Röportajlar

Sonsuza Kadar Severim Sanma, Sonsuzluk Dediğin 6 Gün

Sonsuzluk Dediğin 6 Gün her biri sanat damarımızı coşturan panelleriyle bizi Sadi Güran’a sürükledi. O da biz sürüklenmişleri kırmayarak röportaj talebimizi kabul etti. İşte anlattıkları…

“Çocuğa çizgi roman alalım. Okuyamasa bile resimlerine bakar” dendiğine şahit olmuşsunuzdur elbet. Çizgi romanlar için böyle, çocuklara hitap ettiği ve sadece görsellerine bakılsa da anlaşılabileceği gibi bir algı vardır ve bu algı çoğu kaliteli çizgi roman için yanlıştır. Ancak çocuk kitaplarına yaptığı illüstrasyonlarla da ünlü olan Sadi Güran’ın Sonsuzluk Dediğin 6 Gün kitabı için şunu söyleyebiliriz: Bu çizgi romanı okumasanız bile resimlerine bakın. O bile size yeterli hazzı verecektir.

Hem zaten her daim Sadi Güran’ın el yazısını okuyamama ihtimaliniz de var. En azından kendisi böyle düşünüyor. Gerçi, biz onun el yazısını okumakta hiç zorlanmamıştık. “Okuyabildiğinize sevindim. Bence el yazısı da çizime dahil, o yüzden font kullanmayı tercih etmiyorum” diyor Sadi Güran kendisine illüstrasyonlarıyla ünlü biri olmasına karşın çizgi romanını neden sadece yazıdan oluşan sayfalarla açmayı tercih ettiğini sorduğumuzda. Sonra da Görmüş Geçirmiş Kaptan 88‘i buluyor kitap yığınlarının arasından ve gösteriyor. “Asıl bu kitabın girişinde 15 sayfa yazı var, durduramadım yazarlarını!”

İşte böyle başlıyor sosyal anksiyeteli üç çizgi roman sevdalısının röportaj kılıfı giymiş sohbeti. Yazarımız Kerem Mazman çizgi romanın görsel yönüne olan ilgisi ve sinema tarihine olan hakimiyetiyle röportajın çoğunluğunda bize yön gösteriyor. Ben de ünlü çizere hikayesine ve kariyerine dair sorular yağdırıyorum. Yıllardır biriktirdiği figürlerin, yaptığı heykellerin, çizdiği posterlerin ve üst üste yığdığı eskiz kağıtlarının arkasında arada bir kendisine siper alsa da sorularımızın tamamına içtenlikle ve açıklıkla yanıt veriyor Sadi Güran.

Konuşarak ya da Yazarak Derdini Anlatamamak Aslında Her Şeyi Başlatan

“Sessiz bir çocuktum. 4 yaşında, asosyal ve pek konuşmayan bir çocuk olarak başladım resim yapmaya. Konuşarak ya da yazarak anlatamadığım şeyleri çizime dökebiliyor olmak iyi hissettiriyor bana” diye özetliyor çizimlerle iç içe geçen hayatını.

Figürleriyle iç içe olan evini de aynı hikayenin bir uzantısı olarak görüyor. “Küçükken pek bir şey istemezdim. Haliyle oyuncağım falan da çok yoktu. İlk figürüm bana bir hediye olarak geldi. Edward Scissorhands figürüydü. Sonra, üniversite dönemimde falan para kazanmaya başladığım andan itibaren durdurulamaz bir şekilde figür satın almaya başladım.”

Röportajı yapacağımız eve şöyle bir göz atmak da Sonsuzluk Dediğin 6 Gün’ün yapraklarını şöyle bir karıştırmakla aynı. Son derece etkileyici, rengarenk ve buram buram sanat kokuyor. Duvarlar eskizlerle, tablolarla, takvim tasarımlarıyla ve konser afişleriyle dolu. Zira müzikle de ilgileniyor Sadi Güran. Masaların üzeri ve dolaplar figürlerle, yaptığı heykellerle, katkı sağladığı dergilerle ve prop’larla dolup taşıyor. Bant mag‘ın basılı olarak yayımlandığı, kağıdın bulunabildiği ve daha rahat nefes alabildiğimiz günlere özlem duyuyor Sadi Güran. Babasının fotoğrafçı olduğundan ve bu yüzden fotoğraf makinesi ve arka odanın da hep hayatının bir parçası olduğunu anlatıyor. Haliyle “hiç ilgilenmediğiniz bir sanat dalı oldu mu?” diye soruyorum üniversite eğitimini tekstil tasarım alanında aldığını da öğrendiğim üzere. “Sanırım… yok” diyor. “Klip bile çekmem gerekti bir noktada…” derken düşünmeye devam ediyor. Kerem “hiç edebiyatla uğraştınız mı, roman yazmak gibi?” diye soruyor. Arada şiir olarak yorumlanabilecek şeyler veya edebiyata dahil ürünler üretmiş olsa da “Doğru,” diyor Sadi Güran “bak işte onu yapmadım!”

Sonsuzluk Nerede Başladı?

Sonsuzluk Dediğin 6 Gün çizgi romanına dönüyor sohbetimiz. “Barbaros karakterini 17 yıl kadar önce yarattım. Nasıl göründüğü, ne giydiği, post-apokaliptik bir dünyada seyahat edeceği belliydi.” diye başlıyor anlatmaya. “Fakat, Sonsuzluk Dediğin 6 Gün çok kişisel bir hikaye ve çoğu zaman benim hikayem. Hayatımdan çok fazla şey var içinde” Dolayısıyla hikayenin bir anda form kazandığı tek bir anıdan bahsedemiyor yazar.

“Ben daha içsel bir yolculuk olsun istemiştim. Bzzvid’ler falan yoktu, yan karakterler yoktu aklımda. Son dönemlerde Büyük Aile Yürüyüşü gibi şeylerin yaşanması çok tetikledi beni. Öyle politik bir boyut da kazanmış oldu. Sadece içsel bir yolculukla sınırlı kalamadı.”

“Fasikül olarak planlamıştım ve ilk 30 sayfayı çizdim. Yayınevi arıyordum. Dergiden Ekin Sanaç bana Nada Kitap‘ı tavsiye etti. Kitaplarına baktım, bayıldım. Hiç böyle bir yayınevi olduğunu bilmiyordum da, olmasını beklemiyordum da. Burak (Serin) zaten Don Kişot gibi. Tek başına, olmayacak kitaplar getiriyor ve basıyor. Yurtdışından gelse dediğimiz, okumak istediğimiz şeyleri getiriyordu. Heyecanlandım. O beni tanıyormuş ve işlerimi seviyormuş zaten. “Biz bu fasikülleri kitap olarak basalım” dedi. Çat diye anlaştık. İkimiz de çok mutluyuz bu işbirliğinden. Burak çok heyecanlandı, bez çanta falan da yapmak istedi. Bunlara heveslenmiş olması beni çok mutlu ediyor.”

Sonsuzluk Nereye Gidiyor?

“Fasikül olarak planlayıp çizmek veya kitap formuna gelecek diye yaratmak arasında bir fark oldu mu sizin için?” diye soruyor Kerem. “Hayır,” diyor Sadi Güran “çünkü hikaye zaten belliydi. Değiştirmem gerekmedi. Tek hikaye var: Kayıp, yas ve yolculuk hikayesi. İlk kitap kayıp hakkındaydı. İkincisi iyileşme üzerine olsun istiyorum. Şimdi ikinci cildi çiziyorum. Orada hikaye direkt ilk cildin bittiği yerden başlayacak. Şubat sonu gibi bitirmek istiyorum bir aksilik olmazsa. O da yine çok kişisel, yine göndermeler içeren bir tarzda olacak.”

“Aklımda bu hikayeyi 6 günde yaşanıp bitecek şekilde çizmek vardı. Yapabilir miyim onu emin değilim. Fakat bir ilişkinin 6 gün içinde doğabileceği, yaşanabileceği ve bitebileceği gibi bir fikirle yola çıkmıştım.”

Kendisine kitabın isminin nereden geldiğini sorduğumuzda gördüğü bir rüyadan bahsediyor. “Eskiden Taksim’de falan Dünya Sofrası kurulurdu Ramazan döneminde. Rüyamda o sofralardan biri Kadıköy’de kurulmuş, orada arkadaşım Gaye Su Akyol‘u görüyorum. Muhabbet ediyoruz. Ayrılırken ‘sonsuza kadar seveceğim‘ diyorum. Ali Güçlü Şimşek araya girip ‘Sonsuzluk dediğin ne ki?’ diyor. Gaye Su ‘Öyle deme, sonsuzluk dediğin 6 gün‘ diye yanıtlıyor. Uyanınca hemen oturup hikayenin çatısını bu söz etrafında kurdum.”

İlginç bir şekilde Bzzvid’lerin tasarımının da küçükken gördüğü kabuslardan doğduğunu söylüyor. “Küçükken Erenköy’deki evimizde bir kabusu tekrar tekrar görürdüm. Bu Bzzvid tipli karanlık yaratıklar evin etrafında kımıl kımıl gezerlerdi. Görsel tasarımı oradan geliyor. İsminin açılımını öğrenmek ister misiniz?” diye soruyor. Kerem ile birbirimize bakıp “EVET!” diyoruz bir ağızdan. “Aaahh Belinda!. filmindeki “Bir zamanlar var imiş dunganga dunganga”nın kısaltması” dediği anda Kerem ile Atıf Yılmaz övmeye başlıyorlar karşılıklı.

Muhteşem Renkler ve Capcanlı Bir Kadıköy

Sonsuzluk Dediğin 6 Gün birçok açıdan etkileyici bir çizgi roman. Ancak göze ilk çarpan şey tartışmasız olarak renk paleti. Her şeyden önce renkleriyle okuru vurduğunu söylüyoruz Sadi Güran’a çizgi romanının. Buna sevindiği belli olan çizer övgüyü kendi üzerinden sıyırıp Nada Kitap’a paslıyor.

Ben yıllardır alışmıştım artık renklerimin baskıda hep farklı çıkmasından. O yüzden bunu hiç beklemiyordum. Ya matbaa teknolojisi gelişti geçtiğimiz yıllarda ya da Burak hakikaten iyi bir matbaa ile çalıştı, bilmiyorum. Fakat renkler tam istediğim tonda, jilet gibi çıktı. Çok mutluyum” diyor.

Renkler dışında Kadıköy sokaklarını nasıl çizdiğini de bir dolu övüyoruz çizerin. “Bizi okur olarak o sokaklarda yürütüyorsunuz. Her detay çok tanıdık, çok sevgi dolu ve çok nostaljik” diyoruz. “Bunu hissettirebildiğine sevdindim zira benim tüm hayatım Kadıköy’de geçti diyebilirim. Zaten çok seyahat etmeyi seven biri de değilim. Ben çok sevdiğim için Kadıköy öyle sevgi dolu, nostaljik gelmiş olabilir. Belki de çizdiğim yerlerden sizin de bildiğiniz tek mekan Kadıköy olduğu için olabilir. Ama evet, Kadıköy’ü çok seviyorum. Her şeyi burada yaşadım ben” diye ekliyor.

Çizgi Romanlar ve Hikaye Çizmek Üzerine

Sadi Güran’a kendi hikayesini çizerken ve başkalarının hikayesini çizerken deneyiminin nasıl değiştiğini soruyoruz. “Başkasının işlerini çizmek benim işim. O çok profesyonel. Orada yapmam gereken başkasının yarattığı bir şeyi nasıl parlatırım diye düşünmek oluyor. Dikkat çekmeye çalışıyorum. Zaten bu tarz işlerle geliştirdim ben kendimi. O işten, beklenmedik bir şekilde, para kazanabilmek de çok iyi benim için. Kendi hikayemi çizmek ise çok kişisel. Bir yandan bu zaten bir dışavurum. Derdimi kelimelerle anlatamadığım için çizmek zorundayım. Kendimi, görüşlerimi böyle daha iyi anlatıyorum. Mesela bu benim, bir çocuk kitabı hariç, yazıp çizdiğim ilk kitabım oldu. Dergide 4 sayfalık hikayelerim vardı, elim orada alışmıştı hikaye çizmeye. Bu kitaptan önce kendimi Jüpiter portreleri yaparak dışavuruyordum. O dışavurum benim için bir ihtiyaç, Sonsuzluk Dediğin 6 Gün ile sadece farklı bir form kazanarak çizgi romana dönüşmüş oldu.” diyor.

Kendisine çocuk kitapları için çizerlik yapma serüvenini sorduğumuzda “Hoşuma gidiyor, bilmiyorum” diye başlıyor. “Günışığı Kitaplığı ile çalışmaya başladık ve oradan bir çevre oluştu. Her yıl bir kitap gönderiyorlar öyle, ben de keyif alıyorum açıkçası” diyor. Kerem ile “Biliyor musunuz, biz Kraliçeyi Kurtarmak kitabıyla ve sizin çizimlerinizi içeren kitaplarla büyümüş çocuklarız” dediğimizde “Aaaah! Ciddi olamazsınız?!” diye bağırıyor. Sonra gülümseyerek Kraliçeyi Kurtarmak yazarının Kanadalı, çok tatlı bir profesör olduğundan ve Tüyap kitap fuarı için geldiğinde tanıştıklarından bahsediyor.

Her Bir Yöne Giden Çizimler

Sonra bir süre biz övüyoruz, Sadi Güran da mahcup oluyor.

Barbaros’un kılık kıyafetini övüyoruz. “Ben postapokaliptik dünyada böyle giyinebilmek isterdim. Jamie Hewlett’in Tank Girl’ü falan da çok hoşuma gidiyor görsel olarak” diye yanıt veriyor.

Çizim tarzının arada bir değiştiğinden ve bu değişimin çok tatlı okunduğundan bahsediyoruz. “Başkası bir şey anlattığında o senin kafanda farklı canlanır. O farklılığı çizim tarzı değiştirerek yansıtmayı seviyorum. Daha da yapmak istiyorum hikayenin kalanında. Hatta farklı materyaller falan da kullanmak, iyice karıştırmak istiyorum!” diye yanıt veriyor. Heyecanı sesinden belli oluyor. “Yemek tarifleri koymak istiyorum” diyince gülüyoruz zira Sadi Güran’ın bu kitaba duyduğu tutku çok saf ve çocuksu bir form kazanıyor ve içimizi ısıtıyor.

Bazen objeler yerine doku kullanarak bir sahneyi yaratmayı sevdiğinden, arada bir renk paletini değiştirerek okurun duygularını etkilemeyi hedeflediğinden bahsediyor biz sordukça. Kerem “Bu karakterin hikayeye dahil olmasıyla paneller renk kazanıyor mesela” diyince “Öyle değil midir işte zaten? Hoşlandığın biri hayatına girince hayatın renklenmiyor mu bir anda?” diye karşılık veriyor çizer.

Ayrıca biz sayfalar arasında gidip gelirken “bu kitapta ürün yerleştirme vardı, gördünüz mü onu?” diye soruyor. Biz anlamayarak baktığımızda bize giyim mağazası sahnesindeki Kaptan 88 tişörtünü gösteriyor. Bir kahkaha da orada atıyoruz.

Çizgi Romanda Balonlar ve Ses

Kerem “balonları ya da yazıları yerleştirme işini ne aşamada yapıyorsunuz?” diye soruyor. “Kimi çizer balonu stratejik olarak çizmesi zor yerleri kapatmak için kullanabiliyormuş, bazısı da kendi çizdiği detayların üstüne gelen balonlardan şikayetçi. Sizin bu konuda deneyiminiz nasıldı?”

“Sonsuzluk Dediğin 6 Gün zaten belliydi. Yazıların nerede olacağını falan hep önceden planlamıştım. Ben görsel tasarım ve afiş ile de çok ilgilendiğim için görsellerimi yazıyla beraber tasarlamaya alıştım genelde” diye açıklıyor. Bu konuda Kerem “HAYYIIIIIRRR!” yazısının üstüne basılan bir paneli örnek gösterip “mesela bu çok güzel olmuş” derken Sadi Güran yine utangaç ve sessiz bir “teşekkür ederim” ile yanıt verip susuyor.

Onun sessiz teşekkürü bir çağrışım yaptığından Bzvidd’lerin etrafındaki sesi yutma özelliklerini hikayede çok da göremediğimizden yakınıyoruz. “Bence sessizlik çok korkunç yapıyor onları. Arkanda bir şey var ve sen onu duyamıyorsun diye düşünürsen daha da korkunç oluyor. O ses emme özellikleri ikinci kitapta öne çıkacak diye planladım” diyor. Biz de sürpriz bozmama telaşıyla konuyu değiştiriyoruz. Ancak arada bir başka yayınevlerinde baskı hatası olarak gördüğümüz çeşitli elementleri bu çerçevede kasten kullanmanın güzel olabileceğinden de bahsedip kendi aramızda eğleniyoruz.

Kısacası…

Sevgili okurlar, kısacası Sonsuzluk Dediğin 6 Gün gibi bir kitap var ve Türkçe çizgi roman dünyasının bir parçası diye biz çok mutluyuz.

Frpnet olarak biz kendisiyle güzel güzel sohbet ettik ancak Sadi Güran imza günlerinde çok gerildiğini ve genelde kimseyle konuşamadığını birkaç kez tekrarladı röportaj boyunca. Dolayısıyla imza günlerinde falan onun sessizliğine kırılıp bozulmayın, olur mu?

İkinci kitap da ha bitti ha bitecek. Heyecanla bekliyoruz. Onun lansmanı veya imza günlerinde görüşmek üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu