İncelemeler

Cowboy Bebop İncelemesi

Bebop’un Bir Günü

Cowboy Bebop’un 26 adet 25 dakikalık bölümü boyunca, yavaş yavaş karakterleri tanıyor ve onlara ısınmaya başlıyoruz. Karakterlerimiz her bölümde birbirinden bağımsız denebilecek olaylara karışırken, her karakter ile ilgili özel bölümler de bulunmakta. Nihai olarak da, Spike’ın geçmişini ve geldiği noktayı dizinin en son dakikasına kadar gıdım gıdım öğrendiğimiz bir alt-konu bulunmakta.

cowboy bebop ed einKahramanlarımız için hareket hiç bitmiyor. Onları bir seferinde Alien filmine gönderme yapan bir bölümde dar koridorlarda, bir diğerinde ise çölde uyuşturucu bir mantarın peşinden koşarken bulmak mümkün. Değerli krediler (ve tabii ki yemek ile) aralarına her türlü fiziksel ve sanal suçlu giriyor. Her seferinde bir başka gezegene sıçrayarak kendilerini zengin edecek kötü adamın arayışı içindeler. Bunlara bakıp Cowboy Bebop için ‘hafif’ bir aksiyon dizisi yorumu yapmamak lazım. Çünkü karşınızda tüm zamanların bence en güzel canlandırılmış, en sıkı karakterleri olan, en ayrıntılı arka planlara sahip, en derin işlenmiş hikaye örgüsü olan ve en iyi müziklere sahip anime dizilerinden biri duruyor.

Dizinin ilk bölümü, Bebop’un sıradan bir gününü göstererek başlıyor. Bebop yeni bir gezegene ve yeni ödüllere doğru hareket halindedir, Spike Kung-Fu pratiği yapmakta ve Jet ise yemek için Etli Biberli Kızartma hazırlamaktadır, ama malzemeler arasında et bulunmamakta. Çünkü Bebop ekibi çoğu zaman olduğu gibi çulsuzdur. Genellikle kazandıkları ödül parasının çoğu ya suçluları yakalarken yolaçtıkları hasarları ödemeye veya genel masraflara gitmektedir (gezegen ve uzay üslerindeki iskele ücretleri, gemilerin yakıt ve tamirleri, Gate geçiş bedelleri, vs…). Makus talihleri, bir uzay kumarhanesinde suçlu kovalarken onlara katılan bir kaçak olan Faye Valentine’ın aralarına katılması ile de düzelmez. Ne de Dünya’da buldukları, ailesinden ayrı tek başına yaşayan, gemilerinin kontrolünü ele geçirip ekibe katılmak için Jet ve Spike’ı zorlayan Ed’in katılmasıyla. Ein’ın ise aslında kolay kolay ellerinden çıkaramayacakları bir şey olduğunu ise zor yoldan öğrenirler.

Dizide Bebop kahramanları dışında, gelip giden ve herbiri çok gerçekçi tasarlanmış birçok yan karakter de var. Özellikle Jet’in, Faye’in ve Ed’in hikayelerinin anlatıldığı bölümlerdeki yan karakterler diğerlerinin önüne çıkıyor. Fakat tüm diziyi düşününce, Spike’ın hayatını etkileyen iki önemli yan karakter bulunmakta.

Julia

Her ne kadar dizide belli sayılı noktalarda ve flashback’lerde görülse bile, Julia, Spike’ın eski aşkı olarak önemli bir alt-konu oluşturuyor. Julia, Spike’ın eski suç dolu günlerinde tanıştığı güzel bir sarışın; ve Spike’ın hayatındaki en önemli problemlerden bazılarının da sebebi.

Vicious

Adından da anlaşılabileceği gibi, Vicious (Türkçesi: acımasız, şiddetli, kötü) dizinin bir nevi ‘kötü adamı’. Spike’ın çok eskiden yakın dostu ve bir zaman sonra ezeli düşmanı olan Vicious, dizinin çeşitli yerlerinde karşısına çıkarak hayatı Spike’a zehir etmeye çalışıyor. Vicious da tıpkı Spike gibi Julia’ya aşık ve ikisi arasındaki problemlerin bir bölümü de bundan kaynaklanıyor. Ama Vicious’un Spike ile asıl derdi, Spike’ın ölü rolü yaparak ‘örgütten’ kaçmaya çalışmış olması. Siyah kıyafetler, siyah bir kuş, bir katana ve Spike’a karşı ondan da ölümcül bir tavır; karşınızda ‘sıkı’ kötü adam Vicious…

Cennetin Kapıları

Cowboy Bebop RedtailCowboy Bebop’un film adaptasyonu olan ‘Knockin’ on Heaven’s Door’, daha önce de belirttiğimiz gibi, ana karakterler dışında diziyle bir bağlantı taşımıyor. Yine de filmi izlerken, filmin aslında dizinin uzunca bir ekstra bölümüymüş hissinden kurtulamıyorsunuz. Film, diziyi önceden seyretmiş ve doyamamış olanlar için daha fazla Bebop anlamına geliyor. Bu yüzden filmde karakterler tekrar tanıtılmaya çalışılmamış ve direk konuya girilmiş, bu sayede konudaki ayrıntılar, dizinin herhangi bir bölümündeki ayrıntılardan daha fazla işlenebilmiş. Ayrıca film daha uzun olduğu için, sinemaya özgü tempodan da faydalanılmış. Bu filmin avantajına çalışıyor; fakat en büyük dezavantajı da, diziye pek aşina değilseniz ana karakterler konusunda biraz havada kalma durumunuzun oluşması.

Güller ve Kurşunlar

Cowboy Bebop’un ana malzemesi ‘cool’ tarzı. Ve hem dizi, hem de film bu tarzı tavana vurduracak şekilde canlandırılmış. Shinichiro Watanabe’nin yine Sunrise’da yönetmenlik yaptığı, 1996’daki bundan önceki çalışması olan ‘Escaflowne’yi yaşını almış anime meraklıları bilirler. Watanabe, Escaflowne’deki üstün kalite anlayışını Cowboy Bebop’da da sürdürmüş. Gerek konuyu işleyiş biçimi, gerekse de animasyonun akıcılığı ve kalitesi Watanabe’yi anime yönetmenleri arasında önemli bir mevkiye yerleştiriyor (Watanabe’nin Animatrix’deki ‘Detective Story’ ve ‘Kid’s Story’ çalışmalarını da kaçırmayın). Ayrıca dizinin tasarım bölümünde çalışmış olan Kawamoto Toshihiro da, yine ayrıntılı görselliğe sahip ve kendine özgü bir havası olan ‘Golden Boy’ ve daha yeni ‘Wolf’s Rain’ gibi dizilerde de tasarımcı ve animatör olarak yer almış.

Cowboy Bebop, dizinin ilk sahnesinden son sahnesine kadar dikkatle ve ince ince çalışılmış bir eser olduğunu gösteriyor. Karakterler, ilk görünüşte bile ufak tefek ayrıntılar ile kişilik özelliklerini belli etmeye başlıyorlar. Spike’ın tavrı ve ayakkabıları, Jet’in sert yüzü ve cyborg kolu, Faye’in bakışları ve kıyafeti, Ed’in enerji dolu dışadönüklüğü size hemen birşeyler anlatmaya başlıyorlar. Ama Watanabe’nin, karakterlerin geçmişleri ve kişiliklerinin derinlikleri hakkında yavaş yavaş verdiği ve olayların arasına gizlediği ayrıntılar ile bölük pörçük resimler tamamlanmaya başlıyor. Karakterlerin her davranışının ardında, geçmişten gelen birşeyler yattığı belli oluyor.

Cowboy BebopDizi, akış olarak ikiye ayrılabilir. Bir bölümü oldukça sakin planlardan oluşan ve konuyu ilerletmeye, karakterleri derinleştirmeye yarayan sahneler; diğer bölümü ise hareketin ön plana çıktı ve gerçekten de etkileyici çarpışma, kovalamaca ve uçuş kompozisyonları içeren sahneler. Her ikisi de zarafetle uygulanmış. Daha sakin diye bahsettiğim bölümlerde özellikle dekorlardaki ayrıntı ve ifade zenginliğine kaptırıp gitmeniz mümkün. Şehirler ve sokaklar insanlarla dolu ve herkes biryerlere gidiyor, birşeyler yapıyor gibi. Bu da onları oldukça gerçekçi kılıyor. Sokaklarda gördüğünüz tabelalar, araçlar, dükkanlar hep özenle hazırlanmış. Ama karlarla kaplı ve az nüfusa sahip bir şehrin görüntüsü de, aynen olması gerektiği gibi; içkarartıcı, loş, soluk ve insansız… Aksiyon sahneleri ise kıpır kıpır, sabit karelerin kaydırılması veya hız çizgilerinin abartı kullanımını burada görülmüyor. Her hareket gerçekçi ve değişen kamera açıları ile tüm dövüş sahnelerinde ne olup bittiğini rahatça takip edebiliyorsunuz. Yerde ve havada geçen kovalama sahneleri ise, bu konuda ünlü olan Macross Plus (ki Watanabe bu OVA serisinin de yönetmenliğini Shoji Kawamori ile paylaşmıştır) ile karşılaştırılabilecek kadar akıcı ve görkemli.

Cowboy Bebop’u son yılların en başarılı dizilerinden biri haline getiren en önemli sebeplerden biri müzikleridir. Benim de en sevdiğim (ve zamanında ‘Anime Garage’ radyo programında örneklerini bol bol çalmış olduğum) anime müzik bestecisi ve yapımcısı olan Yoko Kanno, Cowboy Bebop’un müzikleri ile kariyerinin en üst noktalarından birine ulaşmıştır bence. Cowboy Bebop’un daha açılışından itibaren, bir iki bölüm içinde bu dizinin müzik albümlerine sahip olma isteğine kapılıyorsunuz. En basitinden caz, blues, new age ve oryantal melodiler ile bezenmiş dizi müziklerinin, zaman zaman heyecanlı pop ve rock parçalarına ve sürreal temalı garip kompozisyonlara doğru kayabildiğini farkediyorsunuz. Yoko Kanno’nun ele aldığı her anime müzik projesinde olduğu gibi, burada da sahnelere uyumlu müzik hazırlayabilme yeteneği kendini gösteriyor. Ayrıca Kanno’nun kendi grubu olan ‘Seatbelts’i de kutlamak gerekiyor kanımca. Kanno’nun hayalgücü ve müthiş düzenlemelerinde ona ayak uydurabilmeyi bu kadar iyi becerdikleri için. Cowboy Bebop’un dört adet ana müzik albümü, remix albümü, filmin kendi müzik albümü, çeşitli parçaların single albümleri ve sadece Japonya’da bulabileceğiniz bir ‘Collector’s Edition’ toplama CD paketi bulunmakta.

Seslendirme olarak Cowboy Bebop benzeri gibi kaliteli yapımlar kadar iyi. Ünlü seiyuu (ses sanatçısı) Megumi Hayashibara’nın (Rei Ayanami ve Yui Ikari – Evangelion, Lina Inverse – Slayers, Pai – 3×3 Eyes, Lime – Saber Marionette J, Ai – Video Girl Ai) seslendirdiği Faye ve Kouchi Yamadera’nın (Kaji Ryoji – Evangelion, Togusa – Ghost in the Shell, Harlock ve Tochiro – Harlock Saga, Jubei – Ninja Scroll) seslendirdiği Spike dışında çok fazla dikkati çekecek nokta yok. Jet’i seslendiren Unshou Ishizuka’nın, Macross Plus’da Guld’ı seslendirmiş olması da belirtilmesi gereken noktalardan.

Kılıçbalığı Geliyor!

BebopDizide kullanılan bazı araçlardan da kısaca bahsetmek istiyorum. Bu araçlar karakterlerin birer parçası oldukları için, dizideki diğer görsel öğeler arasından ayrılarak bahsedilmeli. Spike, Faye ve Jet’in kullandığı küçük gemilerin ortak bir özelliği var. Bana sorarsanız bu araçların kokpit tasarımı motorsikletler gözönüne alınarak yapılmış (mekanik tasarımcı Yamane Kimitoshi bir motorsiklet meraklısı olabilir mi? ^_^). Zaten Spike’ın gemisinin eski bir yarış uçağı olduğunu düşünürsek, bu fikir oldukça mantıklı geliyor.

Bebop

Jet’in polislikten ayrıldıktan sonra satın aldığı Bebop 268170, aslında gezegenlerarası yolculuk için yeniden hazırlanmış bir balıkçı gemisi (böylece özel yapısı sayesinde suya da inebiliyor). Dışarıdan öyle gözükmemesine rağmen, üç küçük avcı gemiyi taşıyabilecek kadar büyük ve ekip geminin bazı yerlerine dizi boyunca ayak bile basmıyor. Bebop oldukça zor zamanlar görmüş ve yıpranmış, ama sağlam bir gemi ve Jet’in evi diyebileceği tek yer. Ön güvertesi, küçük gemilerin atmosferdeyken kalkabileceği kadar uzun. Geminin orta bölümünde, yaşam birimlerine ve ana bölümlere geçiş yapılabilen dönen bir kısım var (geminin yerçekim sisteminin bir parçası olarak).

Swordfish II

Spike’ın suçlu avlarken kullandığı kırmızı ve oldukça etkileyici avcı gemisi. ‘mono racer’ denilen türden eski bir yarış gemisi olan Swordfish, yoğun modifikasyon sonucu Spike’ın tam istediği gibi, makinalı tüfekler ve güçlü bir enerji topunu taşıyabilecek şekilde, ister atmosferde, isterse uzayda en hızlı ve en çevik avcı gemisi haline getirilmiştir. Swordfish de Bebop gibi suya iniş yapabilir.

Redtail

Faye’in avcı gemisi olan Redtail, Swordfish kadar çekici olmasa bile, üstün manevra yeteneği ve ciddi silah yükü ile, Faye’in zor durumlardaki en yakın dostu haline geliyor. Dik iniş kalkış özelliği sayesinde kontrolü çok daha kolay olan Redtail, iki büyük Gatling topu ve roket atıcı üniteleri dışında, oldukça iyi bir zırha da sahip.

Hammerhead

Jet’in ikinci gemisi olan Hammerhad’i dizi boyunca çok fazla görmüyoruz, çünkü Jet daha çok Bebop’da kalıp, kovalamaca işlerini Spike ve Faye’e bırakıyor.Hammerhead de Redtail gibi dikey inip kalkabiliyor, Bebop gibi de suya inebiliyor ama diğer gemiler kadar silah donanımına sahip değil. En önemli silahı, gemiden bağımsız döndürülebilen kuvvetli bir zıpkın, bu zıpkın ile gemileri yakalayıp çekmek veya sürüklemek mümkün. Ayrıca Hammerhead’in önündeki kepçe de hem kaldırma, itme benzeri işlerde, hem de kalkan olarak kullanılabiliyor.

Hoşçakal Uzay Kovboyu…

Bu tanıtımın sonuna geldiğimizde söylemek istediğim tek şey, Cowboy Bebop’un şimdiye kadar seyrettiğim birçaok anime arasından en iyilerinden biri olduğu ve ne kadar izlersem izeyeyim sıkılmadığım ender dizi ve filmlerden biri olduğudur. Ve bu da benim için anime değerlendirirken çok önemli bir kriter. Zaten Cowboy Bebop kalitesi ile hakettiği yeri almasını da bilmiştir. Cowboy Bebop sizi hem eğlendirecek, hem ağzınız açık bırakıp ‘Vay be!’ dedirtecek, hem de sizi aynı bölümde melankolik yapabilecek az sayıdaki anime örneklerinden biridir. Şiddetle önerilir… ^_^

Herkese anime dolu günler dileği ile…

Önceki sayfa 1 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu