Housemarque’nin 31 yıllık ömrüne bakıp şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, bu firmanın bizimle alıp veremediği var. Bullet Hell türünü baştan yaratan firmanın son harikası Saros da beklentileri boşa çıkarmıyor ve bizleri müthiş bir hız trenine davet ediyor.
Firmanın bir önceki oyunu olan Returnal, PS5’in çıkışını güçlü kılan güzelliklerden biriydi hatırlarsanız. Atropos isimli gidilmesi yasak olan gezegene giden Selene’i kontrol ettiğimiz Returnal’da cehennemi yaşadık sandık ama Housemarque’nin daha pis planları varmış, Saros sayesinde öğrenmiş olduk. Roguelite, nişancı ve ucundan korku türlerini buluşturan Returnal’ın ruhani ikizi ile karşı karşıyayız arkadaşlar ama firmanın 30 yılı aşan tecrübesinin belki de en rafine ürünü Saros. Her açıdan ”tamamdır” dedirten bir oyun bu, bağımlılık yapacak kadar kalite kokuyor.

Hızlıca hikayesine bakalım. Takvimi belirsiz bir gelecekteyiz. Uzak bir gezegen olan Carcosa’da değerli bir maden olan Lucenite keşfedilir ve Soltari isimli (açgözlü) şirket bu madenin peşine düşer. Gezegene ilk ulaşarak hak sahibi olmak isteyen Soltari, Echelon isimli üç tane koloni gemisi yollar. Her şey yolunda gözükürken üç gemiden ve koloniden ses seda kesilir. Hayret, popüler sinema ve oyunlarda hiç karşımıza çıkmayan bir hikaye. Bu belirsizliğe kuduran Soltari, Echelon IV isimli bir kurtarma gemisini yola çıkarır. Biz de bu gemideki mürettebat arasında yer alan Arjun Devraj’ı kontrol ediyoruz. Echelon IV’ün gezegene varışı üzerine günler geçmiştir ancak Arjun hiç bir şey hatırlamayarak uyanır. Geçen günlerde ne olmuştu, ekibin kalanı neden adım adım delirip kendi gemilerini sabote etmişti? Saros bilindik bir hikaye ile yola çıkıyor ancak firmanın olayı bu; az bilgi, çok iş. Hikaye siz ilerledikçe açılıyor, gizemli gezegendeki saklı ”şeyi” keşfettikçe düğüm çözülüyor.
Saros, her şeyini Housemarque’nin Returnal ile inşa ettiği oyun dinamiğinin üzerine inşa ediyor. Aksiyon tanıdık, silah sistemi oldukça benzer, ilerleme mekaniği bile oldukça Returnal kokuyor. Bu hiç kötü bir durum değil, önceki yapımda oluşturdukları şeyi kendinden emin bir şekilde geliştirip daha rafine hale getiren bir ekip var karşımızda. Saros’un bir numaralı gücü, durmak bilmeyen aksiyonu. Kontroller inanılmaz, tüm o düşman ateşi cehenneminin ortasında hareket etmek, ateş açmak ve bunu keyifli bir şekilde başarmak anlatılmaz, yaşanır.
Bir Tur Daha Atalım mı Yakışıklı?
İlk olarak genel yapıdan bahsedeyim. Arjun öldükçe gizemli bir şekilde üsse dönüp tekrar hayat buluyor, haritaya sıfırdan başlıyor. Temel bir silah ile yola tekrar çıkıyor ancak her seferinde harita da değişiyor, Carcosa sanki bilinçli şekilde aklımızla oynuyor. Kahramanımız bu durumu pek bir sakin karşılıyor, sürekli ”Çözeriz be hacı” modunda. Yolda kırılabilir pek çok monolit göreceksiniz. Bunların bazıları size yeni silahlar hediye ediyor. Sistem çok hızlı ve basit. Yeni silahı beğendiyseniz eskisiyle değiştirin, hoşunuza gitmediyse arkanızda bırakıp yola devam edin. Genelde tabanca, pompalı tüfek ve makineli tüfek varyasyonları karşımıza çıkıyor. Ekrana silahların detayları gelecek, dikkat kesilin ve tarzınıza uygun olan silahı seçin. Bu arada her silahın etkisi çok farklı ve oynanışa doğrudan tazelik katıyor. Oyunu saatlerdir oynuyorum ve sürekli olarak yeni etkileri olan silahlarla karşılaşıyorum. O yüzden deneysellikten keyif alan birey olmaktan çekinmeyin. Favori silah türümü soran olmuş (-tur illa ki), genelde hedefe kilitlenen kurşunlar atan ve kaostan hızlıca çıkmanızı sağlayan tüfekler tercihim oldu.

Ateş etme sistemi bile yaratıcı bir fikirle geliştirilmiş. R2 ile standart olarak ateş ediyorsunuz. L2’ye yarım basılı tuttuğunuzda ise mevcut silahınızın alternatif, daha güçlü olan saldırısı devreye giriyor. Her silahın farklılığı konusu da burada tam olarak anlaşılacak zaten. L2’ye tam basılı iken ateş ederseniz özel bir silahı devreye sokuyorsunuz. Bu silahın ateş gücü inanılmaz yüksek ama cephanesini doldurmak için bol bol düşman öldürmeniz gerekli.
Bu gizemli dünyanın düşmanları gene Returnal’dan kahveye gelmiş gibiler, tasarımları ve saldırı şekilleri benziyor. Uçan, koşan düşmanlar hem farklı saldırı tekniklerine sahipler, hem de inanılmaz agresifler. Ekranı dolduran kurşun yağmuru ilk başta gözünüzü korkutabilir. Hiç korkmayın, Arjun’un yetenekleri sadece ateş gücüyle sınırlı değil. Gene öncülüyle benzer şekilde L1 tuşuyla seri bir şekilde istediğiniz yöne hamle yapıyor Arjun, bu hamle esnasında da dokunulmaz oluyor. Kurşun cehennemi içinde bu hamle sayesinde hem stratejik kaçınmalar yapıp düşmana ateş kusabiliyor, hem de sağlığınızı koruyabiliyorsunuz. Mavi ve sarı renkli düşman ateşi bu hamleye karşı etkisiz kalıyor ama kırmızı renklilerden bu şekilde kaçınmanız mümkün değil. Onları gördünüz mü direkt olarak radarlarından çıkacaksınız.
O Kalkan Bana mı?
Arjun’un yetenekleri bununla sınırlı değil elbette. R1’e bir kez bastığınızda yumruk atıyor ve kalkanı olan düşmanları savunmasız kılıyorsunuz. Bu tuşa basılı tuttuğunuzda ise bir süreliğine kalkan açıyor ve kaçınması zor zamanlarda kalkanla kendinizi kurtarıyorsunuz. İlk başlarda çok kullanmayacakmışım gibi hissettim, ne yalan söyleyeyim. İşler kızışmaya başlayınca Housemarque’nin boşa yetenek koymayacağını anlamış oldum. Özellikle boss çatışmalarında kaçınması çok zor, hızlı saldırılar oluyor. Bunlardan hamle veya atlamayla kaçmak neredeyse imkansız. Kalkan tüm heybetiyle ”Ben de buradayım dostlar” diyor ve imdadınıza yetişiyor.

Hikayede ilerledikçe Arjun’a bir haller oluyor, fantastik bir yetenek daha kazanıyor. Ekranın sol altındaki sağlık barınızın hemen dibinde mor renkli bir bar dolmaya başlıyor. Bu tamamlandığında çoğu oyunda karşımıza çıkan ve L3+R3 ile devreye giren über bir saldırı gerçekleştiriyorsunuz. Başa bela bir boss ile çatışırken büyük bir hasar vermek adına kusursuz bir özellik bu, elinizi hemen alıştırmaya bakın.
Haritada ilerlerken içinden artefact isimli objeler çıkan konteynerlerle sık sık karşılaşacaksınız. Bu nesneler size ufak ama etkili yan yetenekler kazandıracak. Herhangi bir tuşla aktif edilmiyorlar, artık size hediye edilmiş, kendi kendine etki eden yetenekler bunlar. Bölümlerin belli yerlerine ulaştığınızda Eclipse isimli bir olay gerçekleşiyor, Carcosa güneş tutulmasıyla birlikte adeta boyut değiştirip daha tehlike bir hale dönüşüyor. Bu yeni versiyonda düşmanlar da daha bela, mekan tasarımları değişip hareketli uzuvlar etrafı basıyor. Artefact’ler ise Corrupted Artefact’lere dönüşüyor ve almadan önce iki kez düşünmeniz gerekiyor. Returnal’da da benzer bir sistem vardı, oynayan bilir. Bu yeni versiyonlarda size artı bir özellik kazandırırken özellikle aksiyonda işinizi zorlaştıracak bir negatif özelliği de hediye ediyor. Risk/Ödül sistemi burada devreye giriyor ve sonuçları değerlendirip kabul etmek tamamen size kalmış. Oyuna tatlı tatlı renk katan, dinamikleri asla bozmayan ve doğal duran bir dokunuş bu. Saros’un deli dolu aksiyonuna dozunda bir ekleme yapılmış.
Saros’da toplanabilir bir şey yok mu peki? Tabii ki var, hemen sinirlenmeyin. Arjun ana üsse her döndüğünde ulaşabildiği bir gelişim ağacı var. Burada harcanabilir iki birim göreceksiniz; Lucenite ve Halcyon. Düşman öldürdükçe sarı renkte bir sürü ışık topu etrafa saçılacak. Bunlar Lucenite. Uzun süre almadığınızda kaybolan bu nesneleri sürekli toplamaya özen gösterin çünkü gelişim ağacının en önemli para birimi bunlar. Ağaçtaki mor renkli yetenekleri aktif etmek için de aynı renkteki Halcyon’ları toplamalısınız. Bunlar da düşmanlardan, özellikle de ağır abilerden düşüyor ama bulma şansınız daha zor. Yeşil renkli Aether ise sağlık doldurmanızı sağlayan, önemi oyun içinde net anlaşılan nesnelerimiz.
Şükür Gene Adrenalin Dolduk…
Saros’da oyuncuyu hatasız ilerlemeye zorlayan bir adrenalin sistemi var. Hasar almadan düşman öldürdükçe kademeli olarak adrenalin barı doluyor ve her aşama dolduğunda Arjun özel yeteneklere kavuşuyor. Artan ateş gücü, uzaktaki düşmanları görüp ateş edebilme ve Aether’den daha fazla sağlık kopartma gibi yeteneklerden bahsediyorum ancak bu bir Housemarque oyunu, öyle kolay değil her şey. Bir tanecik bile düşman ateşi yerseniz Adrenalin barı sıfırlanıyor. Size bahşedilen yetenekler öylesine güzel ki, hasar almamak için kendinizi yırtarken bulursanız şaşırmayın.

Mavi renkteki konteynerlerin bazıları size Carcosan isimli bir anahtar hediye ediyor. Bu anahtar önemli, bazı gizli kapıları veya koyu turuncu renkteki konteynerleri açmanızı sağlıyor. Her bir açılış bir anahtar demek, o yüzden dikkatli kullanın. Konteynerler özel silahlar verirken, kilitli kapıları açarsanız sıkı Artefact’ler bulabiliyorsunuz.
Saros haritasını takip etmek keyifli. Aynı Returnal’daki gibi; sağ alttaki mini haritada her bölgede bir mavi bayrak göreceksiniz. Bu gitmeniz gereken yönü belirtiyor. Beyaz renkli bayraklar ise o bölgedeki ekstra bir alanı işaret ediyor ve yönünüzü ilk olarak buralara çevirin. Oyunun başında her beyaz bayraklı alana giremiyorsunuz çünkü kanca ile kendinizi çekme, güçlü darbe gibi yeteneklere henüz sahip değilsiniz. Bu yetenekleri edindiğinizde önceki bölümleri bir kez daha arşınlamayı ihmal etmeyin. Özel nesneler dışında hikayeyi geliştiren, önceki Echelon mürettebatından kalan ses dosyaları ve yazılı notları da böyle bulacaksınız.
At Ri Bute Be Kardeşim, Bir Şey Olmaz!
Gelmiş geçmiş en rezil ara başlığa az önce tanık oldunuz ama kendimi tutamadım, özürlerim sizin olsun. Son olarak Attributes sisteminden bahsetmek istiyorum. Bu sistemde üç ana başlık yer alıyor; Resilience, Command ve Drive. Daha sonra üç tane de alt başlık açılacak ama asıl mevzu ana üçlüde. Gelişim ağacında renklerine göre ayrılan bu başlıkları geliştirir ve yeni tura başlamadan önce ilgili Artefact’leri Arjun’a atarsanız, farklı artılarla oyuna başlıyorsunuz. Resilience sizin darbeye karşı dayanıklılığınızı, Command maksimum gücünüzü ve Drive da Lucenite toplamadaki etkinizi arttırmayı hedefliyor. Oyun içinde karışık gözüken bir sistem bu, diğerleri kadar açık değil ancak oyuna etkisi de çok fazla değil. Az biraz dikkat kesilerek kendi tarzınıza uygun yapıyı kolayca inşa edebilirsiniz.

Saros’un en büyük artılarından ikisini sona sakladım. Grafikler muazzam ve teknik bir başarı da bu görselliğin altında gizli. Carcosa tehlikeli bir gezegen ve bunu her bir köşesinden anlıyorsunuz. Bitki örtüsü, yapıları, Alien filminden çıkma kapalı alanları derken pek çok etkileyici mekan sizi bekliyor. Üstelik aniden beliren nesneler, zayıf kaplamalar gibi sorunlar asla karşımıza çıkıyor. İşin teknik başarısı da şu; ekranda tam anlamıyla kıyamet kopuyor ama oyun bir an olsun yavaşlamıyor, tökezlemiyor. Housemarque tüm tecrübesini Saros’ta fazlasıyla konuşturmuş. Eşsiz bir renk paleti ve detay cümbüşü altında sorunsuz bir aksiyon sunmak kolay iş değil.
Diğer artı ise ses işçiliği. DICE’ın Battlefield serisinde yarattığına benzer, gürültülü, tok ve inanılmaz detaylı ses efektleri oyuna renk katıyor. Ateş sesleri altında çatırdayan duvar parçalarını duymak, yaratıkların ilginç, daha önce duymadığınız tarzda seslerini kaos altında işitmek çok keyifli. Son dönem iyice artan ambient müzik tarzı da oyunun genel ruhuna çok yakışmış. Öyle gaza getirecek Doom müzikleri yok burada, gezegenin verdiği bilinmezlik, kaybolmuşluk hissini destekleyen tınılar kulağınızı okşuyor. Bu arada hem sesi, hem de görüntüsüyle oyuna değer katan Rahul Kohli’yi es geçmemek lazım. Mike Flanagan dizilerinde kendisini sevdiren aktör, Saros’ta da kusursuz bir performans sergilemiş.
CV’si müthiş oyunlarla dolu Housemarque’nin en iyi oyunu Saros, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tekinsiz atmosferi, start aldığında soluk kesen ama oyuncuyu kasti olarak çaresiz bırakmayarak müthiş denge kuran aksiyonu ve sorunsuz kontrolleriyle erken bir klasik olmayı hak ediyor. Kötüleyenlere sakın bakmayın, günlerinde değillerdir (göğsümde yumuşattım, daha sert vurabilirdim). Saros bu yılın en iyilerinden, sakın kaçırmayın.
Saros İnceleme Puanı
Hikaye - 8.5
Görsellik / Atmosfer - 9.5
Oynanabilirlik - 10
Ses / Müzik - 9.5
9.4
Saros bu yılın aksiyon hitlerinden. Housemarque cehennemi nasıl keyifli yapacağını bilen nadir firmalardan. Iskalamayın!





