İncelemeler

FernGully İncelemesi: Ormanlar Periler ve Zarlar

Animasyon tarihi, hak ettiği değeri vizyona girdiği dönemde alamamış ama arkasından gelen milyar dolarlık prodüksiyonlara adeta bir “dünya inşası ders kitabı” olmuş gizli hazinelerle dolu. 1992 yapımı FernGully: The Last Rainforest, tam olarak bu tanımın karşılığı. Bugün dönüp baktığımızda, James Cameron’ın Avatar’da Pandora’yı kurarken ya da Disney’in Pocahontas’ı kurgularken bu animasyonun not defterinden ne kadar çok sayfa kopardığını görmemek imkansız. Gelin, bu izole yağmur ormanının derinliklerine inelim; fantastik bir evrenin alt metinlerle nasıl ilmek ilmek işlendiğini hem dünya inşası hem de karakter dinamikleri üzerinden inceleyelim.

Wood Wide Web: Büyüyü Biyolojiyle Birleştirmek

FernGully’nin dünya inşasındaki en büyük başarısı, büyüyü havadan sudan bir element olarak değil, ekosistemin bir uzantısı olarak tasarlamış olması. Burası Avustralya’nın balta girmemiş yağmur ormanlarından ilham alan, dış dünyaya tamamen kapalı, kendi kuralları olan mistik bir havza.

  • Organik Siber-Ağ: Filmde perilerin asalarından çıkan ışıklar aslında birer sihirbazlık numarası değil. Tohumun büyümesini hızlandıran, ağaçların kökleriyle konuşan, ormanın kendi kendini iyileştirme mekanizmasını tetikleyen bir tür “yaşam enerjisi”. Bugün botanikçilerin konuştuğu, ağaçların birbirleriyle mantar ağları üzerinden haberleştiği o meşhur ortak bilinci (Wood Wide Web), film bize 92 yılında periler üzerinden anlatıyordu.
  • Tezatlığın Estetiği: Evren tasarımı, görselliğin felsefeyle çarpışmasından besleniyor. Bir tarafta perilerin dünyası var; yuvarlak hatlar, akışkan canlılık, yeşilin ve mavinin her tonu… Diğer tarafta ise insanların getirdiği The Leveler (Düzleştirici) var. Griler, paslı kırmızılar, dumanlar ve ormanı adeta bir canavar gibi yiyen mekanik bir vahşet. İki dünyayı çarpıştırırken seyirciye neyi kaybetmek üzere olduğunu görsel tezatlıkla çok iyi hissettiriyorlar.
  • Yaşayan Mitoloji: Dünyanın bir geçmişi, bir “lore”u var. Zamanında doğanın yıkım ruhu Hexxus’un ormanı kurutmaya çalışması, bilge Magi Lune tarafından bir baobab ağacına hapsedilmesi… Ormandaki ağaçların üzerindeki o büyülü parlamalar aslında geçmişin yaraları. Yani dünya, dünü ve bugünü olan yaşayan bir organizma. Karakterler: Ekosistemin Antikorları ve Virüsleri

Karakterler

Hikayenin karakter kadrosu, sadece olay örgüsünü ilerleten figürler değil; bu devasa ekosistemin farklı felsefi ve biyolojik yönlerini temsil eden birer parça.

Crysta (Merak ve Adaptasyon)

Crysta, konfor alanında kalmayı reddeden, sınırların ötesini merak eden bir kaşif. Ormanın koruyucu lideri Magi Lune’un veliahdı olarak karşımıza çıkıyor. Onun karakter arkı, pasif bir doğa sevgisinden, ormanın sesini gerçekten duyup aktif bir direnişçiye dönüşmesini anlatıyor. İnsan dünyasından gelen Zak’i gördüğünde onu yok etmek yerine anlamaya çalışması, doğanın muazzam adaptasyon ve iyileştirme yeteneğinin bir yansıması.

Hexxus (Kirliliğin ve Endüstri)

Tim Curry’nin tekinsiz, karizmatik ve tüyler ürperten seslendirmesiyle devleşen Hexxus, animasyon tarihinin en metaforik kötü karakterlerinden biri olabilir. Hexxus katı bir form değil; o petrol, egzoz dumanı, katran ve toksik atık. İnsanların makinelerinden çıkan zehirle besleniyor. Meşhur şarkısı “Toxic Love”ı söylerken, endüstriyel kirliliğin sadece yıkıcı değil, insanlığı köleleştiren o baştan çıkarıcı gücünü de simgeliyor. Tam bir ekolojik virüs.

Batty Koda

Robin Williams’ın dahi işi doğaçlamalarıyla hayat bulan bu kaçık yarasa, filmin en trajik karakteri. Kafasındaki elektrotla ortalıkta gezinen, bir laboratuvardan kaçtığı her halinden belli olan Batty, dış dünyanın vahşetini ormanın kalbine taşıyan acı gerçeklik. Yaşadığı travmalar yüzünden aklını kaçırmış gibi görünse de, ormanda insanların ne kadar yıkıcı olabileceğini bilen tek figür o. Onun absürt sahneleri, aslında hayvan deneylerine ve endüstriyel işkenceye çekilmiş sert birer manifesto.

Zak (Cahille Sohbeti Kestim)

Ağaçları kesilmek üzere işaretleyen bir kereste şirketi çalışanı olan Zak, kazara küçülüp perilerin boyutuna indiğinde bizim de ormandaki gözümüz oluyor. Bir ağacın sadece “kereste” olmadığını, kökleriyle tüm dünyaya bağlı canlı bir sistem olduğunu Crysta sayesinde deneyimliyor. İnsanoğlunun cehaletini ve farkındalık kazandığında nasıl yıkıcı bir güçten koruyucu bir dosta dönüşebileceğini temsil ediyor.

Son Söz

FernGully, çocuklara yönelik bir çizgi film gibi paketlenmiş olsa da, arkasındaki dünya inşası ve karakter derinliğiyle tam bir ekolojik fantezi başyapıtı. Doğayı korunması gereken pasif bir yeşillik olarak değil; her bir karakterin, bitkinin ve hayvanın o büyük sisteme hizmet ettiği devasa bir organizma olarak önümüze koyuyor. Fantastik dünyaların sadece büyüyle değil, altı dolu mitolojilerle ve felsefi tezatlıklarla nasıl kurulacağını görmek isteyen her fantastik kurgu severin bu ormana mutlaka uğraması gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu