Son Haberler
Anasayfa » Blog » Mehmet Berk Yaltırık » Son Gulyabani’nin Korku Odası – Gece Dolaşan

Son Gulyabani’nin Korku Odası – Gece Dolaşan

1600’lü seneler, henüz Viyana Bozgunu olmamış. Tuna boylarında ordunun yürüdüğü, seferlere çıkılan seneler. Asker toplanmış yine. Bilen bilir orduyla birlikte orducu esnafıda yürür. Geçtikleri yerlerden falan alışveriş olur. Tuna havalisinde bir köyden geçmiş ordu. Bir hayli alışveriş olmuş para bırakmışlar.

Köyde zengin bir adam varmış. Askerlerin başlarına yalvarmaya başlamı, “Siz buradan çekilip giderseniz para bıraktınız diye eşkiya tepemize üşüşür. Bir miktar asker bırakın geride, bir süre kalsınlar. O esnada askeri, uygun olanlar evlerinde barındırır. Birkaç gün sonra ordunun arkasından gelir yetişirler,” diye. Dediği doğru; ordu ilerlerken arkada kalan, geciken, sipahilerle toplanıp gelmesi gereken olur falan, artçılar olur vs. Beylerden biri adamın sözlerini haklı bulmuş.

Voynuklardan bir bölük varmış, bunları köyde bırakmaya karar vermişler. Sayıları fazla değil ama alanı tanıyorlar vs. Bu voynuklarla birlikte Anadolu’daki tımarlardan gelme bir sipahi de bunlarla kalmış iki-üç cebelisiyle. Adam rahatsızlanmış bir müddet. En arkada kalanlarla kalmış nihayet, voynukların dibinden ayrılmadan bir-iki gün sonra orduya kavuşuruz yine nasipse diye düşünmüş. Voynuklar birer ikişer evlere dağılmışlar. Sipahi, cebelileri, voynukların başı ve üç-beş adamı bu zenginin evine düşmüşler. Düşmüşler dediysem söz temsili. Dönemine göre evi hayli geniş, yanaşmaları falan var. Sipahi hasta diye iç odalardan birinde yatıyor.

Yerleşmişler evlere. Hesapta eşkiya gelir diye bekliyorlar. Kaldıkları gece fırtına patlak vermiş. Yağmur tahta perdeleri dövüyor, rüzgar vs.

Yemekler yenilmiş, döşekler serilmiş. Uykuya dalacaklar. Sipahi yattığı yerde uyumaya çalışırken bir ses duymuş. Evin kapısı yumruklanıyor. Lakin sakince değil yıkılırcasına yumruklanıyor. Gök gürültüsüne rağmen sesi işitiliyor fakat kapı açılmıyor. Bir sabrediyor, iki sabrediyor. Bakmış kapıyı açan yok fırlıyor yerinden kapıya doğru. Bir bakıyor içeride selamlıkta falan millet ayakta. “Kapıyı niye açmıyorsunuz,” demiş. Kapı yumruklanmaya devam ediyor. Selamlık kapıya yakın. Ev sanki temellerinden sallanıyor, Rüstem Pehlivan kapıya dayanmış zannedersin.

Adamları demiş buna, “Beyim açmıyorlar. Biz seğirttik bize de mani oldular.” Voynuklarla ev ahalisine kaymış gözü, bir hal var hepsinde.

Sipahi delirmiş: “Ya bizimkilerden biriyse, eşkiya falan inmiştir belki niye bakmıyorsunuz kapıya?” demiş.

Voynuklar Bulgar ahaliden. Voynukların başı Türkçe biliyor. “Keşke eşkiya olsa, başka bir şeydir. Hasta halinle git yat ayakta durma,” diye geri göndermeye çalışmış beyi. Sipahi pirelenmiş. İşin garibi kapıyı açmak bir yana pencerelere bile yanaşmıyorlar. Öfkeyle fırlamış kapıya. Voynuk başı kolundan yakalamış, “Aman efendi! Açma kapıyı, ardında fena bir şey vardır. Bu fırtınada bu vakitte hayır şey gelmez kapıya!” demiş buna. Sipahi dinlememiş.

Bu sefer ev ahalisi geçmiş önüne. Sipahi demiş, “Yahu bırakın en azından tahta perde arasından bakayım gelen kimdir, derdi nedir?”

Usulca yanaşmış kapının hemen yanındaki pencereye tahta perdeyi aralamış bakmış. Yıldırımın şavkında bir siluet görmüş. Genç bir kız. Üstü başı ıslak, saçları ıslak. Çelimsiz. Kapıyı var gücüyle yumrukluyor. Sipahi perdeyi kapatıp ardındakilere dönmüş, verip veriştirmiş, “Bre el kadar kıza kapıyı açmazsınız, bu nice iştir? İnsanlığa sığar mı?”

Ağzından “kız” kelimesi çıkınca ev ahalisinin beti benzi atmış. Ahaliden değil de voynuk başının korkulu halinden ürpermiş sipahi. Adama Bulgarca bir şeyler söylemişler adamın da rengi atmış. Koca adam kapının önüne iki büklüm diz çökmüş. Koynundaki tahta haçı çıkarıp duaya başlamış ihtiyar gibi. Sipahi sessizleşmiş.

Korku büyüyor içinde nedensiz. Korkuyu bastırmak için eğlenmiş bunlarla, “Sizi gören de kapının ardında yedi başlı ejder var zannedecek!”

Voynuk başı duasını bitirmiş, hakir gören bakışlarla süzmüş sipahiyi, “Çok merak ediyorsan duamı bitirdim. Şimdi bak tahta aralıktan!” demiş. Sipahi inceden korkuyor ama renk vermek istememiş. Biraz da merakına yenik düşmüş. Tahta perdeyi biraz fazla aralayıp tekrar bakmış.

Hani yıldırımın şavkı iki saniyeliğine ortalığı gündüz gibi yapar ya zifiri gecenin ortasında. İşte öyle bir ışıltıda görmüş kapıdakini. Üstünde elbise sandığı kefeni. Saçları toprak öbekleriyle yüzünün bir kısmına yapışmış. Elleri dizlerine dek değiyor, tırnaklar kapkara. Gözleri fener gibi ışıldıyor. Ağzı sırıtır gibi açılmış ama dişleri meydanda, köpek dişleri aşağıya doğru sarkıyor. O vaziyette görmüş kızı.

Kapıdakiyle göz göze gelmiş o kısa ama sipahiye bir ömür gibi gelen esnada. Adam fenalık geçirmiş, düşmüş olduğu yere kaldırmışlar.

Sabaha anca ayıltmışlar. Rüya falan diye geçiştirmeye kalkmışlar ama herkesin beti benzi atmış vaziyette, gerçek olduğu belli.

Voynukların başı buna dili döndüğünce anlatmış, Rumeli illerinde bazen gece olunca kabirden çıkıp dolaşanlardan bahsetmiş. Kapıya gelen de tüccarın vefat etmiş genç kızıymış. Bazı geceler kapıya dadanıp açmaları için yalvarırmış. Dışarı çıkanın akıbeti belliymiş.

“Buranın ahalisi böyle şeylere korksa da alışıktır. Kapıyı vurur vurur savuşur hortlak,” Sipahi köyden gitmek istemiş, ayağa kalkamamış.

“Demişler bir gece daha kalalım, sabaha anca toparlanır hep birlikte yola revan oluruz.” Sipahi geceye kadar uyumuş kalmış, halsiz durumda.

Gece uyurken uyku uyanıklık arasında odasının tahta penceresinden ses gelmiş. “Bana öyle geldi,” diye düşünüp boş vermiş. Ses tekrarlanmış. Çocuklar taş atıyor sanmış ama dışarıda patırtı, çocuk gülüşmesi yok. Üstüne vakit gece. Gözlerini açıp beklemeye başlamış. Sesi ayık kafayla duymuş yeniden. Parmaklarıyla biri tahtaya vurur gibi. Kalkmış dua okuyarak. Rüyada olup olmadığını kestiremiyor. Tahta perdeyi aniden açmış. Boşluk yerine zifiri karanlığın içinde kendine bakan bir çift ışıltılı göz, yürek solduran bir gülme sesi.

Adam perdeyi yüzüne çarpıp bağıra çağıra odadan çıkmış. Herkes ayakta. Kekeleyerek odasını gösteriyor. Zor sakinleşiyor. Bayılıp kalıyor, bu sefer ayılmıyor. Yeniden yerine yatırıyorlar. Kabus gördü sanıyorlar ilkin ama voynuk başı pireleniyor. Neticede Balkan insanı. Yaşamasa bile duydukları yeter. Adamlarıyla sipahinin odaya girip bekliyorlar karanlıkta, nöbet tutuyorlar.

Uyku çöküyor üstlerine gecenin ilerleyen vakitlerinde. Tatlı bir miskinlik. Sipahinin duyduğu sesin aynını duyuyorlar. Tıkırdayan parmaklar. Bir süre sonra bir kız sesi, “Beni içeriye al. Burada soğukta kaldım. Yanında ısınırım. Hadi aç tahtayı da çağır beni içeriye,” diye.

Adamlar karanlıkta birbirlerini görmeselerde aynı korkuyu hissediyorlar. Voynuk başı fısıldıyor, “Bildiğiniz duaları mırıldanın!” Okuyorlar.

Bir süre sonra sanki yıldırım düşmüş gibi bir alev ışıltısı görülüyor pencerenin tahta aralıklarından, ses kayboluyor sipahi aniden uyanıyor. Voynuk başı buna anlatıyor olanları. Hıristiyan bunlar, “Bildiğimiz duaları okuduk kaçtı,” diyor. Sipahi bir an önce gitmek istiyor.

Voynuk başı diyor ki, “Biz gidebiliriz ama sen yine de kurtulamazsın. Seni görmüş, musallat olmuş. Diyarlar boyu izler seni, gece gelir.”

Sipahi kurtuluş çaresini soruyor, “Sabah erkenden bir papaz bulup durumu anlatalım o ne yapılacağını bilir,” diyor voynuk. Uyku yok hiçbirinde.

Sabah namazı vaktinde sipahiyle adamları namaz kılıyorlar. Tüccar, voynuklarla bunları hemen yakındaki bir köye götürüyor, Bulgar köyüymüş. Köyün papazına durumu anlatıyorlar. Papaz bunlarla geliyor köye, “Hortlayanın kabri belli, işimiz daha kolay,” diyor. Mezarlığa geçiyorlar. Kızın kabrini açıyorlar. Tırnaklar uzun, saçları daha da uzamış, derisi hafif kızıllaşmış, kan çanağı gözleri açık vaziyette.

Papaz demiş sipahiye, “Bu kız sana musallat olduğu için yapılması gerekeni sen yapacaksın. Dişbudaktan bu kazığı kalbine saplaman lazım.” Sipahi zorlana zorlana kazığı tokmağı almış. Elleri titremesin diye ağzına rakija dökmüşler. Güç bela kazığı çakmış hortlağın kalbine.

Voynuklar kafasını kesip cesedi yakarken bu hiçbir şey söylemeden oturmuş kalmış bir köşede. Bunu da alıp köyden ayrılabilmişler.

Adam pek az konuşmuş yol boyu. Sefer bitine değin konuşmamış, sonra ortalıktan kaybolmuş!

Bu hikaye, Mehmet Berk Yaltırık’ın Twitter hesabından yaptığı gönderiden derlenmiştir.

James Franco X-Men Sinematik Evrenine Katılabilir
Tıbbın Bilimkurguya Dönüştüğü An - İlk Kafa Nakli Gerçekleşti