İncelemeler

The Lighthouse İncelemesi

Modern korku sinemasında bazı filmler vardır ki hikâye anlatmaz; bir ruh hâli aşılar. 2019 yapımı The Lighthouse, tam olarak bu kategoriye giriyor. Yönetmen Robert Eggers, klasik korku kalıplarını bilinçli biçimde terk ederek izleyiciyi izole bir mekâna, iki karakterin zihinsel çöküşüne ve deniz mitolojisinin tekinsiz gölgesine bırakıyor. Film yüzeyde basit bir hikâye gibi görünüyor hatta birazda öyle: iki fener bekçisi bir adada görev yapıyor. Ancak bu yalın premise, ilerledikçe delilik, iktidar, suçluluk ve yasak bilgi gibi çok daha derin temalara kafa yormadan genişliyor.Eggers’ın sinemasının temel özelliği tarihsel detay takıntısıdır. Bu filmde de 19. yüzyılın denizcilik kültürü, superstitionları ve dil yapısı neredeyse antropolojik bir doğrulukla kullanılıyor araştırdığım kadarıyla. Bu yüzden film yalnızca bir korku anlatısı değil.

Yönetmenlik

Robert Eggers’ın yönetmenlik yaklaşımı üç temel strateji üzerine kurulu: görsel minimalizm, ses üzerinden psikolojik baskı ve karakter merkezli dramatik yoğunluk.Filmin görsel formatı kapalı kadrajın psikolojisi film modern sinemada nadiren kullanılan 1.19:1 oranında çekildi. Bu oran neredeyse kareye yakın bir çerçeve yaratır. Sonuç olarak kadraj genişlemek yerine sıkışır. İzleyici adeta karakterlerle birlikte dar bir kutuya kapatılmış hisseder.Siyah-beyaz görüntü tercihi de yalnızca estetik bir karar değildir. Eggers burada erken dönem fotoğrafçılığın ve denizcilik arşivlerinin atmosferini yeniden üretir. Gri tonlar ile sisli hava, tuzlu deniz köpüğü, taş duvarlar üzerinde yoğunlaşarak gerçeklik duygusunu aynı anda hem artırır hem de rüyamsı hale getirir.Deniz feneri olayı biraz garip ve anlamak çok zor burada hatalarım olabilir kendi düşüncelerimede yormuş olabilirim. Film boyunca kule neredeyse tanrısal bir otorite sembolü gibi kadraja yerleştiriliyor. Kamera genellikle aşağıdan yukarı baktı. Bu açı, karakterlerin kule karşısındaki güçsüzlüğünü vurguladı bence.

Ses Tasarımı

Filmin en rahatsız edici unsurlarından biri sürekli duyulan sis düdüğüdür. Bu ses sadece atmosfer oluşturnadı filme çok şey katmış; aynı zamanda karakterlerin zihinsel çözülmesini ritmik biçimde tetikler.Ses tasarımında özellikle şu elementler sürekli tekrar edilir:rüzgârın metal yüzeylere çarpması, dalgaların taşlara vurması, mekanik gıcırtılar sis düdüğünün monoton uğultusu. Bu sesler film ilerledikçe neredeyse halüsinatif bir yoğunluk kazanıyor. İzleyici zamanla ses ile gerçeklik arasında ayrım yapamaz.

Mekân Stratejisi

Film neredeyse tamamen tek lokasyonda geçer. Bu durum anlatıyı bir aksiyon filminden çok psikolojik bir tiyatro sahnesine dönüştürür.Mekânın sınırlılığı şu etkiyi yaratır:

  1. karakterler kaçamaz
  2. çatışma sürekli yoğunlaşır
  3. gerilim mekânın içinde birikir.
  4. Eggers burada klasik sinemadaki “olay örgüsü” yaklaşımını terk eder. Olayların yerine psikolojik basınç koyar.

Hikâye

Filmin hikâyesi iki karakter etrafında şekilleniyor

  1. Willem Dafoe — Thomas Wake
  2. Robert Pattinson — Ephraim Winslow

Wake deneyimli bir fener bekçisidir. Winslow ise yeni gelen genç işçi.İlk bakışta ilişkileri basit bir iş hiyerarşisi gibi görünür. Wake emir verir, Winslow ağır işleri yapar. Ancak izolasyon arttıkça bu ilişki giderek daha karanlık bir hâl alır.Film ilerledikçe şu sorular ortaya çıkar: Wake gerçekten kimdir? Winslow’un geçmişinde ne saklıdır? fener ışığı neden bu kadar gizemlidir? Bu soruların çoğu hiçbir zaman kesin biçimde cevaplanmaz. Film bilinçli olarak yorum boşluğu bırakır.

Karakter Analizleri

Thomas Wake: Deniz tanrısının temsilcisi Wake karakteri yalnızca yaşlı bir denizci. Film boyunca adeta denizin kendisinin bir temsilcisi gibi davranır.Karakter özellikleri:deniz superstitionlarına fanatik derecede bağlıdır, otoriteyi agresif biçimde kullanır, manipülatif bir dil kullanır Wake’in konuşma tarzı özellikle dikkat çekicidir. Karakter 19. yüzyıl denizci lehçesiyle konuşur ve bu dil neredeyse mitolojik bir büyü formu gibi duyulur.Özellikle bir sahnede Wake’in ettiği lanet tiradı, karakterin sıradan bir insan mı yoksa doğaüstü bir figür mü olduğu sorusunu açık bırakır. Ephraim Winslow: Bastırılmış kimlik Winslow karakteri film boyunca çözülür. Başlangıçta sessiz ve itaatkâr görünür. Ancak zamanla şu unsurlar ortaya çıkar: geçmişe dair suçluluk, kimlik karmaşası, bastırılmış öfke Winslow’un fener ışığına duyduğu obsesyon da karakterin psikolojisini açık eder. Işık onun için yalnızca bir görev değil, yasak bir bilgi kaynağıdır.

Mitoloji ve Sembolizm

Film yalnızca psikolojik bir hikâye değildir. Aynı zamanda yoğun bir mitolojik altyapıya sahiptir.Prometheus Alegorisi filmin finali açık biçimde Prometheus mitine gönderme yapar.Prometheus tanrılardan ateşi çalar ve insanlara verir. Bunun cezası sonsuz işkencedir.Filmde fener ışığı:bilgi, güç, yasak gerçeklik anlamlarını taşır.Winslow’un ışığı ele geçirme arzusu bu yüzden trajik bir sonuç doğurur.

Deniz Folkloru

Film boyunca birçok deniz superstitionı kullanılır:martı öldürmenin uğursuzluğu, deniz kızları, lanetli adalar, martı motifi özellikle önemlidir. Denizciler arasında martıların ölü denizcilerin ruhlarını taşıdığına dair eski bir inanç varmış. Winslow’un martıyı öldürmesi bu yüzden filmde doğaüstü bir kırılma noktası gibi gösterilir.

Anlatı Yapısı

Eggers bilinçli olarak üç farklı yorum katmanı kurmuş.

  1. Psikolojik Okuma, bu yorumda film tamamen zihinsel bir çöküş hikâyesidir. İzolasyon, alkol ve suçluluk iki karakteri deliliğe sürükler.
  2. Mitolojik Okuma, Bu yaklaşımda Wake gerçekten doğaüstü bir figür olabilir. Deniz güçleri ve lanetler gerçek olabilir.
  3. Metaforik Okuma, Fener ışığı insanın ulaşmak istediği ama kaldıramayacağı bilgiyi temsil eder.

Film bu üç yorumdan hiçbirini kesinleştirmez. Oyunculuk Performansları filmin neredeyse tamamı iki oyuncuya dayanır. Bu yüzden performanslar kritik öneme sahiptir. Willem Dafoe performansını abartılı ama kontrollü bir teatral tonla kurar. Karakter bazen karikatür gibi görünür, ancak bu bilinçli bir tercihtir. Robert Pattinson ise içe dönük ve patlamaya hazır bir enerjiyle oynar. Film ilerledikçe karakterin zihinsel dağılması fiziksel performansına da yansır. İki oyuncu arasındaki kimya filmi neredeyse bir oyunculuk düellosuna dönüştürür.

Sonuç

The Lighthouse klasik anlamda bir korku filminden daha çok psikolojik bir karakter çalışması, mitolojik bir alegori, görsel bir deney olarak okunabilir. Film bittiğinde izleyici genellikle net bir cevap bulamaz. Ancak Eggers’ın amacı da tam olarak budur. Film izleyiciyi belirsizlik içinde bırakır. Deniz fenerinin ışığı gibi…Yaklaşmak isteyen herkesi kendine çeker, fakat gerçeği gören kişi artık eskisi gibi kalamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu