Geldik 1968’de başlayan muazzam yolculuğun, orijinal serideki son durağına. Açık konuşmak gerekirse Battle for the Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi İçin Savaş), prodüksiyon kalitesi ve bütçe anlamında serinin en zayıf halkası. Setlerin küçüklüğü ve aksiyonun sönüklüğü kendini belli ediyor. Ama bu sayfalarda bizim derdimiz hiçbir zaman sadece görsel efektler olmadı; biz işin alt metnindeki sosyolojik çürümeye ve felsefeye bakıyoruz. Bu film de tam olarak bu noktada, serinin o karmaşık zaman çizelgesini ve mesajını buruk bir zeminde noktalıyor.

Yeni Hiyerarşi ve Sınıfsal Rövanş
Caesar’ın başlattığı isyanın üzerinden yıllar geçmiş, nükleer bir savaş insan medeniyetini haritadan silmiş. Artık ormanın içinde, maymunların yönettiği ve hayatta kalan insanların “ikinci sınıf vatandaş” olduğu ilkel bir toplum var. Film bize şu kadim ve acı soruyu soruyor: Ezilenler iktidarı ele geçirdiğinde, ezenlerin kopyasına dönüşmekten kurtulabilir mi?
Caesar her ne kadar barışçıl, bilge ve birlikte yaşamayı savunan bir lider olmaya çalışsa da; militarist goril General Aldo’nun yükselişi işleri değiştiriyor. Aldo’nun insanları tamamen yok etme arzusu, ırkçılığın ve faşizmin sadece insanlara özgü olmadığını; “iktidarı” elinde tutan her yapının zehirlenmeye mahkum olduğunu gösteriyor.
Maymun Maymunu Öldürmez (Mi?)
Filmin en sarsıcı damarı kesinlikle bu yasa üzerine kurulu. Caesar’ın inşa ettiği yeni toplumun temel taşı tek bir kuraldır: “Maymun maymunu öldürmez” (Ape shall never kill ape). Ancak hırslı ve kana susamış Aldo’nun iktidar uğruna bu tabuyu yıkması, maymunların masumiyetini sonsuza dek bitiriyor. Maymunlar, çok nefret ettikleri insanların hastalıklı doğasına yenik düşüyorlar. Bu, Kabil ile Habil hikayesinin bu evrendeki en trajik yansımasıdır.
Radyasyonlu Geçmiş
Bir yanda Aldo ile bu iç savaşı yaşarken, diğer yanda nükleer yıkıntılar (Yasak Bölge) arasında hayatta kalmış, radyasyonlu ve intikam ateşiyle yanan insanlarla yüzleşmek zorundalar. (Ki bunlar ikinci film Beneath te gördüğümüz o nükleer bombaya tapan mutantların atalarıdır). Vali Kolp’un nefreti ve saldırısı, militarizmin ve savaş çığırtkanlığının her iki tarafta da nasıl bir yıkım getirdiğinin altını çiziyor.

Kaderi Değiştirmek ve Ağlayan Heykel
Tüm seri boyunca arka planda işleyen o “determinizm” (belirlenimcilik) teması burada nihayete eriyor. Caesar, anne ve babasının anlattığı o mutlak kıyameti (ikinci filmdeki dünyanın yok oluşunu) biliyor. Peki Caesar, şiddet döngüsünü kırarak bu kaderi değiştirebilecek mi? Zaman çizgisi, iradeyle yeniden yazılabilir mi?
Filmin 2670 yılında geçen o meşhur final sahnesi, aslında bize net bir cevap vermiyor. Bir yanda insan ve maymun çocuklarının birlikte barış içinde oturduğunu görerek umutlanıyoruz; ama arka planda duran Caesar’ın heykelinin gözünden süzülen o tek damla yaş, bize her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu, barışın çok kırılgan olduğunu ve insanın/maymunun karanlık doğasının her an uyanabileceğini fısıldıyor.
Sonuç
Teknik eksikliklerini, ucuz dekorlarını ve yavaş temposunu bir kenara bırakırsanız; Battle for the Planet of the Apes, şiddet sarmalının nasıl kırılacağına dair umutla umutsuzluk arasında gidip gelen, beş filmlik o devasa “medeniyetin çöküşü” destanına yakışır, felsefi ve melankolik bir kapanış yapıyor.





