İncelemeler

The Very Eye of the Night İncelmesi ve Saykedelik Astral Seyahat

Maya Deren maratonumuzda bir noktaya geldik ki, artık sadece bir “film incelemesi” yazmıyorum; yaşadığım en tuhaf, en sarsıcı ve kelimenin tam anlamıyla “zihin büken” deneyimlerden birinin anatomisini paylaşıyorum. The Very Eye of the Night’ı izledikten sonra şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Zihnim resmen hacklendi. Eğer daha önceki incelemelerimde bahsettiğim Meshes of the Afternoon veya At Land birer rüya ise, bu film doğrudan o rüyanın kontrolünü ele geçiren bir bilinçaltı sabotajı.

Işığın ve Karanlığın Tersyüz Oluşu: Negatifin Büyüsü

Deren bu filmde bizi bildiğimiz dünyadan tamamen koparıyor. Görüntüyü negatif formatta kullanarak gökyüzünü bembeyaz bir boşluğa, bedenleri ise o sonsuz karanlığın içinde süzülen parıltılı hayaletlere dönüştürüyor. Bu sadece sanatsal bir tercih değil; izleyicinin mantık süzgecini anında devre dışı bırakan bir algı saldırısı. Ekrana bakarken bir süre sonra neyin yukarıda, neyin aşağıda olduğunu; neyin madde, neyin boşluk olduğunu ayırt edemez hale geliyorsunuz. Gözleriniz gördüğünü anlamlandırmaya çalışırken, film çoktan savunma mekanizmalarınızı aşıp en derinlerinize sızıyor. Yaşadığım bu deneyimi “saykedelik” kelimesi bile tam karşılamıyor; bu, yerçekiminin olmadığı bir boyutta gerçekleşen ruhsal bir ameliyat gibi.

Astral Düzlemden Bir Kesit

Frp masalarında “Astral Plane” veya “Dreamlands” gibi kavramları betimlerken hep bir rüya mantığından, fizik kurallarının geçersizliğinden bahsederiz. İşte Maya Deren, 1958 yılında bunu selüloide hapsetmeyi başarmış. Dansçılar birer insan olmaktan çıkıp kozmik arketiplere, uykumuzun en ağır evresinde karşımıza çıkan isimsiz varlıklara dönüşüyorlar.Teiji Ito’nun tekinsiz, hipnotik tınıları eşliğinde süzülen beyaz silüetler, adeta kolektif bilinçaltımızın birer yansıması. İzlerken hissettiğim o “boşlukta asılı kalma” duygusu, daha önce hiçbir yapımda bu denli fiziksel bir karşılık bulmamıştı.

İlgili Makaleler

Bu Gece Uykular Farklı Olacak

Biliyorum, bu gece rüyalarım çok başka diyarlarda geçecek. Çünkü The Very Eye of the Night, bittikten sonra bile göz kapaklarınızın arkasında dans etmeye devam eden o Truva atlarından biri. Bilincinize bir kez girdi mi, oradaki yerini kolay kolay terk etmiyor. Herkesin bilinçaltına bir şekilde temas eden, oradaki tozlu rafları kurcalayan bir yapısı var. Bu saykedelik yolculuğun ardından yeryüzüne iniş yapmak zor olsa da, maratonumuz devam ediyor. Henüz hareketin ve şiddetin felsefesine dalacağımız Meditation on Violence ve uyurgezerlerin rüya alemlerine sızacağımız Ensemble for Somnambulists gibi duraklarımız var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu