Haberler

Garfield (2004) İncelemesi

Bugün günlerden Pazartesi… Off! Pazartesi sendromunun dibine vurmuş, yataktan zor kazınmışken aklıma kim geldi dersiniz? Tabii ki pazartesilerden ölümüne nefret eden, lazanya seven meşhur sarman kedi! Hazır bugün benim de off günümdeyken, dedim ki şu 2004 yapımı Garfield filmini bir masaya yatıralım. Ama bu sefer öyle derin psikolojik analizler, ağır alt metinler yok; biraz gevşeyelim, rahatlayalım, içimizdeki çocuğu serbest bırakalım.

Normalde yazılarımda “karakter gelişimi”, “yönetmenin vizyonu” diye kafa yorarız bilirsiniz. Ama dürüst olalım, bu film bize hayatın sırrını falan öğretmiyor. Tabii ki bir şey öğreten, felsefi bir film değil. Ama o kadar eğlenceli, o kadar samimi ki… Tam bir “beynini kapat, koltuğa gömül ve anın tadını çıkar” yapımı. Çok rahat izleniyor!

Hazır lafı açılmışken, inceleme boyunca ona Gar diyeceğim. Biliyorsunuz, ben dev bir Teen Titans hayranıyım! Oradaki yeşil dostumuz Beast Boy’un gerçek adı da Garfield Logan’dır ve ekip ona kısaca “Gar” der. O yüzden bu tembel kediye de Gar demek içimden geliyor, bence çok da yakışıyor! Neyse, hadi gelin bu eğlenceli nostalji turuna ufaktan bir dalalım:

İlgili Makaleler

Hikâye ve Gar’ın Dünyası

Film, Jon Arbuckle’ın hayatına tatlı ama bir o kadar da saf olan köpek Odie’nin girmesiyle bizim Gar’ın krallığının sarsılmasını anlatıyor. FRP terimleriyle söylemem gerekirse: Bizim Gar, kendi rahat “dungeon”ında krallar gibi yaşayıp bütün “loot”u (özellikle lazanyaları) tek başına götürürken, partiye aniden neşeli ve hiperaktif bir NPC katılıyor! E tabii ki Gar’ın bütün karizması ve rahatı çiziliyor.

Karakterin Aktarımı (Bizim Tembel Teneke)

Bence film, çizgi romandaki o umursamaz, egoist ama günün sonunda kalbi pamuk gibi olan Garfield ruhunu ekrana inanılmaz iyi aktarmış. O dönemin CGI teknolojisiyle gerçek dünyayı harmanlamaları belki bugün gözünüze biraz eski gelebilir ama o mimikler, o alaycı tavırlar tam da aradığımız Gar! Hele İngilizce orijinalinde Bill Murray’nin, efsane Türkçe dublajında ise Okan Bayülgen’in sesi karaktere resmen ruh üflüyor.

Neden İzlenebilir

Sıfır Stres: Kafanızı yormanıza, olay örgüsünü çözmeye çalışmanıza hiç gerek yok. Su gibi akıp gidiyor.Çocuksu Eğlence: Odie ile olan didişmeleri, Gar’ın o tembel zekasıyla kurduğu tuzaklar insanı istemsizce kıkırdatıyor.Pazartesi Terapisi: Bugün Pazartesi ve eğer siz de benim gibi bugün “off” modundaysanız, Gar’ın tembelliğine eşlik etmek inanın çok iyi hissettiriyor.

Genel Değerlendirme

Kısacası, 2004 yapımı Garfield, sinema tarihini değiştiren bir başyapıt değil. Ama “Samimi mi?”, “Eğlenceli mi?”, “İnsanın içini ısıtıyor mu?”… Evet, hem de sonuna kadar! Arada bir böyle çerezlik, rahatlatıcı ve çocuksu filmlere de ihtiyacımız var sonuçta. Sizin de pazartesiniz sendromsuz, bol eğlenceli geçsin. Yorumlarda buluşuruz!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu