Anasayfa » İncelemeler » “Under the Skin” Filmi İncelemesi

“Under the Skin” Filmi İncelemesi

under-the-skin-banner

Jonathan Glazer’dan yılın en sıradışı filmi.

Massive Attack, Nick Cave ve daha pek çok sanatçı için video klip yönetmenliği yaparak medya sektörüne giriş yapan Jonathan Glazer’ın 3. uzun metraj filmi olan Under The Skin, klişeleri alt üst eden bir bilimkurgu filmi.

Bilimkurgu denince akla gelen ilk kavramlardan olan uzaylı kavramı çizgi roman, edebiyat, sinema gibi çeşitli dallarda varlığını sürdürmekte. İşin en garip yanıysa uzaylı figürünün her yapımda farklı olması. Kimi sanatçılar, uzaylıları tamamıyla insan formatında tasarlarken 2 koca siyah gözlü, yapış yapış ve yeşil, ahtapotu andıran dokunaçlara sahip olan birbirinden farklı tasarımlar da bulunmakta. Ancak Jonathan Glazer, uzaylı kavramına bambaşka bir boyut getiriyor ve uzaylıyı şekil alabilen siyah bir ‘’cisim’’ olarak tanıyor. Tabi Glazer’ın Kubrick hayranlığını ve filmin felsefi boyutunu işin içine katarsak ister istemez akıllara 2001: Uzay Yolculuğu’ndaki siyah cisim gelmiyor değil. Felsefi incelemelerde bu siyah cisim pek çok kez ‘’töz’’ olarak isimlendirilmişti.

under-the-skin-sea

Scarlett Johansson’ın hayat verdiği uzaylı karakterin amacına dair hiçbir şey bilmesek de davranışları sayesinde bir şeyler öğrenebiliyoruz. Göze ilk çarpansa olddukça başarılı bir gözlemci olması. Girdiği bir alışveriş merkezindeki kadınların nasıl makyaj yaptığını ve nasıl giyindiğini gözlemleyerek kendisini 21. Yüzyıl kadınına kolaylıkla adapte edebiliyor. Bu durum akıllara Clark Kent’i getirebilir. ‘’Kill Bill 2’’de Bill adlı karakterin de aktardığı gibi Clark Kent, Superman’in zihnindeki insan görüntüsüydü. Kıyaslama yapmak gerekirse Clark Kent, döneminin insanı gibi silik, saf ve sıradan bir kişilik iken Under The Skin’deki uzaylı karakterimiz ise kendi döneminin kadınları gibi dış görünüşe aşırı önem veren ve erkekleri nasıl cezbedeceğini bilen bir insan görüntüsü çiziyor. Belki de bu Glazer’ın 21. Yüzyıl insanına eleştirisidir.

‘’Engin bir gökyüzü girdabında, bizim zekâmız ormandaki hayvanlara kıyasla nasıl, zekâları bizim zekâmızla oranla o seviyede olanlar –sonsuz, dingin ve kayıtsız bir akla sahip olanlar- bu Dünya’ya kıskanç gözlerle bakıp ve bizlere karşı planlarını yavaş ve emin adımlarla uygulamaya başladılar…’’

under-the-skin

Yukarıdaki satırlar Orson Welles’in 1938 yapımı ‘’Marslı İstilası’’ adlı radyo kaydına ait. Stanley Kubrick’in de kendisiyle yapılan 1968 adlı bir röportajda ezberlediğini belirttiği bu replik, Nietzsche felsefesiyle de paralel: ‘’İnsan için maymun neyse; üstinsan için de insan odur.’’ Filmdeki uzaylı karakterimizin kendisini bir dünyalıya dönüştürdükten sonra diyalog kurduğu erkekleri seksapalitesiyle cezbedip adeta elleri kolları bağlı bir şekilde peşinde sürüklerken ve onları bir anda ‘’yutarken’’ sahip olduğu soğuk kanlılık, üstünlükten başka bir şekilde açıklanamaz sanırım.

Sisli İskoçya manzaraları ile noir sinemaya yeni bir boyut getiren Jonathan Glazer, kısa siyah saçlı, kırmızı rujlu ve kürk mantolu karakteriyle de başarılı bir femma fatale tiplemesi yaratıyor. Sahilin ortasında yapayalnız ve çaresizce ağlayan bebeği umursamayan, yol boyunca gördüğü erkeklerin zaaflarından büyük bir zevkle yararlanan uzaylı karakterimizin kendisinden yararlanmayı düşünmeyen bir erkekle karşılaşınca bir anda yumuşaması da onun duygulara sahip olduğunu kanıtlar nitelikte.

21. yüzyıl kadınını ve erkeğini cinsel açıdan yorumlayan ve arada muazzam bir av – avcı ilişkisi kuran Under The Skin izlenmeyi kesinlikle hak ediyor.