Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Yirminci Yüzyıla Damga Vuran Uzaylı İstilası – Çocukluğun Sonu İncelemesi

Yirminci Yüzyıla Damga Vuran Uzaylı İstilası – Çocukluğun Sonu İncelemesi

cocuklugun-sonu-arthur-c-clarke-banner

Çocukluğun Sonu, kuşkusuz, 1917 İngiltere doğumlu yazar Arthur C. Clarke’ın, Asimov ve Heinlein ile birlikte bilimkurgunun üç büyüklerinden biri olarak anılmasını sağlayan en önemli eserlerden birisi. İthaki Yayınevi  Bilimkurgu Klasikleri arasında olan kitabın çevirisini Ekin Odabaş yapmış. C. S. Lewis’in “Böyle bir kitap yıllardır yazılmadı” dediği Çocukluğun Sonu, yirminci yüzyıla damgasını vuran farklı bir uzaylı istilası romanı.

Karakterlerin sürekli değiştiği ama kurgunun aynı şekilde kaldığı kitap üç kısımdan oluşuyor.

Yaklaşık 150 yıllık bir zaman dilimini kurgulayan eserin ‘Dünya ve Hükümdarları’ olarak adlandırılmış birinci kısmında insanlık yüzünü uzaya çevirmiş, güçlü ülkeler birbiriyle yarış halindeyken tanıştığımız ilk iki karakter, şartlar gereği birbirine rakip olmuş iki bilim adamı. Pasifik’ten Reinhold uzaya Kolomb’u fırlatmaya çalışadursun, Rusya’dan Konrad Schneider Baykal Gölü üzerinden göklere çıkmaya hazırlanıyor. Yıldızların arasından dünyaya süzülen devasa gemilerin gölgesini gördüklerindeyse ne yazık ki bu yarışı sonsuza dek kaybetmiş olacakları ilk sayfalarda, insanlığın dünya dışı varlıklarla olağan ‘ilk’ karşılaşmasının heyecanını hissediyoruz.

childhoods-end

Bir zaman sonra insanlar göklerden gelen ‘hükümdar’ların iyi niyetine inansa da gezegenin bağımsızlığını savunan ‘Özgürlük Birliği’ onları işgalci olarak nitelendiriyor. Hükümdar Karellen’in kendini  insanlara göstermemesi de isyancıların ve Karellen’le özel görüşmeleri yapan, Birleşmiş Miletler Genel Sektereti Stormgren’in en büyük rahatsızlığı haline geliyor. Hükümdarlar baskı  ve yobazlıktan uzak olduğu müddetçe hükümet biçimlerine karışmasa da; okurken akıllarda hep aynı şey beliriyor: işgalciler dünyaya barış ve refah getirdi ama ne pahasına?

Öte yandan Dünya mükemmel bir yere dönüşüyor. Yıldızlardan gelen bu üstün ırk her konuda olduğu gibi diğer canlılarla ilgili konularda da oldukça hassas davranıp hayvanlara acı çektiren insanları oldukça ağır bir şekilde cezalandırıyorlar. Örneğin;  matadorlar Plaza De Toros’ta boğayı vurduğunda on bin insanın aynı anda aynı acıyı çekmesini sağlıyorlar ve bu olay tüm boğa güreşlerinin sonu oluyor. Bu duruş bize işgalcilerin ya da diğer adıyla hükümdarların gerçekten iyi niyetli olabileceğini düşündürmeye başlıyor diyebiliriz. Kitabın ikinci kısmına kadar Stormgren’in ve meraklı diğerlerinin Karellen’in neye benzediğini görmek için hazırladığı planları öğreniyoruz. Ne de olsa ırkımızın genlerinde büyük miktarda merak ve sabırsızlık var J

Kitabın ikinci kısmı ‘Altın Çağ’da artık hükümdarların kendilerini insanlığa gösteriyor. Psikolojik alanda ustalıkları sonucunda insanoğlu deriden kanatları, küçük boynuzları, dikenli kuyrukları ile bu ürkütücü ama kudretli ırkla sorunsuzca  tanışırken; hükümdarların tüm insanlar içinde ilk önce çocuklarla iletişim kurması kurgunun ana temasına dokunuyor.  Eski çağlarla kıyaslandığında dünyada yaşanana tam bir ütopya demek doğru olur. Artık cehalet, hastalık, fakirlik, korku yeryüzünden silinmiş, tüm dünya tek vücut olmuş , dünya üstünde İngilizce bilmeyen kalmamıştır. Suç oranları sıfırı bulmuş,  suç işlemek hem gereksiz hem de imkansız hale gelmiş. Öte yandan bilim ve teknolojinin ilerlemesi ve refah düzeyinin artması ile dinler tamamen anlamını yitirmeye başlıyor. Buna en büyük sebep  Karellen’in gemisinde bulunan gelişmiş bir makine sayesinde insanların beş bin yıl öncesine kadar diledikleri tarihleri bir film gibi izleyebilmeleridir. Ancak yazarın diliyle ‘Hiçbir ütopya toplumun tüm bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz.’

cocuklugun-sonu-arthur-c-clarke-kapak

Altın Çağ’da hikayeye Jan Rodricks adında amatör bir piyanist ve astronomiyle yakından ilgili bir fizik mühendisi dahil oluyor. Jan, insanlığın 100 sene önce  kendini yıldızlara taşıyabilecekken aniden uzayın kapısının yüzlerine kapanmasına anlam veremiyor.

Afrika’da bir veteriner olan Rupert Boyce’un evinde verdiği bir partide Jan, hükümdarlardan biri olan Rashaverak , George ve psişik karısı Jean bir araya geliyorlar. Rashaverak, Boyce’un mistik kitaplarla dolu kütüphanesine aşırı ilgi gösterirken, Jan’ın paranormal bir tecrübe sonucu hükümdarların gezegeninin adını öğrenmesi onun hayatını değiştiriyor.

Okyanustaki yaşamla yakından ilgilenen hükümdarlara istedikleri bazı canlılardan örnekler göndermekte olan Profesör Sullivan, Jan’ın yeni siparişle aynı gemide gizlice NGS 549672’ye gitmesine yardım edecek mi? Clarke eserinin bu bölümünde Eintein’in izafiyet teorisine yer vermiş. Işık hızına yaklaştıkça zaman farklı bir şekilde akmaya başlayacak ve 2 aylık yolculuk dünyadaki  40 seneye karşılık gelecek. Peki Jan bunu göze alacak mı? Bu satırlar insanlığın bilinmeyene olan merakının ne kadar büyük, ne denli derin olduğunu gözler önüne seriyor yine…Tam da bu noktadan hareketle bir ütopyanın hızla baş aşağı yuvarlanmasına tanık oluyoruz.

childhoods_end_03

3.kısım olan ‘Son Nesil’  örümcek ağı gibi birbirine bağlanmış olayların yavaş yavaş çözülmeye başladığı zamanları anlatıyor. Ütopya ile distopyanın o ince çizgisinde gidip gelen kurguda insanlığı bekleyen sonun ne olduğunu fazlasıyla merak etmeye başlıyoruz. Hükümdarlara karşı aleni bir tepki olarak inşa edilen Yeni Atina’da sanat ve felsefeyle uğraşan insanların neden ve nasıl kolonileştiğini anlatırken, insan ruhundaki asiliğe de iyi anlamda gönderme yapılmış.  Ada  olması sebebiyle nüfusu sınırlı ve dış dünyadan izole Yeni Atina, çoğumuzun modern hayattan bunaldığında kaçmak istediği bir hayal ülkesi aslında. Çiftin oğulları Jeff’in  bir gün sahilde oynarken başına gelen olayla işler hızlı bir şekilde renk değiştirmeye başlıyor,  belli yaşın altındaki tüm çocukların uğradığı ani dönüşüme anlam vermeye çalışan insanlarsa yine hükümdarlara başvuruyor. İnsanlığın geçirdiği evrimin nedeni ile ilgili Rashaverak’ın şu cümleleri gerçekten çok çarpıcı:

‘Yarattığınız tehdidi tam olarak açıklayamam. Bizim için bir tehlike teşkil etmezdi, o nedenle iyi kavrayamıyoruz. Şöyle diyelim: telepatik bir kansere dönüşebilir, kötü huylu bir zihniyet olarak evrende çözünüp sizden daha üstün zihinleri zehirleyebilirdiniz.

Plüton’un yörüngesinin altı milyar kilometre ötesinde Karellen’in Dünya’yı izlediği ekranın kararması ve Karellen’in sırtını dönmesiyle hikaye son derece hüzünlü ve çarpıcı şekilde sona eriyor. Evrenin kendisi için yaratıldığını ve kendisinin en üstün ırk olduğunu düşünen insanoğlunun aslında ne denli çaresiz ve büyümeyen bir çocuk olduğu gerçeği bir bıçak gibi beynimize saplanıyor yeniden.

Eserin akılda kalıcılığını artıran en önemli şey  Clarke’ın aksiyon yerine daha çok olayın felsefesiyle ilgilenmesi olmuş. İnsanlığın geleceğine dair özgün ve acımasız kehanetiyle Clarke yalnızca bir yazar değil, şövalyelik ünvanına sahip olağanüstü ileri görüşlü bir dahi de aynı zamanda.

Son olarak yazarın günümüz durumunu tam isabetle vuran bir sözüyle bitirelim:  “İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir.”

Çatlayan Telefon Ekranlarına Fantastik Çözümler
Bilim, Tüm Zamanların En İyi Süper Kahramanını Belirledi