Son Haberler
Anasayfa » Blog » Mehmet Berk Yaltırık » Son Gulyabani’nin Korku Odası – Edirne Hortlakları

Son Gulyabani’nin Korku Odası – Edirne Hortlakları

Sizlere naçizane bu gece anlatacağım mevzu Edirne’den. Tarihi vesikalarda da geçmiş olan “hortlak” vakaları… Bildiğin vampir. Şimdi “abi o orada da mı varmış” denilebilir. İlginçtir ama birkaç hadise bu itikadın Edirne’de de görüldüğünü göstermekte.

Daha da enteresanı günümüze kadar sirayet etmiş bir itikat. Farklı şekillerde görülebiliyor ve şehir efsanesi halinde artık tabii.

Şimdi Abdülaziz İbn Cemaleddin’in (1858-1918) “Eski Osmanlı Adetleri, Merasimleri, Tabirleri ve Davranışları” adlı bir kitabı vardır. Ben bunun bahsini Haydar Akın’ın “Ortaçağda Cadılar ve Cadı Avı” kitabında okudum. Orada Edirne’yle ilgili şu bilgiden bahseder:

Halk arasında öldükten sonra dirildiğine inanılan hortlak ve vampir adlı varlıklar olduğunu, nasıl hortladığını, yok ettiğini anlatır ve der ki: Hortlak çıkan en müsait yerler Edirne ve Manastır civarıymış. Manastır’da vampir, Edirne’de hortlak derlermiş. Tarihi belgelere bakıldığında cidden de Selanik taşrasından ve Edirne’den ilginç anlatılar görebilmek mümkündür. Mesela; Edirne’de “Bıyıklı Ali” ve “Cennet kadın” vakaları bunun ilk örnekleri. Emre Öktem ve Zeynep Aycibin’in makalelerinde bahsi geçer.

Edirne Kadısı Mirzazade Mehmet Efendi’nin Veziriazam Hüseyin Paşa’ya Edirne’de Maraş köyünde yaşanan bir hortlama hadisesiyle ilgili olarak danışıyor. Hicri 1110’da (Miladi 1698-99). Maraş köyünde Bıyıklı Ali diye birinin hortlaması ve halkın korkusundan bahseder kadı. Ardından Ebusuud Efendi’nin konuyla alakalı bir fetvası olduğunu, içeriğini hatırlasa da suretini bulamadığını söyler, ne yapacağını sorar.

Bu noktada “hayda” diyebilirsiniz. Ebussuud Efendi’nin hortlaklıkla alakalı fetvası olması tuhaf gelebilir. Aslında mesele pratik. Balkanlarda yaygın bir inanış olduğundan halk bir hayli etkileniyor. Ebusuud Efendi’de şöyle yapılmalıdır, böyle caizdir diye bir fetva çıkarıyor. Öbür türlü bir vakıa, hukuken mezar açmak sıkıntılı, suç mu falan diye tartışılır diye pratik çözüm getirmiş.

Neyse cevap gönderiliyor kadıya: bilirkişi nezdinde (adı üstadı, cadıcı falan olur bu muhtemelen) mezar açılsın alametler var mı bakılsın.

Sonra ikinci olay Cennet kadın vakası. Dört kadın şahit ile bir bilirkişi mezarı açıyor bunda da.

Üçüncü bir hadise de 1743’te Terkos’tan. Biraz uzak tabii ama yine aynı mezar açma, ceset yakma hususunda izin isteniyor.

Şimdi bu vakalar 1600-1700’lerde. Cemaleddin Efendi’nin kitabı 1900’lerin başında. Yüz yıl önce bir anda ortadan kalkmıyor bu inanç ancak bilindiği şekilde kalmıyor, sadece şekil değiştiriyor. Ölen birinin yeniden görülmesi şeklinde anlatılar söz konusu oluyor

Misal 2008 yazında Edirne’de bir “uçan adam” vakası oluyor. Görüldüğü söyleniyor falan. Çok ilginç bir detay var bu mevzuda. Doğrudan dua okumak vs. yerine topluca “mevlüt” okutuluyor. “Ölen birinin huzur bulmasını ister” gibi. Olayı okurken gazetede “Acaba eski inanışın bir kalıntısı mı,” diye düşünmüştüm. Emre Öktem’in makalesini okudum sonradan o da bir bağlantı kurmuştu. Sonra Bu yukarıda anlattığım makalelere vs. ulaştım. 2013 yılında bir makale yazdım konuyla alakalı. Edirne’yle alakalı bu mevzuya da değindim.

Sonrasında ilginç bir tesadüf beni hem Edirne’de hem Lüleburgaz’da anlatılan “Ölü Gelin”e ulaştırdı. Bu noktada belirteyim Türkiye’de yaygın bir şehir efsanesi vardır, “mezardan geçerken görülen gelin” şeklinde. Kaynağı 1995’te Kanal D’de yayınlanan Sınır Ötesi’nde bahsi geçen Bursa’daki bir mevzuya dayanır. Türkiye’ye yayılmış şehir efsanesi olmuştur. Lakin Edirne ve Lüleburgaz’daki anlatı, bundan da eskiyi işaret etmekte. Eski vesikalarda görülen inanışların kalıntısı olduğu açık.

Neyse. Lüleburgaz’a gittim 2014 Mayıs’ında, Kırım’la alakalı bir konuşma için. Sohbet ediyoruz yerel tarihçilerler vs. Çeşitli yerlerde korkulu anlatılar derlediğimden bahsedip o civarda da bu tip şeyler anlatılıp anlatılmadığını sordum. Beni davet eden yerel tarihçilerden ve koleksiyoner olan bir abi, bana eskiden anlatılan iki efsaneyi nakletti orada. Hatta mevzuya gelmemiz çok acayipti. Lüleburgaz’da eskiden mezarlık olan bir park varmış oraya gittik gece konuşmadan sonra. Kaybolan mezartaşlarını vs. anlatıyordu. Ben de orada zaman bulup sorunca orayla da alakalı olduğundan iki efsane anlattı.

Parkta halen durmakta olan bir siyah taş var. Eskiden iki taneymiş. Cellat mezartaşı mıdır falan onun üzerinden dönüyor efsanelerden biri. Anlatılanlara göre ayın en parlak zamanlarında mı ne, belli vakitlerde mezarlıkta genç bir kadın görülürmüş. Kadın ortaya çıkar, bu iki siyah taşın arasına gelir, şafak vaktine kadar ağlarmış. Sesini duyanlar, görenler vs. varmış eskiden.

Bir diğer efsane ise şehirde bir dönem gayrimüslim mezarlığı olan bir yerden. Orada da başsız bir gelinin dolaştığı, geceleri görüldüğü rivayeti varmış. Bunları anlatırken eskiden anlatıldığını, artık belli yaşın üstünde hatırlayanın kalmadığını söylemişti abi. Dedim herhalde bu anlatılar vs. bu kadar. Bir şekilde sirayet etmişler şekil değiştirerek ama bölgeyle bağlantısız olduğunu düşündüm.

Aylar sonra yolum Edirne’ye düştü. Bir muhabbet esnasında Karaağaç’ta görüldüğü söylenen “Ölü Gelin”in bahsini duydum. Bilen bilir Karaağaç ormanlık bir yer. Sisli havalarda falan acayip bir havası vardır. Zamanında oraya gidip öykü yazdığım olurdu. Neyse işte bu bahsi duyunca sordum nasıl bir efsanedir diye. Lüleburgaz’da da iki farklı efsane olduğunu söyledim falan.

Bir inanış, asırları aşıp farklı suretlerde bir yerde zuhur edebiliyor demek dedim. Karaağaç’ta zuhur eden “ölü gelin”le birlikte bahsimiz bu kadar. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. Karaağaç’ta çektiğim şu foto ile bitiriyorum:

Disney, Fox'u Satın Almak İçin Bir Kez Daha Hamle Yapacak
Buz ve Ateşin Dünyası Kitabı Tanıtımı