Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » China Mieville’in Şehir ve Şehir Kitabı İncelemesi

China Mieville’in Şehir ve Şehir Kitabı İncelemesi

sehir-ve-sehir-china-banner

TARİHİN BİR DÖNEMİNDE tek bir bütün olan, her nedense görünmez sınırlarla birbirinden ayrılmış iki şehir devlet: Beszel ve Ul Qoma. Bir şekilde biraraya gelseler bile birbirlerini görmezden gelerek yaşamak zorunda kalan iki halk. Sınırları şiddetle koruyan ve belki de tam olarak ne olduğunu kimsenin bilmediği bir otorite : ihlal

Bir yanda her iki şehirde de oldukça katı kuralları olan güvenlik güçleri, diğer yanda iki şehrin eski zamanlarda söylendiği gibi tekrar biraraya gelmesi gerektiğini savunan birleşmeciler ve bir sabah Beszel’de bir parkta aniden ortaya çıkıveren oldukça hırpalanmış bir kadın cesedi.

Ve tüm hikaye işte bu cesedin etrafında gelişiyor. Beszel Ağır Suçlar Birimi müfettişi Tyador Borlu’nun algılarını değiştirecek olan Ul Qoma şehrine geçişi de, başta sıradan bir cinayet gibi görünen bu olayın ölümcül planlarla dolu olduğunu anlamasıyla başlıyor. Kitap öncelikle, Beszel ve Ul Qoma şehirlerinin birbirini çapraz olarak kesen yolları ve içiçe geçmiş mahallelerinde yaşayan iki halkı anlatıyor bize.  İki şehrin birçok evi birbirine bakıyor. Buna rağmen iki şehrin halkı neredeyse bir arada yaşamaya devam ederken birbirini görmezden gelerek yaşamayı beceriyor.  İnsanlar sınır ihlali yapmamayı, görmezden gelmeyi henüz çocukken öğreniyor. Herkesin  en büyük korkusu ise  ihlal. Tüm bu örgünün içinde, bu iki şehrin ortasında, kimsenin varlığını bilmediği fakat bazı efsanelerde dilden dile dolaşan bir gizli şehir daha ortaya çıkıyor : Orciny

the-city-and-the-city

Müfettiş Tyador’un elde ettiği birtakım bilgiler ışığında, kurbanın Orciny efsanesiyle bir bağlantısı olması ihtimali olayları giderek karmaşık bir hale sokuyor. Ayrıca incelenen kamera kayıtlarında cesedi parka bırakan araç her iki şehirde de görünüyor. Olaya bir şekilde hem Beszel hem de Ul Qoma karıştığı için, Tyador konunun Beszel’i aştığını düşünerek konuyu hiç kimseyi elinden kaçırmayan ihlal’e devretmeye çalışıyor. Fakat bu devretme girişiminde sonuç hiç de istediği gibi olmuyor. Çünkü gösterilen gerekçeye göre ortada bir sınır ihlali yok. Araç kimsenin sınırına kaçak olarak girmemiş. Her şey tam da kuralına uygun, olması gerektiği gibi.  Hikayenin başından bu yana Tyador’un yanında bulunan yardımcı karakter Corwi’ye, buradan itibaren başka karakterler de katılmaya başlıyor. Başlarda Tyador Borlu ile birlikte ısındığımız ya da hoşlanmadığımız karakterlerin kurgunun ortalarından sonra bizi şaşırtmaya başlaması heyecan verici. Her iki şehrin vatandaşı ‘öteki’nin görünmez sınırını ihlal etmekten öylesine korkuyor ki, Ul Qoma’lıların Beszel’e, Beszel’lilerin de Ul Qoma’ya ait olduğu düşündüğü bazı bölgeler oluşmuş durumda. Bazılarına göre bu bölgeler kimseye ait değil. Bu gibi ipuçları bazı efsaneleri doğrularcasına sorgulatmaya başlıyor : Orciny diye bir şehir gerçekte var mı?  İhlal nasıl bir otorite ki herkesin korkusunu ve saygısını kazanmayı başarabilmiş? İhlal’le Orciny’nin birbiriyle bağlantısı ne? İşte bu deli sorular kitabın neredeyse sonuna dek kafamızda uçuşup duruyor.

Mieville’in kusursuz bir şekilde yarattığı kurgu şehirler, gerçek dünyamızda varolan ülkelere de komşu. Romanda Kanada’nın, Türkiye’nin, Yunanistan’in bir çok kez adı geçiyor. Mieville kurgusuna Atatürk’ü de Ul Qoma’nın kendine örnek aldığı kardeş lider olarak sürpriz bir şekilde yerleştirmiş.  Ul Qoma, her bakımdan Beszel’den daha liberal bir şehir-ülke. Beszel ise daha gelenekçi. Diğer kitaplarında olduğu gibi, ‘Şehir ve Şehir’de de Mieville’in sosyalist bakış açısını yoğun bir şekilde hissetmek mümkün.

sehir-ve-sehir-kapak

Türk kahveleri, baharatlı yemekler, yasaklanmış kitaplar, göçmenler ve gerçek hayattan daha nice detay hikayenin içine dahil olunca, hatta hepimizin tanıdığı popüler isimler de bir iki harf değişikliğiyle sayfalar arasından bize göz kırpınca, hangisi gerçek hangisi kurgu karar vermek kolay olmuyor. Mieville gerçekle kurguyu öylesine güzel harmanlıyorki, şaşırmamak mümkün değil.

Bence tüm kurgunun en yaratıcı fikri ise; aslında gerçek sınırları olmayan, birbirinden duvarlarla, tel örgülerle ayrılmayan bu iki şehrin arasındaki görünmez sınır. Yazar, halkların bu sınırları beyninde nasıl oluşturup koruyabildiğini Tyador’un ağzıyla şu şekilde aktarıyor : ‘Bir zamanlar bir müzik festivalinde görevliydim. Mesleğimin ilk yıllarıydı. Festival, çapraz hatlarla bölünmüş bir parkta düzenlenmişti. Çok fazla katılım vardı, kimin eli kimin cebinde belli değildi. O zaman beraber görev yaptığım ortağım ve ben, görmemeyi öğrendiğimiz Ul Qoma’lıların, farkında olmadan, parkta sevişen ve görmemeye çabaladıkları çiftlerin üzerlerinden atlayarak yürümelerini izlerken çok eğlenmiştik.

Bu iki şehir-devletten herhangi birisine geçiş yapmak isterseniz, fiziksel olarak adımızı atmanız yeterli olacakken : Durun! Gerçek sınırlar yok diye öteki şehre elinizi kolunuzu sallayarak giremezsiniz. Bu gerçekten çok tehlikeli. İhlalin kulağı vardır! Gözü üzerinizdedir! Gelir sizi alır ve bir daha muhtemelen hiç kimse sizden haber alamaz. Size ne olduğunu hiç kimse bilmez. Bir anda yok olursunuz!  Peki yasal yollardan öteki ülkeye geçebiliyor musunuz? Şayet tüm koşulları gerçekleştirebilirseniz ve uyum programlarını geçebilirseniz:  evet. Bu geçiş noktasına ise ‘Copula Salonu’ adı verilmiş. İçinde kendinizi küçücük hissettiren heybetli Copula Salonu’nun her iki şehre ait olan odaları var. Bazı odalarında Bezsel’de, bazılarında Ul Qoma’dasınız. Son derece sıkı tutulan güvenlik önlemleriyle öteki şehre giriş yaptıysanız, artık iki kat dikkatli olmak zorundasınız. Kendi evinize 1 metre uzakta bile olsanız, sevgilinizin yanından bile geçseniz, bakamazsınız, duyamaz ve konuşamazsınız. Öteki şehre hoşgeldiniz!

Full Narrative Timeline

Kitap, Tyador’un cesedi bulmasıyla olayların derinleşmesine kadar olan kısmı Beszel’de geçtiği için Beszel olarak adlandırılan ilk bölümle başlıyor. İkinci bölüm ise müfettişimizin soruşturma için görevli olarak Ul Qoma’ya gidip oralı bir meslektaşıyla işbirliği yaptığı bölüm, adı Ul Qoma ve tabi ki orada geçiyor.  Üçüncü bölüm olan İhlal ise arapsaçına dönmüş olan olayların çözüldüğü bölümümüz.

Beszel, Ul Qoma ve İhlal bölümlerinden sonra hikayenin sonuçlandığı son bölüm de ‘ihlal’ olarak isimlendirilmiş. Kitap, okuyucuyu sürekli olarak ‘Orciny’ ile ilgili heyecanlandırıp, beklenti içine sokarken nihayetinde  ‘ihlal’le ilgili bir sürpriz ile noktalıyor.

Biraz da otoritelerin ‘üstün yetenek’ olarak tanımladığı yazardan bahsedelim. 1972 doğumlu China Mieville, Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji öğrenimi görmüş ve ardından  London School of Economics’te Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans ve master dereceleri almıştır. Halen Warwick Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir. Kitaplarında her türlü metafiziksel imgelemi birarada görmemizi mümkün kılan Mieville, sıfır numara tıraşı, dövmeleri ve küpesiyle alışılmış akademisyen portresinin oldukça dışındadır. Bunlara ek olarak kendisinin sıkı bir frp oyuncusu olduğunu da söylemekte fayda var.  Mieville kendi evreninde mimariyi  ve sosyal ilişkileri öyle güzel kurguluyor ki bazen kitaptan kafanızı kaldırıp etrafınıza baktığınızda gerçek dünyayla onun kurgularını birbirine karıştırıyorsunuz. Şehirlerindeki steampunk etki ve fantastik dünyaya kazandırdığı bir çok farklı ırka rağmen işlediği mafya-devlet ilişkileri ve devlet sırlarıyla bezeli romanlarının gerçek dünyadan size çok tanıdık geleceğine eminim.  Kendi tarzını tuhaf-kurgu olarak tanımlayan Britanyalı China Mieville’e Arthur C. Clark ve Hugo ödüllerini kazandıran  ‘Şehir ve Şehir’ gizemli kurgusal şehirlerde geçen bir polisiye-kurgudur. Yazarın dilimize çevrilen ve yine aynı yanınevinden çıkan romanlarından  ‘Perdido Sokağı İstasyonu’, ‘Yara’, ‘Kraken’ ve ‘Un Lun Dun’u da okuma listemize gözümüzü kırpmadan ekleyebiliriz.

china

Son dönemlerde fantastik kurgunun başına gelen en önemli şeylerden biri olarak kabul edilen yazarın bir de Tolkien hakkında bir yorumu var ki; her ne kadar çok sert bir üslupla söylenmiş olsa da aslında oldukça düşündürücü. Yorumunda ‘İnsanlar fantastik edebiyat hakkında konuşurken –esas kitle kadar bilimkurgu okurları da- neredeyse her zaman sadece tek bir alt türden bahsediyorlar. Tolkien ve onun sayısız ardılından. Buna ister ‘epik’ fantastik deyin, ister ‘yüksek’, isterseniz de fantastik ‘türü’, fantastik edebiyat giderek sadece bu anlama gelmeye başlıyor. Talihsiz olduğu kadar yanıltıcı bir durum bu. Tolkien fantastik edebiyatın baş belasıdır. Eserleri heybetli ve bulaşıcıdır. Onu görmezden gelemezsiniz. O yüzden sakın denemeyin. Yapabileceğiniz en iyi şey bilinçli olarak kesip atmaktır.’ diyen Mieville belki Tolkien hayranlarını –ki en başta da beni- çıldırtsa da bazı noktalarda haklı olabilir. Belki de fantastik edebiyatın biraz daha taze kana ihtiyacı vardır…

Marvel'dan Haunted Mansion Serisi Geliyor!
Bir Death Star Ne Kadar Eder?