Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Şeker mi, Şaka mı? – Cadılar Bayramı Ağacı İncelemesi

Şeker mi, Şaka mı? – Cadılar Bayramı Ağacı İncelemesi

Ray Bradbury – bereketli kaleminden birçok roman, kısa hikaye, senaryo ve tiyatro oyunu çıkmış; yeteneği ve çok yönlülüğü ile kendine hayran bırakan fakat ne yazık ki son birkaç yıla kadar birçok okur tarafından sadece “Fahrenheit 451’in yazarı” olarak anılan yazarın en az Fahrenheit 451 – hatta belki de ondan daha başarılı – eserleri yavaş yavaş dilimize kazandırılmaya başlandı. Bu sonbahar raflarda yerini alan en büyük güzelliklerden biri olan, okurken mevsimin tadını doya doya çıkaracağınız Cadılar Bayramı Ağacı da bu kitaplardan biri.

Vize haftasında ders notlarımı bir kenara bırakıp sayfalarına gömüldüğüm Cadılar Bayramı Ağacı’nı siz okurlarımız için inceledim. İlerleyen satırlarda sizleri, bu tatlı romanı okumaya ikna edebilmeyi ve bu güzel deneyimi sizlerle paylaşacak olmayı umuyorum.

Kitap Neyi Anlatıyor?

Sonbahar ve kışın iki büyük bayramı vardır: Yılbaşı ve Cadılar Bayramı. Yılbaşı için bestelenmiş sayısız şarkı, sayısız tekerleme; yazılmış sayısız roman ve şiir vardır. İngiliz edebiyatının demirbaşlarından biri olan Charles Dickens’ı olduğu yere getiren hikayelerden biri bile Noel zamanını konu alan “Bir Noel Şarkısı” kitabıdır. Peki ya Cadılar Bayramı? Nerede Cadılar Bayramı için yazılmış güfteler, şairane sözler, beylik paragraflar? Adeta Cadılar Bayramı’nın eline birkaç korkunç yaratık tutuşturulmuş, kapının önünden yollanmış. Kimse arkasındaki köklü tarihi, insanlık kadar eski gelenekleri hatırlamaya tenezzül etmemiş. 1967 yılında bu gidişe dur demek için kalemi eline alan Ray Bradbury, Cadılar Bayramı’na yakışacak kadar karanlık, ürpertici ve bir o kadar da eğlenceli bu kitabı kaleme almaya koyulmuş.

Kısaca özetleyelim – kitap, Cadılar Bayramı gecesi kaybolan arkadaşları Balbağı’nı aramak üzere unutamayacakları bir maceraya atılan sekiz erkek çocuğundan oluşan bir arkadaş grubunun öyküsünü anlatıyor. Maceraları sırasında yolları, gotik bir Willy Wonka esintileri taşıyan Bay Kefenyığını ile kesişen dostlar, Antik Mısır’dan günümüz Meksika’sına kadar gelen büyülü bir yolculuğa çıkarak Cadılar Bayramı’nın maskesinin arkasındaki gerçek yüzü görüyorlar.

Cadılar Bayramı ve Ucuz Kostümlerden Çok Daha Fazlası

Kitabın ana mesajı, Cadılar Bayramı’nın kostüm giyip şeker toplamak için uydurulmuş bir bahaneden çok daha fazlası, yaşamı ve ölümü kutlayan kutsal bir gün olduğu. Yaşam ve ölüm gibi iki ağır ve bilinmezlerle dolu konseptin kutlandığı bu bayram ile ilgili bir hikaye yazarak Bradbury, okurlara yaşamanın ve yaşamın ne demek olduğunu düşündürtüyor. Neyse ki bunu yaparken, böyle konuları ele alan birçok yazar gibi post-modern bir yaklaşım sergilemiyor – post-modern romanların okur için yazılmadığını düşünürüm. Kitapta kullanılan melodik dilin tınılarını adeta duyabiliyorsunuz. Çeviride yer yer kendini hissettiren tökezlemeler olsa da Bradbury’nin ustalıkla inşa ettiği üslubu her şekilde kendini okutmayı başarıyor. Bunun yanında ölümsüzlüğe ulaşacağına dair inancını yaşamı boyunca birçok defa belirten yazar, ölüm ve yaşam konularında acıtatlı ve bir yandan da umut verici bir bakış açısı sunuyor.

Ölüm, Yaşam ve Diğer Tüm Kaçınılmaz Deneyimler

Cadılar Bayramı Ağacı’nda ölüm, kişisel bir mesele olmaktan çıkıyor. “Ben öleceğim,” sorunundan ziyade “Hepimiz öleceğiz, peki bu durum yaşamımız için ne ifade ediyor?” sorusuna bir cevap arıyor. Üstelik de bunu, merkezine çocukları oturttuğu, modern bir peri masalını anlattığı bir hikaye üzerinden yapıyor. İşte Bradbury’nin bir hikaye anlatıcısı olarak ustalığı burada parlıyor. Ölüm ve yaşam; ağlaya ağlaya dizlerimizi döveceğimiz, anlamsızlığın içinde kendimizi yitireceğimiz birer boşluk olarak ele alınmıyor. İki konsept de bizleri bir araya getiren, birleştirici deneyimler olarak sunuluyor. Tabii ki ölümün de yaşamın cevaplanmamış sorularının da ağırlığını hissediyoruz. Hele ki bunları anlamlandırmaya çalışan kahramanlarımız bir grup çocuk olunca. Yer yer dehşet verici sahnelerle karşılaşıyoruz – özellikle de kitabın sonunda – ve bir hayli şaşırıyoruz. Bradbury neden ana karakterini çocuklardan seçtiği bu hikayeye, yetişkinleri bile rahatsız edecek bu elementleri koymuş diyoruz. Bu sorunun cevabı ise büyük resimde gizli: Çocuk da olsa büyük de olsa, yaşam da ölüm de hepimiz için aynı, hepimizin ortak paydası. Yaşamın gizemi de ölümün sessizliği de hepimiz için baki, yaşımız kaç olursa olsun.

Bi’ Kaç Pürüz Var Tabii

Başarılı yanlarının yanı sıra kitabın eksik kaldığı yönler de yok değil. Bradbury karakterler üzerinde yeteri kadar durmuyor. Kefenyığını ve ana karakterimiz Tom İskilet dışındakileri hikayeyi doldurmak için hızla yazıp geçtiği hissine kapılıyorsunuz. Hatta bazı sahnelerde Tom İskilet dışındaki yedi arkadaş hep bir ağızdan konuşuyorlar, Bradbury giydikleri Cadılar Bayramı kostümleri dışında onlara has bir kimlik yaratma zahmetine girmiyor. Karakterler, hikayenin üzerinde gezdirilen bir tüy gibi. Hoş bir his bırakıyorlar ama derinlikten yoksunlar.

Ölüm, yaşam, şeker, şaka derken bir çırpıda biten romanın asıl etkisi bana kalırsa bittikten sonra başlıyor. Kitabın sorduğu temel soruların yanı sıra kendinizi düşünmekten alıkoyamıyorsunuz: Arkadaşımı kurtarmak için kitaptaki çocuklar gibi bir fedakarlık yapabilir miydim? Cadılar Bayramı Ağacı, her şeyiyle Cadılar Bayramı’nı temsil ediyor – ürpertici, gizemli ve hep biraz daha arka planda. Belki de kitabı özel kılan özelliklerinden biri de bu.

Ümit Kayalıoğlu’nun çevirisi ve İthaki Yayınları etiketi ile raflarda yerini almış olan Cadılar Bayramı Ağacı, ölüm ve yaşamın arasındaki ipte yürürken büyülü bir hikayenin sayfalarını aralamak isteyen okurlar için muazzam bir sonbahar romanı.

Tarantino ve Abrams'tan Star Trek Filmi Mi Geliyor?
Warhammer Fantasy Roleplay 4. Sürüm'ün Çıkış Tarihi Ve Kapakları Ortaya Çıktı