Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Vampir İnancı

Vampir İnancı

Dünya Üzerinde Vampir İnancı ve Kaynağı

     Vampir inanışı dünyanın çeşitli mitoloji ve kültürlerinde yer alan bir inanıştır. Bulunan tüm arkeolojik ve etnografik buluntular bunu göstermektedir.Mesela Sikkim’de,eski bir Tibet manastırı’nın duvarlarında,ikibin beşyüz yıl evvel yapılmış duvar resimlerinde,kan emen,sivri dişli,vampiri andıran yaratıklar tasvir edilmiştir.Tibet Lamaizm inancın’da, Varja rahipleri kan emen,sivri dişli,köpek dişlerinden kan damlayan kişiler olarak resmedilmişlerdir.Tarih öncesi bir Asur çömleğinde,kafası kopuk bir vampir ile sevişen bir adam resmi bulunmuştur.İlk yazılı destan olan Gılgamış’ta vampir(Utnapiştim) temasına rastlarız.Hint dilinin ilk yazılı kaynaklarını oluşturan “Atharva Veda”nın bir bölümünün adı “Baital Paischisi” yani “Vampir Öyküleri”dir.(Baital=Sanksritçe Vampir).
     Vampir inanışının kaynağı ise hep tartışılmıştır. Genelde yaygın kanı vampir inanışının batı kaynaklı olduğunu söylesede,aslında doğu kaynaklıdır.Zira yapılan araştırmalar şunu göstermiştir ki,vampir efsaneleri,Avrupa’ya,Moğol istilasından kaçıp Anadolu’ya sığınan ve Osmanlı Devleti tarafından Balkanlara yerleştirilen Rumeli Türkleri tarafından yayılmıştır. Netekim vampir efsanelerinin ilk yazıldığı tarihlerle,Avrupa’ya Türk İskan’ı aynı tarihe rastlar.Yani bu inanç Asya’dan alınmış ve İran,Anadolu,Rumeli,Bulgaristan,Romanya,Macaristan ve Almanya üzerinden tüm Avrupa’ya yayılmıştır.Hatta Türklerin,Avrupa’ya ilk gelişinden de önce,Asya üzerinden Avrupa’ya gelen Keltlerin inandığı,Gal ulusunun “dragdul”, İrlandalılar’ın “deargdull” denen kan içici canavar efsanesi buna örnektir.


Yarasa Efsanelerinin Vampir İnancı İle İlişkisi

     Aslında vampirlerin yarasalarla bir alakası yoktur. Efsanelerde bunu gösterir. Bu yeni çıkmış ve Amerikan ve Avrupa edebiyatı ve sinemasıyla yaratılmış bir şeydir.
     Böyle hikayeler var ise de yeni çıkmıştır.
     Asya ve Avrupa’da yaşayan yarasalar genelde ufak ve böcek yiyen türden yarasalardır. Kan emmezler. Ama kan içenleri de vardır ki bunlar Güney Amerika’da yaşarlar. Bu acaip hayvan hem ilk karşılarına çıktığı Avrupalıların inançlarını,hem de onlardan evvel Maya ve Azteklerin inançlarını büyük ölçüde etkilemiştir.Mesela Mayalar kan emen vampir tanrılara inanmış,Güneş ayinlerinde kurbanlarının kanlarını içen Aztekler Yarasa tanrılara tapınmış ve yarasa Azteklerin totemi olmuştur.Bunun dışında başka ilkellerde özellikle Afrika ve tropikal bölgedekiler de bu tip inançlar geliştirmiş,ölen düşmanın kanın içerek ölümsüzlüğe ve sihirli güçlere sahip olunacağına inanılmıştır.Yamyamlık (fr.Cannibalisme) inancı buradan türemiştir.
Peki Avrupa’da hiç bulunmamış olan bu hayvanlar ve kültler (keltler hariç zira onlarda öldürdükleri düşmanları yiyerek onların gücüne kavuşacaklarına inanırlarmış) nasıl olmuşta birden bire ortaya çıkmıştır. Bunun gene doğu ile alakası vardır uzaktan da olsa.
     Şöyle ki 1400’lü ve 1500’lü yıllarda Avrupa’daki siyasi boşluğu fırsat bilen Osmanlılar, gün be gün Avrupa’da ilerlemektedir. Hatta 1453’te İstanbul’u alırlar. Daha sonrada kısa sürede tüm ticaret yollarını ele geçirirler.Bunlar İpek yolu ve Baharat yoludur.Kırım ve Kafkas seferleriyle Karadeniz ticaretine,Kuzey Afrika’nın fethiyle de Akdeniz ticaretine Türklerin ele geçirmesi batıyı ürkütmüş ve Hıristiyan Avrupa yeni ticaret yolları aramaya başlamış ve coğrafi keşifler bir diğer söylemle sömürgeleştirme seferleri başlamıştır.Eskiden kilise’nin ve din adamlarının baskısıyla ve bilgisizlik yüzünden köylerinden burnunun ucunu çıkaramayan Avrupalılar, Bizans’tan kaçan Rum bilginlerin,yeni çevrilen kitapların ve matbaa’nın sayesinde bilgilenmiş,gözünü açmış ve gemilere binerek daha önce hiç gitmedikleri diyarlara gitmişler ve buradaki harikalar karşısında hayrete düşmüşler ve yeni şeyler keşfetmişlerdir.Cristof Kolomb Antilleri, Ameriko Vespuçi Amerika’yı, Balboa Büyük Okyanusu, Macellan ve Del Cano dünyanın yuvarlaklığını, Vasko de Gama Ümit Burnu’nu keşfetmiştir.Bunların içerisinde İspanyollar atak davranmış ve keşfetmekle yetinmeyerek,kanlarındaki Vizigotluktan ötürü tıpkı ataları olan Vizigotların, gemilerle Kuzey Afrika ve İspanya’yı ele geçirmeleri gibi tekrar gemilere binmişler ve Cortez’in önderliğinde Güney Amerika’yı fethetmişlerdir.Cortez ve askerlerinin burada keşfettikleri tek şey Aztek altınları değilmiş.Bununla beraber,vampir yarasaları da keşfetmişlerdir ve hem Avrupa’nın inançları hem de Amerika’nın ekolojik
dengeleri alt üst olmuştur.
     Çünkü vampir yarasalar canlı hayvanlardan emdikleri kanla beslenirlermiş.(Günde iki yemek kaşığı kadar) Ayrıca insanları ısırdıkları da olur ve ısırdıkları hayvan veya insan olsun onlara kuduz bulaştırırlarmış. Vampir yarasaların kan emdikleri genelde o bölgenin vahşi hayvanları olduklarından avlandıkları da olurmuş. Bu onlar için zor bir durummuş ama açlık dürtüsüymüş söz konusu olan. Bir yandan da ekolojik denge sağlanıyor, Vampir yarasalar insanlara zarar verebilecek kadar ve doğanın dengesini bozabilecek kadar fazlalaşmıyormuş.
Taki Latin Amerika’ya kurulan göçmen kolonileri zamanına kadar.
     Çünkü o güne dek vahşi hayvanlardan muzdarip olan yarasalar, Avrupalıların getirdiği evcil kümes hayvanlarına musallat olmuşlar ve ekolojik denge bozulmuş. Böylece vampir yarasalar öyle çoğalmışlar ki sonunda hem hayvanların hem de insanların başına bela olmuşlardır. Göçmenler Avrupa’ya döndüklerinde bu gerçek kan içme hikayeleriyle 1730’ların Avrupa’sı çalkalanmıştır. Rönesans ve Reform ile batıl itikadı reddeden akılcı batılılar, bu kez bu olaylar karşısında şüpheye düşerken kimileri akılcılığı sürdürmüş,kimileride buna inanıp yeni efsanelerin türememesine sebep olmuşlardır. Bunların arasında gotik edebiyat yazarlarını da sayabiliriz. Yani ufacık bir hareket bir anda Avrupa’nın inanç yapısını ve Amerika’nın ekolojik dengesini altüst etmiştir.O zamana dek vampir efsaneleri bir anda ortaya Rönesans’ın akılcılığını ve Ortaçağın dogmatikliğini bir arada tutan çelişkili bir Avrupa kültürü yaratmıştır.Bu olay günümüze dek uzamıştır.Yani sizin anlayacağınız bugün Romanya’da ölen birinin vampir sayılıp yakılması,Fransa’da bir rahibin büyücülüğü özendiriyor diye Harry Potter kitaplarını yakması,inanç ve maneviyat boşluğunu neo-paganizm yoluna saparak atalarının izinden “gerileyen” Avrupa’nın bu halinin sorumlusu Cortez ve İspanyol askerleridir!

Vampirleri Bu Denli Gerçek Kılan Nedir?

     Kiliseyi ve Hıristiyanlığı eleştiren,filozof ve düşünür,Avrupalı ünlü aydın Voltaire, 18.Yüzyılı aydınlanmacı ortamında “Felsefe Sözlüğü” adlı eserinde demiştir ki “Vampirler en iyi kanıtlanmış batıl inançlardır.” Bu vampir inancını gerçekçi hale getiren şey nedir?
     Çoğu araştırmacıya göre bu inancın çıkış sebebi “Erythropoietic Porphyria” adlı bir hastalıktan ileri gelmektedir. Peki bu hastalık nasıl bir şeydir ki vampir söylencelerine kaynaklık etsin? Ortaçağ’da, özellikle Doğu Avrupa’da soylu aileler arasında akraba evlilikleri yaygındı.Bu hastalık akraba evliliği sonucu oluşan genetik bir hastalıktır.Bu hastalığa yakalananların bedeni aşırı derecede porfirin salgılar.Bu madde fazla salgılanınca deride,gözlerde ve dişlerde aşırı kızarıklığa,üst dudağın yukarı doğru çekilmesine ve ışığa maruz kalındığında deri üzerinde çatlak ve kanamalara yol açan bir hastalıktır.
     Eski zamanlarda bu hastalar bu yüzden gündüz dışarıya çıkmasınlar diye odalarına kilitlenirlermiş. Kaybettiği kanıda yerine koymaları için bol bol hayvan kanı içirirlermiş. Bunlar ancak geceleri sokağa çıkabiliyordu.Hastalığın ileri süren safhalarında manik-depresif ataklara rastlanıyordu. İngiltere kralı 3.George da bu hastalığın muzdariplerindendi. Pek çok insan bu yüzden onun delirdiğini sanıyordu.Bunun dışında birde “hirsutizm” adıyla anılan hormon eksikliği sonucu çıkan bir hastalık vardı.Buda aşırı tüylenmeye gözlerde ışığa karşı aşırı duyarlılığa sebep oluyordu.
     Anlaşılan kilisenin baskısıyla ve bilgisizlikle debelenen orta çağ insanı, bu hastalıkları ve hastaları şeytanın işi sanmış ve bu durum vampir efsanelerinin, gerçek sanılmasına yol açmıştır. Cahil Ortaçağ insanları, hastalar ölünce korkunç yaratıklara dönüşeceklerine inanmış ve onları yerleşim birimlerinden uzak yerlere gömmüşler ve bunu yaparken kafalarını kesip, kalkmasınlar diye göğüslerine kazık saplarlarmış. Bu inanç bir Kelt ritüelidir. Ölen hastaların genelde ölmediğine inanılır, geri kurt olarak dönecekleri sanılırdı. Neden kurt? Çünkü kurt Avrupa folklarındaki ve masallarındaki en uğursuz ve korkunç hayvandır.Kırmızı Başlıklı Kız,Yedi Keçi Yavrusu,Üç Küçük Domuz masalı buna örnektir.Kültürler değiştikçe karanlık hayvanlarda değişir.Laponlara göre ren geyikleri,Afrika yerlilerinde gündüz zombi,gece leopar adam olan “wengwa”lar, Farslılar’da baykuşlar ve örümcekler (ör.”Perdedari miküned der kasrı kayser ankebut, bum nevbet mizened ber tarımı afrasiyab” yani anlamı “Kayserin sarayında örümcek kapıcılık etmede, Afrasiyabın harabelerinde baykuş nöbetini tutmada” manasına gelen Farsça beyit.), Türklerde yılan ve akrep, Eski Mısr toplumunda deve v.s, Örnekler böyle çoğaltılabilir.
Bu inanışın üç büyük dinde, kan içmenin ve insan eti yemenin günah olduğu biçimiyle yansıması da, bu inancın ne denli yaygın olduğunu ve gerçekçiliğini kanıtlar.

Türklerde Vampir İnancı, Cadı ve Hortlak

     Yaygın kanı Türk inanç ve kültür tarihinde vampir inancının olmadığı yolundadır. Aslında bu inançta bizim kültürümüze girmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi, Keltler’den sonra,kıtaya bu inancı getiren Türklerdir.Lakin folklorumuzda vampir adıyla değil,daha çok şamanlığın etkisiyle “hortlak” ve Fars kültürünün etkisiyle “cadı,cadu veya cazu” olarak dilimize ve kültürümüze girmiştir. İkisi de farklı kavramlardır ama vampirlik inancı ile ilintilidir.
Ölen bir kişinin, mezarından çıkıp dolaşmasına “hortlaklık”,bunu yapana ise “hortlak” denir. İnanışa göre yaşarken kötülük edenler, başkalarının ağız tadını kaçıranlar, arabozucu ve dedikoducu, geçimsiz insanların ölünce hortlayacağına inanılır. İnanışa göre hortlak çoğunlukla yaşlı kimselerden olur. Gömüldüğü gece mezarından kalkar.Peki neden yaşlılar? Çünkü eski Türklere göre eğer insan savaşta değil de yaşlılıkta ölürse onun Gök Tanrı tarafından Uçmag’a alınmayacağına inanılmıştır. Gene inanışlara göre hortlak gece mezardan kalkan, sırtında kefenle ortalıkta dolaşan bir yaşayan ölü’dür. Bunlar kızdıkları kimselere sataşırlar, hızlı koşarlar, ata binebilirler, silah kullanabilirler, insana kızabilirler, istediklerini döverler, sevdiklerini kaçırırlar, ev basarlar, yol keserler, sözün kısası tıpkı efsanelerde geçen vampirler gibidirler. İnanışa göre, mezarlık yakınlarından geçerken dua okumak hortlağın saldırısından korunmak için etkili bir yoldur. Söylentiler hortlakların genelde çirkin ve ürkütücü olduğunu, sırtında kefen ya da tabut taşıdığını söyler. Anadolu halk inançlarına göre bir kimsenin hortlaması uğursuz bir olaydır. Hortlayan kişinin ahiretten kovulduğuna inanılır. Hortlaklar dişide olur, erkekte. Kimi hortlaklar “hayvan” kılığında gezer, çoklukla ıssız kalmış evlerde, tekin olmayan yerlerde, mezarlıklarda bulunurlar. Görüldüğü üzere vampir inancı ile hortlak inancı arasında pek çok benzerlik vardır. Bir de gene bu inançla ilintili cadı inancı vardır.
     Cadı genellikle insanlar arasına dargınlık, kırgınlık sokan, eli günü bir birine düşüren, ortalık karıştırıcı, ara bozucu, boş boğaz kötü bir varlıktır Anadolu halk inanışlarına göre. Cinlerle, perilerle konuşabilir. Gizli nesnelerin yerini bilir.Korkulu ürpertili yerlerde gezer.Geceleri evlere girerek küçük çocukları kaçırır.Genç sevgililerin işine engel olur.
     Hortlak ve Cadı farklı şeylerdir. Hortlak, öldükten sonra, tabutuyla ve kefeniyle mezardan çıkanlara da bir yeryüzünde dolanan kimsedir. Cadı ise yer yüzünde yaşayan, kılık değiştiren yaşlı kadındır. Kötü cinlerin yaşadığı dağlarda, kırlarda,ormanlarda,su kıyılarında,göllerde,ev yıkıntılarında,dolaşır,Çocukları hastalar.Kadınları doğum yaparken öldürür.Cadı’nın elinde bir değnek vardır.Beli kambur,yüzü kırışıklarla dolu iğrenç bir koca karıdır.Gözleri oyuktur amam ışıl ışıldır.
     Anadolu inançlarında böyle iken Avrupa’da bambaşkadır cadı. Ortaçağ Avrupa’sında çok yaygın bir inanıştır. Papa 11.İnnocent, Avrupa’daki cadı olaylarını inceletmek üzere bir kurul oluşturmuştur. Bu kurulun hazırladığı rapor,15.yüzyılın inanç tarihi açısından çok önemli bir belge sayılır.”Cadı Tokmağı”(lat.Malleus Maleficarum,1487) adlı bu rapora göre,aşırı cinsel istek duyan kimi yaşlı kadınların geceleri cadılık yaptığı yazılmıştır.Ayrıca bu yaşlı kadınların insanlar arasında yaşadıkları ve geceleri de cadılık yani yaşayan ölülük ettiği de bu raporda yazılmıştır.Cadılar hep büyücülerle karıştırılsa da kelime yanlış kullanılmıştır ama aslında cadı inancı vampir inancının bir uzantısıdır.Hristiyanlık tarihinde büyücü avları gibi cadı avları da ünlüydü.Hatta Avrupa’da bulunan engizisyon kayıtlarına göre cadılıkla suçlananlar büyücülükle suçlananlardan fazladır.Cadı sayılıp yakılanların sayısı milyonu aşmıştır.Hatta bir seferinde İspanya’da kadın,çocuk karışık otuz bin kişi yakılmıştır!
     Hristiyanlıkta bir insanın cadı olup olmadığını anlamak için ilginç metotlar uygulanmıştır. Mesela cadı olduğuna inanılan kişiler vaftiz suyuna atılır, batanların masum, batmayanların ise vaftiz suyunun onları kabul etmediği gerekçesi ile cadı sayıp yakarlarmış. Suyun kaldırma kuvvetinden haliyle bihaber olan papazlar yüzünden bu yöntemle pek çok masum ölmüştür. Cadı inancı ilk insandan günümüze dek süregelmiş bir inançtır. Mağara duvarlarında bulunan ilk cadı resimlerinin, milattan önce 30.000 yıllarından kalmadır. Bir ölümlünün nasıl cadı olabileceği ise ayrı bir inanç konusudur.
     Anadolu inançlarına göre eğer bir ölü, karanlık bir oda’da bekletilirse yalnız başına veya üstünden kedi atlarsa, hortlayıp cadı olacağına inanılır. Yaşıyor ise insan ya da köpek eti yiyerek de cadı olabilir. Cadılar inanışa göre toprak ve ceset yiyerek beslenirler. Gece mezarından çıkarak evlere girip yağ, bal, un gibi yiyecekleri birbirine karıştırır.Yatak,yorgan,şilte gibi şeyleri delik deşik edip dağıtır,insanların üzerine taş,toprak gibi şeyler atar.Cadıların bazı olağanüstü güçleri vardır.Bu güçlerini kullanarak insanlara istediğini yaptırır.Anadolu’daki Alkarısı (Albastı) inancıda bir tür cadı(vampir) inancıdır. Yozgat yöresinde ise Karakoncolos ya da Congoloz adlı bir tür cadıya inanılır. İnanışa göre bunlarla mücadele edilmezse giderek daha çok kötülük yapar, topuklarından kanını emerek çocukları öldürürler. Cadılarla ancak “cadıcı” denen kişiler mücadele edebilir.
     Çeşitli yöntemlerle cadıları yok ettiğine inanılan kişilere cadı denir. Cadıcı denen kişiler bir anlamda “ocaklı” sayılır. Cadıları kovmak için yapılan yöntemler, büyülü sözler ve dualar babadan oğula geçer. Cadıcılar cadıları kovmak için ilginç yöntemler uygularlar.Mesela bunlardan en çok uygulananı,Türklerin henüz şamanistken Çin’deki Wudan büyücü kültüründen aldıkları ve Anadolu’ya kadar taşıdıkları bir yöntem olan bir kağıda gerekli duayı yazıp yakmak ve sonra küllerini çevreye üflemek büyük parçaların gittiği yönde ana cadıların,küçük parçaların gittikleri yönde yavrularının bulunduğuna inanılır.Cadıcı sonra bu yönlere doğru uzunca bir şiş saplarmış gibi yapar ve böylece cadıları yok ettiğine inanılır.Aynı yöntem Çin’in Wudan bölgesinde uygulanır ama kılıçla.
     Batı Trakya Türklerinin yaygın bir inanışına göre cadılar cumartesileri mezarlarından çıkmazlar. Bu yüzden cadıcılar o günlerde cadıların mezarı üzerinde ateş yakarak onları etkisiz hale getirirler. Gene bu yöredeki yaygın inanışa göre cadıları öldürmenin en etkili yolu mezarı açıp, cesedi çıkarıp, karnına kazık çakmak ve yüreğini kaynar suda haşlamaktır. Buda etkili olmazsa cesetd tümüyle yakılır zira ateşin cadılara karşı en etkili silah olacağına inanılır.
Ünlü tarihçi Ali Rıza Seyfi’nin yazdığı “Kazıklı Voyvoda” (Drakula İstanbul’da) adlı eserde konu ile ilgili enteresan bilgiler vardır. Eser 1997 yılında,Kamer yayınları tarafından,1997 yılında,Drakula İstanbul’da adıyla ve Giovanni Scognamillo’nun önsözü ile birlikte yeniden basıldı.Ordada çeşitli bilgiler bulabilirsiniz.

Çeşitli Vampir İnançları

     Bunun dışında Avrupa’da da bu tür inançlar yaygındır. Mesela özellikle Doğu Avrupa inançlarında Walpurgisnacht(30 Nisan), St. George Günü(23 Nisan) ve St.Andrew Gecesi(30 Kasım) gibi uğursuz olduğuna inanılan zamanlarda, vampirlerin, lanetlilerin ve kötü cinlerin,insandan uzak yerlerde Şeytan için kutlama yaptıklarına inanılır. Vahşi bir şekilde öldürülenlerin veya intihar edenlerin vampir olacağına inanılır.Bu yüzden bu kişiler geldiği yeri geri bulup insanlara zarar vermesin diye yolların kesişim noktalarına,kavşaklara ve uzak mezarlıklara gömülürlermiş.Ayrıca bir çok kültürde kötü bir varlığın adını anmak onu çağırmak manasına geldiğinden dolayı genelde isimler zikredilmez.Mesela İslam inancında olan biri cin demezde “o” der.Bir Doğu Avrupalı vampir demez direkt.Balkan folklorunda bir vampirin kurtlara hükmettiğine inanılır.Romen folklorunda kurtadamlarla vampirler arasında bir bağlantı olduğuna inanılır.Örneğin derler ki yaşarken kurtadam olan biri öldüğü vakit vampire dönüşür.Sarımsağın vampirleri kurtadamları ve şeytanları kovacak gücü olacağına inanılır.Romen ve Macar folklorunda vampirlerin toz kütlesine dönüşebileceğine inanılır.Romen folkloruna göre vampire dönüşenlerin cesedi çürümez.Vampirlik bir anlamda yer yüzündeki cehennem gibidir.Bu cezanın çekilmesi Doğu Avrupa inanışlarına göre yedi yıl sürer.Bundan sonra vampir ya içinde doğduğu ülkenin toprağı olan bir tabuta koyularak başka yere gider yada ölür.Doğu Avrupa folklorunda bir vampiri ortadan kaldıracak çeşitli kazıkların tarifi yer almaktadır.Sert bir tahtadan mümkünse diş budak yada gül ağacından bir kazık yada kızgın demirden bir kazık bu iş için uygundur.Tam kalbe yada karın bölgesine saplanmalıdır.Balkan folkloruna göre ise başı kesildikten sonra baş,bacakların arasına konulur yada baş ve ceset haça bağlanarak yakılırdı.Vampir tabutundan çıkamasın diye lahitin veya mezarın üstüne yabangülü dalı konulurdu.İnanışa göre vampirler yabancılara değil tanıdıklara musallat olur. Ortaçağ’da bir yarasanın çarptığı kişinin yedi zaman içerisinde vampirin saldırısına uğrayacağına inanılırdı.Asur inançlarındaki Nedular yani yer altı bekçileri vampir gibi azı dişleri sivri,göz bebekleri çok büyük ve parlak,uzun ve keskin tırnaklı” olarak tarif edilir.İran’ın ünlü destanı “Şehname” de Dahhak bir vampir gibi tasvir edilir ve kan içer.

Vampirlerin Çeşitli Dillerdeki Adları

Türkçe=Hortlak,cadı,vampir.
İngilizce=Vampire
Almaca=Uber,Vampyr
Slavca=Nosferatu
Arapça=Gulyabani
Farsça=Cadu,cazu
Yunanca=Lamia,Striege
Latince=Vampor
Sırpça=Volkoslak
14.Yüzyıl Eflak Romencesi(Ulahça,Vlahça,Ulakça,Vlakça)=Upuri
Hintçe=Baital,Vetala
Afrika,Gabonca=Wengwa

Kaynaklar

İnanç Sözlüğü,Orhan Hançerlioğlu
Büyük Larousse,
Dracula,Bram Stoker
Dehşetin Kapıları,Giovanni Scognamillo
Drakula İstanbul’da,Ali Rıza Seyfi
Doğu Büyüsü,İdris Şah
Araştırma Notlarım,

          Mehmet Berk “Wyern” Yaltırık

Dracula Efsanesi
Mitoloji ve Fantezi Bağlantısı