Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Ay Yüzlü Gobline Kalan Elf Diyarı – Goblin Kral İncelemesi

Ay Yüzlü Gobline Kalan Elf Diyarı – Goblin Kral İncelemesi

Resmi dil her zaman zor mudur? Sizin içinizden de malum dilekçeleri yazdıktan sonra bir “oh” sesi çıkıyor mu? Ya da o çok CC’li malleri? Görünen o ki elfler için bu geçerli değil. Kadim elf halkı resmiyete oldukça düşkün. Öyle ki, aşırı resmiyeti her zaman kabul edebiliyorlar ama kabalığı asla… Üzgünüm sayın okuyucu; anlattıklarım, kitap boyunca bir elfe “sen” diye hitap edemeyeceksiniz demek oluyor. Çoğul konuşmak, on üç yaş altındakilere “mirren” ve bekâr kadınlara “min” demek durumundasınız. Elf diyarında 13 yaşın üzerindeki çocuklar artık yetişkin dünyasına girmeye başlamak zorundadır. Bu nedenle kitabımızın kahramanına -bence hala çocuk olsa da- ilk başlarda “mer”, taç giyme töreni sonrasında da “haşmetlimiz” demeniz gerekecek.

Bir goblin-elf ya da elf-goblin sürgünde olduğu kır evinden alınıp, bir şehir kadar büyük olan sarayın ortasına bırakıldığında ne yapar? Hem de sadece o şehre değil, tüm elf diyarına hükmetmek için getirildiyse? Dahası etrafı ona bir yandan benzeyen bir yandan da benzemeyen çok sayıda saray yaşayanı ile kaplandıysa? Onlardan biri gibi değilse? Onlardan olan yarısını hissetmiyor ve aynada o yarısını görmüyorsa? Buna rağmen artık onların kralıysa? Ona tacı getiren kazada ölen babasının ve kardeşlerinin değil ölen mürettebatın yasını tutuyorsa?

Babasının, dedesinin, yakın soyunun adı yerine 500 yıl önce yaşamış ve imparatorluğa en bereketli çağlarını yaşatmış bir kralın adını alarak hükmetmeye başlar Maia. Bu adın ona sevgi getirmesini umamaz ama saygı getirmesini umut etmektedir. Kitap boyunca ay yüzlü bir goblinin hem sevilme hem de saygıdeğer bir hükümdar olma çabasını okuyacaksınız. Lakin bu diyarda alışkın olduğunuz kadar ruhani, mistik ve etik elfler beklemeyin. Aralarında bolca sınıf farkı olan, entrikaları çokça seven, etik değerleri de pek kendine münhasır elflerle karşılaşacaksınız. Şaşıracaksınız belki ama goblinler, elflere göre daha ruhani hatta biraz daha doğaya bağlılar. Tabii bu iki ırk sadece sosyal yönlerden ayrılmıyor, fiziksel açıdan da çokça farklılar. Yine de iki ırkın da kadınları haneden haneye atılan, devredilen varlıklar olarak gördüğünü özellikle belirtmem gerekiyor. Kitapta başka ırklardan bahsedilmiyor. Dolasıyla bu gezegende başka ırklar var mı, varsa onlar da kadınları eşyaları gibi görüyorlar mı, bilemiyoruz.

Bambaşka bir gezegendeyiz, kabul. Peki, hangi gezegendeyiz? Bilmiyorum. Kitabın içinde bir yerde geçtiyse ve ben o sırada bir hayale dalmışsam affınızı diliyorum. Gözden kaçırmadığımı varsayarsak birazcık şaşırdığımı belirtmek istiyorum. Çünkü suyun kahverengisini, ağaçların kızılını, goblin gözlerinin o yakıcı turuncusunu, elflerin kulaklarını, goblinlerin kömür karası rengini bize bu kadar iyi anlatan yazar gezegene bir de isim vermeyi atlamış olamaz. Belki de gezegene adını bizim vermemizi istemiştir. Belki onun “Proxima b” olduğunu hayal etmemizi istemiştir. Belki de hangi gezegen olduğu önemsizdir. Sadece vereceğimiz ad önemlidir. Düşünsenize kaç kişi okuyorsa bu güzel gezegenin o kadar çok adı olacak demektir. Earth, Dünya, Gaia, Terra belki de bambaşka isimler…

Tek bildiğim, ürettiğimiz ismin kesinlikle hazır bulacağımız isimden daha sade olacağıdır. Zira yazar upuzun isimler ve bu isimlerin bir sürü çeşidini üretmek konusunda hiç cimri davranmamış. Kitabı okurken koskoca sarayın planını ve en uzun nehre yapılması düşünülen, buharla çalışan metal köprünün çalışma prensiplerini anlıyorsunuz. Hatta elflerle goblinlerin kulaklarının bir hareketinden ne düşündüğünü çıkarabilir hale geliyorsunuz. Ama bir şeyi anlamayı başarmanız oldukça zor; isimler. İsimleri okumak, isimleri hatırlamak, isimlerin arasındaki bağlantıyı bulmak, isimlerin çekimlerini anlamak… Bir anda bir şehir dolusu insanla tanışıyorsunuz. Ve bu insanlara adlarıyla, unvanlarıyla, bir anda tüm isimleriyle ve bir anda hiç biriyle hitap ediliyor. İki sayfa önce tanıştığınız karakterin adını, geri dönüp tekrar tekrar kontrol etmeniz gerekiyor.

Yazının bu kısma kadarki bölümünü kitabı bitirmeden yazdığımı itiraf etmem gerek. Çünkü yazının tam bu noktasında “kitabı okurken bir köşeye adları not alın, soyağaçlarını çıkarın” vb. öneriler bulunacaktı. Tam 309. Sayfaya geldiğimde kitabın sonunda “Eğri Merdiven Yayınevi” tarafından “Porcharn Asilzade Tüccarlar Odası” için hazırlanmış Elf Diyarları Gezginleri Kılavuzu’nun bir özeti olduğunu fark ettim. Eğri Merdiven çalışanlarına ve kılavuzu hazırlatan asil elflere hepimiz adına teşekkürü borç bilirim. Sizin bu bilgiye benden önce ulaşacak olmanız benim için çok önemli. Çünkü inanın o sözlüğe çok ihtiyaç oluyor. Özellikle 309. sayfaya kadar…

Kitabın konusuna dönecek olursak; saraydan ayrı ve çok da sevmediği bir öğretmenle yalnız başına büyüyen Maia daha ilk bölümlerden okuyanı şaşırtmaya başlıyor. Hem hükmetmeyi hem de giydiği tacın etkisiyle değişmemeyi öğreniyor. Biz de onunla birlikte saray adetlerini öğreniyoruz ve bir goblinin de elfleri yönetebileceğini görüyoruz. Bu noktada size bir sır daha vermek istiyorum. Meditasyon yapmayı birden fazla kez denemiş biriyim. Buna rağmen mantranın gerçekte ne işe yaradığını Maia’dan öğrendim. Bir sürü ülkeyi meditasyon, yemek ve aşk için gezen bir kadından da anlamaya çalışmıştım. Ama ne yazık ki o kitap; okumayı başaramadığım iki üç kitaptan biri olarak kaldı. 50 ton serisini de okumadım zaten. Neyse ki bunlar kadın arkadaşlarımla popüler kültür tartışması yapamama neden olmadı.

Maia söz konusuysa sadece ırkından ve meditasyondan bahsetmek olmaz. Naifliğini ve yönetim tarzını benim kadar çok seveceğinizi tahmin ediyorum. Ama en çok seveceğiniz özelliği değişimi benimseme şekli olacak. Değişimi getirmek için çabalamıyor sadece kendi gibi davranıyor ve bir bakıyorsunuz birçok şey değişmeye başlamış. Gelenekler, saray erkanı, kadınların konumu ve hükümdarın boş zamanlarını değerlendirme yöntemleri… Hangi elf kralı ata binmek, yıldızları gözlemlemek ve dans etmeyi öğrenmek gibi hobilere sahiptir ki? Tabii ki Maia… Çocukluğunda öğrenemediklerini aleyhine döndürmemiş; geç öğrenmenin ona adeta katkısı olmuş. Bu sayede, biz de kralken eğlenceli hobilere sahip olan bir ana karakterle karşılaşmışız.

Elimdeki kitabın ödüllerini ve adaylıklarını bir kenara bırakıyorum. Fantastik ögeleri tam kıvamında tutulmuş, saray entrikaları ile donatılmış bir kitaba bakıyorum. Maia çevresinde bulunan herkesi yakından tanımayı tercih ederken, karakterlerle biz de haşır neşir oluyoruz. Kitap ilerlerken ve Maia bir yaş daha alırken biz sarayda bulunan herkesle tanışıyoruz. Karakterlerin hepsi çok başarılı kurgulanmış. Neredeyse hepsinin hikayeleri düşünülmüş, görünüşlerine değinilmiş ve bize de çok güzel aksettirilmiş.

Uzun gibi görünen ama hızla okunan, hem de hatta fantastiksever olmayanlar tarafından bile çokça sevilebilecek olan bir kitabın sonunda ne yapılır diye düşünürseniz; sanırım çevirmene teşekkür edilir. A. Orçun Can tarafından yapılan çeviri sayesinde güzel betimlemeler fark edilir olmuş. Yukarıda bahsettiğim resmi dil hem meşakkatinin farkına varılır hem de anlaşılır olmuş. Eh bana size anlatmak, size de okumak düşmüş. Ah tabii bir de her diyarın elflerinin aynı olmadığını bir kez daha fark etmek…

Alacakaranlık Derginin 2. Sayısı Çıktı
J.J. Abrams, Sinema Salonlarının Yakında Yok Olabileceğini Söyledi