İncelemeler

Modern Doctor Who 1. Sezon İncelemesi

Biliyorum, araya biraz zaman girdi. Yaklaşık iki yıl önce TARDIS’in kapısından içeri ilk adımımı atmış, o mavi kulübenin içindeki sonsuzluğa hayran kalmıştım. Şimdi, tozlu raflardan eski notlarımı çıkardım ve 9. Doktor’un hüzünlü ama bir o kadar da sert deri ceketli dönemine, modern serinin başladığı 2005 yılına geri dönüyorum. Hazırsanız, Christopher Eccleston’ın “Fantastik!” repliği eşliğinde bölüm bölüm bir zaman yolculuğuna çıkalım. Önceden izlemiştim Doctor Who serisini şimdi tekrar başladım devam sezonlarınıda inceleme kararı aldım

S01E01 – Rose: Bir Merhaba ve Binlerce Koşuşturma

Her şey, bir mağaza bodrumunda canlanan plastik mankenlerle başladı. Russell T. Davies, modern seriyi başlatırken riskli ama bir o kadar da samimi bir yol seçti. Rose Tyler’ın o sıradan hayatının, Doktor’un elini tutup “Koş!” demesiyle nasıl bir kaosa evrildiğini gördük. Bölümün görsel efektleri bugün bakıldığında biraz “eski” hissettirse de, mankenlerin (Autonlar) yarattığı tekinsizlik hissi hala yerinde.

S01E02 – The End of the World: Beş Milyar Yıl Sonra Görüşürüz

Doktor, Rose’u ilk yolculuğunda nereye götürür? Tabii ki Dünya’nın yok oluşuna! Beş milyar yıl gelecekte, Platform One üzerinde toplanan garip ötesi uzaylı ırklarıyla tanıştık. Estetik ameliyat bağımlısı Cassandra’dan, gizemli Face of Boe’ya kadar bu bölüm bize evrenin ne kadar çeşitli (ve bazen ne kadar bencil) olabileceğini gösterdi. Rose’un yaşadığı o “kültürel şok” ve evinin bir toz bulutu haline geleceğini bilmesi, dizinin duygusal ağırlığını daha ikinci bölümden omuzlarımıza bindirdi. “With a taste of your lips, I’m on a ride… you’re toxic, I’m slipping under.” Toxic, ne alaka gerçekten hiç anlamadım

S01E03 – The Unquiet Dead: Cardiff’in Hayaletleri ve Dickens

Gelecekten sonra istikamet geçmiş! 1869 yılının karlı Cardiff sokaklarında, Charles Dickens ile birlikte ölüleri dirilten gaz formundaki “Gelth” ırkının peşine düştük. Victoria dönemi atmosferi, Doctor Who’nun o meşhur “tarihi figürle macera” formülünün ilk başarılı örneğiydi. Dickens’ın rasyonalizminin, Doktor’un imkânsız gerçekliğiyle çarpışması izlemesi en keyifli anlardan biriydi.

S01E04 & S01E05 – Aliens of London / World War Three: Siyaset ve Slitheenler

Londra’nın göbeğine bir uzay gemisi çakılırsa ne olur? Tabii ki bürokrasi patlar! Hükümetin en üst kademelerine sızan, osuruk şakalarıyla karışık bir korku yayan Slitheen ailesiyle tanıştık. Bu iki bölüm, her ne kadar çocuksu mizahıyla eleştirilse de, aslında medya manipülasyonu ve nükleer savaş korkusu üzerine sağlam bir hiciv barındırıyordu. Ayrıca UNIT ve Harriet Jones gibi serinin ilerleyen dönemlerinde çok önemli olacak taşların ilk kez yerine oturduğu bölümlerdi bunlar.

S01E06 – Dalek: Nefretin Saf Hali

İşte sezonun, belki de tüm modern serinin en kilit noktası. Yeraltındaki gizli bir müzede hapsolmuş tek bir Dalek. Ama “tek” canlı, koca bir ordudan daha korkutucu. Doktor’un Dalek ile karşılaştığında gözlerinde gördüğümüz saf nefret ve korku, Christopher Eccleston’ın neden devleştiğinin kanıtıydı. Time War’un (Zaman Savaşı) ne olduğunu, Doktor’un neden bu kadar yaralı olduğunu bu bölümde kemiklerimizde hissettik. “Harika bir Doktor olurdun,” cümlesi hala kulaklarımda çınlıyor.

S01E07 – The Long Game: Bilgi Güçtür, Manipülasyon Daha Büyük Güç

Uzak gelecekte, insanlığın tüm bilgi akışını kontrol eden bir medya istasyonundayız. Simon Pegg’in canlandırdığı “The Editor” karakteri, insanlığı yerinde saydıran korkunç manipülasyonun yüzüydü. Bölüm, sezon finaline giden “Bad Wolf” gizeminin tohumlarını serpmekle kalmıyor, aynı zamanda Doktor’un her yol arkadaşının TARDIS’e uygun olmadığını da bize gösteriyordu (Gözün kör olsun Adam!).

S01E08 – Father’s Day:

Rose’un babasıyla tanışma arzusu, zaman çizgisini paramparça eden bir trajediye dönüştü. “Zamanı değiştiremezsin” kuralının ne kadar esneyebileceğini ve bu esnemenin bedelini Reaper’lar aracılığıyla gördük. Duygusal yükü o kadar ağır bir bölümdü ki, Doktor’un bile çaresiz kaldığı o anlarda, sıradan bir insanın (Pete Tyler) nasıl kahramana dönüşebileceğine şahit olduk.

S01E09 & S01E10 – The Empty Child / The Doctor Dances: Are You My Mummy?

Steven Moffat’ın kaleminden çıkan bu şaheser, dizinin korku çıtasını arşa çıkardı. 2. Dünya Savaşı Londra’sında gaz maskeli küçük bir çocuğun peşinde attığımız o ürpertici turlar… Ama asıl önemlisi, Kaptan Jack Harkness gibi bir efsanenin hayatımıza girmesiydi. Bölümün sonunda Doktor’un “Herkes yaşıyor! Sadece bu seferlik, herkes yaşıyor!” diye haykırarak dans etmesi, serinin en umut dolu anlarından biri olarak tarihe geçti.

S01E11 – Boom Town: Akşam Yemeğinde Etik Tartışması

Cardiff Yarık’ında TARDIS’i şarj ederken, sağ kurtulan bir Slitheen (Margaret Blaine) ile yenen meşhur akşam yemeği. Aksiyonun durduğu, etik ve adaletin sorgulandığı bir bölümdü. Bir suçluyu ölüme mi göndermelisiniz, yoksa ona ikinci bir şans mı vermelisiniz? Doktor’un “tanrısal” kararlarının sorgulandığı, sessiz ama derin bir mola noktasıydı.

S01E12 & S01E13 – Bad Wolf / The Parting of the Ways: Sonun Başlangıcı

Ve final… Kendimizi absürt TV yarışmalarının içinde bulduğumuzu sanırken, aslında binlerce yıldır saklanan Dalek ordusunun tam ortasına düştük. 9. Doktor’un “Korkak mı, yoksa katil mi?” sorusuna verdiği “Korkak, her zaman!” cevabı, onun karakter gelişiminin zirvesiydi. Rose’un “Bad Wolf” (Kötü Kurt) olarak zamanın özüne dönüşmesi ve Doktor’un onu kurtarmak için kendi hücrelerini feda edişi… hüzünlü “Sen muazzamdın, biliyor musun? Ben de öyleydim,” vedasıyla Eccleston’a elveda dedik ve David Tennant’ın enerjik gülümsemesiyle 2. sezona selam çaktık.

Son Söz: 1. Sezon

Bu sezon, düşük bütçeli efektlerine rağmen ruhuyla ayakta duran bir bilimkurgu işi. Christopher Eccleston, sadece 13 bölümde bize savaş yorgunu bir tanrının yeniden doğuşunu izletti. “Bad Wolf” kelimesinin her bölümde karşımıza çıkmasıyla kurulan o muazzam kurgu, modern dizilerin nasıl olması gerektiğine dair bir ders niteliğinde.
Sizler en çok hangi bölümde gerildiniz veya hangi sahnede gözyaşlarınızı tutamadınız? Yorumlarda buluşalım, lore üzerine tartışalım. Çok yakında 2. Sezon, 10. Doktor ve o meşhur “Allons-y!” nidasıyla tekrar karşınızda olacağım. O zamana kadar, kendinize iyi bakın ve asla ama asla gözünüzü kırpmayın! (Gerçi onlar sonraki sezondu ama olsun, siz yine de kırpmayın.)
Görüşmek üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu