Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Hoşgörüsüzlük ve Bağnazlığı Ustalıkla İşleyen Bilimkurgu Eseri – Krizalitler

Hoşgörüsüzlük ve Bağnazlığı Ustalıkla İşleyen Bilimkurgu Eseri – Krizalitler

krizalitler-banner

Delidolu’nun 2016 baskısıyla raflarda çok ilgi çekici bir kitaba rastlıyoruz. Bu ciltli kitap bize Cemil Denizer’in tasarladığı sarı-beyaz renkli insan figürlü kapağının üstünden ‘Doğal biçim kutsaldır. Kurtuluşumuz saflıktadır.’ cümleleriyle merhaba diyor.

Krizalitler‘in yazarı 1903 doğumlu tam adıyla John Wyndham Parkes Lucas Beynon Harris. Kendisi yazdığı birçok öyküden sonra ‘Mantıklı Fantezi’ adını verdiği farklı bir biçimi denemeye karar vermiş. Yazarın Triffid’lerin Günü ve The Midwich Cuckoos adlı kitapları da sinemaya uyarlanmış. Krizalitler ise post-apokaliptik bilimkurgu türünde mutlaka okunması gereken bir kült roman.

‘Küçük bir çocukken bazen düşlerimde bir şehir görürdüm. Bu tuhaftı çünkü o zamanlar şehir denen şeyin ne olduğunu bile bilmiyordum. Ama büyük mavi bir körfezin çevresine konumlanmış bu şehir zihnimde canlanırdı. Sokakları, karşılıklı dizilmiş binaları, rıhtımları, hatta limandaki tekneleri gözlerimin önüne getirebiliyordum;  oysa ne deniz ne de tekne görmüştüm’  diye başlıyor ana karakterimiz David söze… Gördüğü düşlerden büyük ablası Mary’ye sözedince, bundan kimseye bahsetmemesi gerektiğine dair ciddi bir uyarı alıyor.. Çünkü bölgedeki insanlar tuhaf ve sıradışı olan hiçbir şeye tahammül edemiyorlar. Öyle ki David’in solaklığı bile ortalıkta büyük bir hoşnutsuzlukla karşılanmış… İşte bu sebeple David, kuzeni Rosalind’le arasındaki ilginç iletişimden kimseye bahsetmiyor. Bir gün oyun oynarken kendi yaşlarında Sophie adlı bir kız çocuğuyla tanışıp arkadaş oluyor David. Olaylar da bu karşılaşmadan sonra gelişmeye başlıyor. Sophie’nin altı ayak parmağını gören David yıllardır ona dikte edilenlerle, bu tatlı kızın masumiyeti arasında bocalıyorsa da sonrasında onun sırrını saklayıp ve acısını paylaşmayı seçiyor.

krizalitler-resim

Romanda bahsedilen Kadim halk ‘Büyük Gazap’ diye adlandırdıkları nükleer felaketle birlikte genetik mutasyona uğramış. Yalnızca insanlar değil tabi ki. Bitkiler, hayvanlar ve tüm canlılar. Yöre halkı farklı olan herkesi büyük bir korku ve tiksinme duygusuyla yok sayıyor. Her yeni doğan çocuk onların arasında yaşayabilmek için muayene edilip normallik sertifikası almak zorunda örneğin. Sertifika alamayanlar ‘Uçdiyar‘a sürgüne yollanıyor. Çırılçıplak ve savunmasız bir şekilde…

John Wyndham kendinden farklı olana tahammülü olmayan insanların, ırklarının saflığını korumak için neler yapabileceğini gösteriyor bize.  Gelelim David’in ailesine; aile, özellikle baba bu açıdan tam bir bağnaz. Yörenin de en nüfuzlu adamı. Baba, sapkınlık olarak değerlendirdiği en ufak farklılığı gözünü kırpmadan ortadan kaldırmaya meyilli. Babanın bu kuralından nasibini Sophie de alıyor. Şüphelenen baba Sophie ve ailesinin peşine düşünce, sahip oldukları herşeyi geride bırakıp  kaçıyorlar. Bu arada David’in Petra adında gayet normal görünen bir kızkardeşi oluyor. İşin ilginç tarafı Petra, içlerinde en normal olmayanı. Görünürde hiçbir tuhaflığı olmayan çocuğun müthiş bir telepat olduğu kimin aklına gelirdi ki? David ve kendisi gibi özel iletişim kurabilen yedi arkadaşı, Petra aralarına dahil olana kadar altı yıl boyunca çaktırmadan yaşayıp gitmişlerdi oysa…

krizalitler_kapakRoman bir açıdan da kapitalist düzenin yarattığı hiyerarşiyi sorguluyor. Sayfalarda ilerledikçe karşımıza çıkan bazı paragraflar kendini yeniden ve yeniden okutuyor. David’in tarlada ihtiyar Jakob’la rastlaştığı satırlarda Jakob, eskiden gerçek surete sahip olmayan bir çocuk doğuran kadının kırbaçlandığını, üç çocuk doğurduğundaysa kanundışı ilan edilip satıldığını anlatınca, David’le beraber ürküyoruz. Grup üyelerinden Anne’in bir normalle evlenmesi ve kocasının aniden öldürülmesi üzerine ortalık karışınca David, Rosalind ve Petra’yı da yanına alarak kaçmaya karar veriyor. Bir noktada, Dave’in grup üyeleriyle, yakalandıkları takdirde Petra’yı öldürmesinin daha iyi olacağına dair yaptıkları konuşmayı Petra duyuyor. Abisine ‘neden beni öldürmen gerektiğini söylediler’ diye soran Petra’nın aldığı cevap çok hüzünlü ve ne yazık ki çok gerçek: ‘İnsanlar ne kadar aptalsa, herkesin birbirine o kadar benzemesi gerektiğini düşünüyorlar. Korkuya kapıldıklarında zalimleşiyor ve farklı insanları incitmek istiyorlar… İşler bu şekilde yürüyor. Karmaşık ve oldukça ürkütücü…Büyüdüğünde daha iyi anlayacaksın. ..Ayağına kaynar su döktüğün zamanı hatırlıyor musun? Yakalanmak bundan çok daha kötü olurdu. Ölmek çok daha iyi, o kadar derin bir uykuya dalmışsın ki; sana ulaşıp seni incitemiyorlar gibi düşün.’

Kitabın sonlarına doğru aksiyon artıyor. Uçdiyar’a doğru büyük kaçışları esnasında defalarca yakalanma tehlikesi atlatan grubumuz sonunda Uçdiyar halkının eline düşüyor. Neyse ki tüm bu kaçış sırasında Petra’nın çoook çok uzaklardan iletişime geçtiği gizemli kadının onları kurtarmaya geliyor oluşu romanı mutsuz sonlu bir distopya olmaktan kurtarıyor. [Buradan sonrası SPOILER içerir]

David’in düşlerindeki Deniz Ülkesi’nden gelen kadının David’e, onu avlamaya gelen babası için söylediği şu sözlerle varoluşu, düzeni, ötekileştirmeyi yeniden sorguluyoruz: ‘Onu kendi haline bırak. Senin işin hayatta kalmak. O adamın ne ırkı, ne düşünce tarzı uzun süre yaşayacak. Onlar yaradılışın zirvesi; ama bundan öte gidecek yerleri yok. Yaşam değişimdir, taşlardan farkı budur, değişim yaşamın doğasında vardır. O zaman yaradılışın bu son efendileri kim ki, değişmeden kalmayı bekliyorlar?

Krizalitler, insanların kendine benzemeyeni yok etmeye çalıştığı -özellikle yaşadığımız coğrafyada ve bu son dönemde- okurken derinden sarsılacağımız ve kolayca empati kuracağımız, ikna edici bir bilimkurgu. Tekrar yayımlanmış olması ise bizim adımıza gerçekten çok büyük bir nimet.

Krizalitler kitabının tanıtımına buradan ulaşabilirsiniz.

Game of Thrones'taki White Walkerlar Nasıl Yaratıldı
İTEF 2016'nın Teması Şehir ve Sesler