Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Puppeteer İncelemesi

Puppeteer İncelemesi

Puppeteer Banner

Türkçe dublaj desteği ile beraber gelen Puppeteer, keşfedilmeyi bekleyen bir PS3 oyunu.

Puppeteer, bir kuklanın kafasını arayışını ve Ay Krallığını kurtarışını anlatıyor.

Puppeteer, geçtiğimiz Eylül ayında piyasaya sürüldü. Piyasada dikkat çekmese de, ilgi çekici oyunlar sunan SCE Japan Studio tarafından geliştirildi. SCE Japan Studio kim mi? Patapon gibi sevimli bir serinin ve unutulmaz Shadow of the Colossus oyunlarının yapımcısı. Firmanın yeni oyunu ilk başta size Little Big Planet’i çağrıştırsa da, bambaşka bir türle karşı karşıya olabiliriz.

Puppeteer’in oynanabilirliği kadar, hikayesi de oldukça güzel. Peri masallarından hoşlanıyorsanız, uzun zamandır aradığınız oyun bu olabilir. Hikayemiz, Ay’da geçiyor. Ay’ın başında Ay’ın Ayı Kralı var. Neden Türkçe yazıyorum? Çünkü oyun tamamen Türkçe desteğiyle geliyor. Sadece altyazı değil, dublaj desteği de veriyor. Ama buna sonra değineceğiz.

Ay’ın Ayı Kralı, belirli dönemlerde çocukların ruhlarını topluyor ve kafalarını koparıyor. Oyunda korkunç kan efektleri yok. Oyunun adında da anlaşılacağı gibi karakterlerin hepsi kukla. Kralın son kurbanı ise bizim yönlendirdiğimiz Kutaro adlı çocuk. Kutaro, kafasını kaybediyor ve geri alabilmek için uzun bir maceraya çıkıyor.

Işıklar! Sessizlik! Ve PERDE!

Kutaro’ya yolculuğu boyunca 9 kere ölmüş ve sonunda Obi-Wan Kenobi gibi bir ruh haline gelmiş Ying-Yang adlı bir kedi yardım ediyor. Bu kedi Kutaro’yu Ay’ın yaşlı cadısına götürüyor. Küçük çocuğun Ay’ın Ayı Kralını alt edebilmesi için Calibrus adındaki makası ele geçirmesi gerekiyor. Haliyle tüm karakterler kukla olduğu için tüm oyunda bir tiyatro sahnesinde geçiyor.

En büyük silahımız Calibrus isimli makas. Bununla yaratıkları öldürebiliyor ya da kumaşları, yaprakları keserek yüksek yerlere ulaşabiliyoruz. Ying-Yang ise bu yolculukta Kutaro’yu yönlendiriyor ve az da olsa yaratıklarla savaşabiliyor. Oyunun Multiplayer kısmında aynı anda iki kişi bu karakterleri kontrol edebiliyor.

Ay'ın Ayı Kralı (!) gerçekten tam bir Ayı!
Ay’ın Ayı Kralı (!) gerçekten tam bir Ayı!

Hikaye ilerledikçe, Ay’da yaşanan olayları da öğrenmeye başlıyoruz. 3 yıl önce Ay, Ay Tanrıçası tarafından yönetiliyormuş. Ancak Kötü Ayı’nın ortaya çıkmasıyla tüm ordular yenilmiş. Tüm krallık böylece bu Ayı’nın eline geçmiş.

Kutaro’nun tek gücü makas değil. Kafası olmadığı için başka şeyleri kafasına geçirebiliyor. Tüm kafaları kaybettiğinde ölüyor. O yüzden olabildiğince kafa toplamak önemli. Bu kafalar çeşitlilik gösteriyor. Bazıları kafa bile değil. Örümcek, yarasa, topuz, giyotin, sakura ağacı, hamburger ve dahası oyunun ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkıyor.

Her bölüm 3 perdeden oluşuyor. Yaklaşık 27 bölüm var. Sahne arası geçişler ise inanılmaz. Daha önce bir oyunda bu kadar efektif bir arka plan gördüğümü hatırlamıyorum. Oyunun bir tiyatro sahnesinde geçtiğinden bahsetmiştim. Dekorlar, her sahne geçişi sırasında katlanıyor, düşüyor ya da iple yukarı çekiliyor. Arka tarafından gürültüyle yeni sahne yükseliyor. Kameranın sabit olarak kalması da bu atmosferin güzelliği körüklüyor.

Ay’ın Ayı Kralı’na ulaşana kadar onun Generalleriyle boğuşmak gerekiyor. İlki ve bence en korkutucu olanı dev bir kaplan. Daha sonrasında bölümlerin konseptine göre bu Generaller de değişiyor. Kaplan dışında Grim Reaper, dev mekanik bir örümcek ve ejderha gibi yaratıklar bulunuyor.

Oyunun 3D gözlükle oynama özelliğinin olmaması çok kötü. Ancak 3D desteği veren bir televizyonunuz varsa, tadından yenmeyecek cinste bir atmosferle karşılaşabilirsiniz.

Oynanabilirlik açısından baktığımızda, sanki oyunu oynamıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Platform oyunu olmasına rağmen çok fazla bir aksiyona girmiyorsunuz. Bir alternatif olarak Little Big Planet’i düşündüğümüzde, o oyunda yaptıklarımız daha fazla. Multiplayer oynamanızı tavsiye ederim. Gerçi onda da fazla efektif hareketler yok. Tabii oyun sadece hoplamakla, zıplamakla ve ilerlemekle sınırlı değil. Boss savaşları oldukça eğlenceli. Geleneksel yapıdaki platform oyunlarında olduğu gibi boss savaşların 3 aşama bulunuyor. Bu sebeple eski tarz platform oyunlarını sevenler için eğlenceli olabilir.

Puppeteer da ise sahnenin bir köşesinden diğer köşesine ulaşmaya çalışıyorsunuz ya da en tepeye çıkmanız gerekiyor. Bazı yerlerde gizler var. Bir yansımayla belli oluyorlar. Hangi şekil yansıyorsa, o kafayı taktığınızda perde içerisindeki gizli bölümü oynayabiliyorsunuz.

İlerleyen sahnelerde Ying-Yang’ın yerine Pikarina adlı Kraliçe yardımcısı bir peri kızı geliyor. Kutaro’ya yardımcı olabilmek için neredeyse tüm Ay halkı seferber oluyor. Maceraları sırasında birçok yeni karakterle karşılaşıyoruz.

Oyunun Boss dövüşleri eski toprakların hoşuna gidebilir.
Oyunun Boss dövüşleri eski toprakların hoşuna gidebilir.

Puppeteer’da sadece kafamızı bulmaya çalışmıyoruz. Ay’ın Ayı Kralı tarafından ele geçirilmiş ve kafası koparılmış diğer bir çok çocuğu da özgür bırakmaya çalışıyor. Bu özgür bırakılan çocuklar bize puan olarak geri dönüyor.

Sony’nin yerelleştirme projesi dahilinde bulunan Puppeteer, %100 Türkçe desteğiyle beraber geliyor. Türkçe dublaj hiç de göze batmayacak şekilde, profesyonel sanatçılarla yapılmış. Orijinal seslendirmeyi de neredeyse hiç aratmıyor. Bu da Türkiye oyuncuları için büyük bir artı. Oyun içerisinde kullanılan şarkılar da, başarılı bir şekilde Türkçe’ye çevrilmiş.

Sonuç

Puppeteer, piyasaya 1 ay önce çıkmış olmasına rağmen nedense halen keşfedilememiş. Sürekli aksiyon, bilim-kurgu, strateji oyunlarını takip edip bunlardan sıkılan oyuncular için bir alternatif olmuş. Öyle güzel bir alternatif ki, Türkçe desteği sayesinde kafayı bir anda boşaltabiliyorsunuz. Oyunun oynanabilirlik açısından çok fazla sıkıntısı var. Bazı noktalarda oynuyormuş gibi hissetmiyorsunuz. Özellikle Multiplayer modunda, oyunculardan biri tamamen işlevsiz olarak sahne içerisinde süzülüyor.

Oyun içerisinde bazı gizli bölümleri bitirdiğinizde ya da boss savaşlarını tamamladığınızda bonuslar açılıyor. Bu bonuslar çizimlerle sınırlı değil. Karakterlerin hikayelerini bir masal gibi anlatan bölümler var. Örneğin, ilk bölüm sonrasında Ying-Yang adlı kedinin neden o hale geldiğini anlatan bir hikaye kitabı açılıyor.

Hikaye açısından baktığımızda, klasik bir peri masalıyla karşı karşıyayız. Gene de bunu sunuş şekli, piyasadaki hiçbir oyuna benzemiyor. Bu yüzden ilgi çekiyor. Ama oynama süresi ilerledikçe sıkılabilme ihtimaliniz yüksek. Denemekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu yazı daha önce Technopat.net sitesinde yayınlanmıştır.

The Strange - Bruce Cordell ve Monte Cook'tan Garip Bir Sistem
Superman 75. Yıl Özel Animasyon Filmi