİAMI. 66 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ!

Ödümüz kopuyor ya muavine bir şey olduysa diye!

Barlas Omay kapak görsellerini genelde tüm hikaye metni ve çoğu zaman çizimlerin ışığında yapsa da Yigilante’den görsel anlamda hiçbir kısıtlama almadığını anlattı. Bu özgürlük ona çeşitli şeyler denemek konusunda motivasyon sağlamış. En çok uğraştığı görselin bu ilk sayfadaki gazete sayfası olduğunu, zira gazetenin gerçek bir gazeteye benzemesini istediklerini söyledi. Ayrıca haber metnini de meraklı okurlar için tamamen yazmak istediğini ve hemşehri Adanalıları mutlu edecek bir haber ile de gazete kupürünü taçlandırdığını anlattı. Bu sayfa için Yigilante’yi ve kendisini defalarca tebrik ettik zira bu sayfa sayesinde ikinci cilt okurda otobüs çarpmış gibi bir şok etkisi yaratıyor hakikaten. Ancak Barlas Omay’ın favorisi son hikaye için yarattığı kapak görseli olmuş. Bu görselin temasının hikayenin ruhuyla uyumundan hayli memnun kalmış.

Adana demişken, çizerlerin hikayeye kendilerinden bir şey katmasına örnek olarak Yigilante “Deniz de yapardı. Panellerin köşelerine Çukurova’dan çiçekler çizerdi. Adanalılık işte” dedi gülerek.

“Güçlü bir yazar olduğumu düşünmüyorum”

Yigilante söyleşi sırasında sıkça kendisini iyi bir yazar olarak görmediğinden bahsetti. “Hem çizim, hem yazarlık konusunda, hem de akademide özgüvenimi yeni yeni topladım.” Fakat bizim elimizde bunun aksini gösteren bir delil vardı. Jürinin dikkatine sunduk:

İlk ciltte hikayelere hep bir anlatıcının sözlerini aktaran kutucuklar eşlik ediyor. Ancak muavinin antik bir kentte yerin derinliklerinden binlerce yıllık bir hazine çıkardığı ve kentin yıkılmaya başladığı hikayede bu anlatım bir anda şu kutucukla kesiliyor: “Hikayeme bir süre ara vermeliyim zira…”

İnsan dünya başına yıkılırken geçmişe takılıp kalmamalı.

Yigilante “galiba o cümle benim yazarlığımın doruk noktası olacak” diye alçakgönüllülük ederken bu cümleden Deniz’in çizimlerini sorumlu tutuyor. “Deniz orayı çizmeyi sevdi ve öyle uzun uzun çizmek istedi. Benim de çoğu panele yazacak bir metnim yoktu. O yüzden yazdım o cümleyi öyle. Çok da sevildi” diyor. Böylece Karadut Ekspres’in ortak çalışma ürünü olarak çıkmasının onu ne denli zenginleştirdiğini de ortaya koyan bir örnek oluyor.

“Keşke Öner (Tavtay) burada olsaydı da onu övseydim. O benden çok daha güçlü bir yazar, kendini bu işe adamış. Benim hayatım kendimi yazarlığa ya da çizerliğe tamamen adamama izin vermiyor. Direksiyon hakimiyetim zayıf.” diye devam ediyor. “Ayrıca bence ben çizerlerin görselleri üzerine metin yazmak konusunda sıfırdan bir şey yazmama göre daha iyiyim.” Fakat çizerler ve okurlar ona katılmıyor. Deniz ve Elif Kut, Yigilante’nin yarattığı Karadut Ekspres evrenini çok sevdiklerini sık sık dile getiriyor.

“Çizim yapabilmemin ürüne veya sürece elbet bir katkısı olmuştur”

Genelde hikayeye odaklanan benim aksime, yazarımız Kerem tabii ki çizim konusunda güzel bir soru patlatıyor: “Çoğu çizgi roman yazarı çizer geçmişinden geliyor. Siz de çizim yapabiliyorsunuz. Sizce bu sizi çizgi roman yazmaya yöneltti mi?”

Yigilante “tabii ki katkısı olmuştur” diye başlıyor. “Babamdan ötürü ben zaten karikatürle çok iç içe büyüdüm. Fakat temelde ben bir hikaye anlatmak istiyorum. Gayem bu. Başka şeyler de denedim. Sinemayla uğraştım biraz, kitap yazdım, hatta oyunu bile bir denedim hikaye anlatım aracı olarak ama günün sonunda kafamdaki hikayeyi yan yana paneller halinde daha iyi aktarabildiğimi düşündüm.”

Sadece bir hikaye anlatım aracı olarak çizgi romanı seçmesinde değil, başka çizerlerle çalışmasında da çizim yeteneğinin önemli olabileceğine değiniyor Yigilante. “Bence bir orkestrada çalışan biri çok iyi flüt çalıyor olsa da bateri, back vocal yapmak ya da saksafon çalmak hakkında da az çok fikir sahibi olmalı. Yapamıyorsa bile nasıl yapıldığını az çok bilmeli. Çizgi romancılıkta da bence çizim yapmayı bilmek hikaye yazmaya yardım ediyor çünkü neyin ne kadar yapılabileceği hakkında biraz daha fikir sahibi oluyorsunuz. Bence herkes uğraştığı işle ilgili diğer konularda da az buçuk bir şeyler bilmeli, öğrenmeli.”

Söyleşinin bu noktasına yetişen, Türkiye’de çizim yapamadığı halde çizgi roman yazarlığı yapan nadir şahıslardan Öner Tavtay hemen sohbete dahil oluyor: “Ama her şeyi de mükemmel yapmak mümkün değil. Tek bir konuda uzmanlaşabilirsin. Her alanda uzmanlaşmak için… vakit yok!”

Herkesin bu çorbada tuzu var!

Sohbetimiz boyunca gerçekten de Karadut Ekspres yolculuğunun nasıl bir yoldaşlık ürünü olduğunu daha bir iyi kavrıyoruz. Elif Kut bir sahnenin çizimine arkadaşı Emre İnanç’ın fikirlerinin ilham verdiğini anlatıyor. Yigilante ikinci cildin kapak tasarımı için Presstij yayınlarından Akif Ahmet Karagöz’ü, kapak görseli için de Ece Kapıkıran’ı övüyor. Hatta sohbetin bir yerinde konu Baobab’ın sahibi Doğan Şima’ya bile geliyor.

Frpnet yazarları olarak kafamızı sallıyoruz: “Evet… Türkiye’de çizgi romanla ilgilenen insanlar gerçekten bu Yoğurtçu Parkı kadar insan. Herkes herkesi tanıyor ve herkes herkese ilham oluyor.”

“Ama en güzeli de burada böyle toplanıp konuşmak” diyor Gül. Yoğurtçu Parkı’ndaki festival ortamının muhteşem olduğu konusunda herkes hemfikirken asıl mesleğinin sanatla hiçbir alakası olmayan Barlas Omay da kolajlarını hayran kalmış kişilerle böyle uzun uzun konuşabildiği için mutlu olduğunu söylüyor.

“Peki ya üçüncü cilt…?” diyecek oluyoruz. “Bir süre bunu düşünmek istemiyorum!” diyor Yigilante.

Daha daha…?

Sevgili okur, biz ÇOK konuştuk ya. Hatta Alp İz’in çizerlik yaptığı ÇOK dergi hakkında bile konuştuk yani. Ama en çok da Karadut Ekspres hakkında konuştuk. Vay efendim şu hikaye ne anlatıyordu, aman efendim neden Çöl Bisküvisi idi o hikayenin adı, yok efendim muavin konuşmuyorduysa bu paneller neden siyah gibi sorularınız varsa yanıtları bizde. Fakat biz lafı daha fazla uzatmayalım, size de bir sonraki imza gününe gidip bu soruları bizzat Karadut Ekspres tayfasına sormanızı tavsiye edelim.

Bu yolculukta bizimle laklak eden tüm yazar ve çizerlere de bir kez daha kucak dolusu sevgiler!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu