Fantastik türünde sessiz bir değişim oldu ve bunun sanki farkına varmadık. Özgünlük kaybolurken geriye birbirinin kopyası çok fazla seri kaldı. Fantastik türüne aşina olan ve türe ait çok fazla kitap okumuş biriyim. Bu yazı aslında eski fantastik eserler ile günümüz eserleri arasında ciddi bir karşılaştırma olacak. Açıkçası genel olarak gördüğüm ve üzüldüğüm şeylerden de bahsedeceğim. Bu karşılaştırma tamamen şahsi fikrime dayanmaktadır. Yazıda beğenmediğiniz kısımlar olursa fikirlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
Fantastik Türü İlk Değişim: Elfler
Şimdi belki de direkt olarak kült bir eserden bahsetmek çok saçma olacak. Yine de ilk başlangıç noktamız bence Yüzüklerin Efendisi olmalı. Bu seriyi ilk olarak on iki yaşlarımda filan okumuştum. Okumak için erken bir yaş biliyorum ama resmen aşık olmuştum. Serinin genel dinamikleri ve anlatış tarzı biliyorsunuz ki çok güzel. Hikayeye zaten bir şey diyemiyorum. Fevkalade ve destansı. Asıl kısım ise bence elfler. Silmarillion ve Yüzüklerin Efendisi elfleri resmen şaheser gibiydi. Bu elf tarzını en iyi yakalayan benzer bir model de Gedik Savaşları bence. Gedik Savaşları elflerini de severim. Bu zarif türün savaş yeteneklerine, bilgeliğine ve yaşam tarzına hayranım.

Şimdi düşünüyorum da değerli okurlar elfler nerede? Şu an resmen elf diye bir şey yok. Bu kavrama ne oldu ya. Düşündükçe çıldırıyorum. Bu muhteşem ırkın ortadan kayboluşu öyle çok canımı yakıyor ki anlatmaya kelimelerim yetersiz kalıyor. Gerçi gerçekten sadece birkaç seride göründüler. Yine de fantastik deyince insanların aklına gelen ilk türün şu an olmayışı sizin de canınızı sıkmıyor mu?
Şu an serilerde Fae denen bir ırk var. Bunu çıkaran Sarah J. Mass’ın biraz kulaklarını çınlatacağım. Bu Fae türü bence direkt melez bir tür. Peri desen peri değil, elf desen elf değil. İkisinin ortasında saçma sapan bir şey ya. Tamam bak tabii ki yeni tür yaratmak çok normal. Sonuçta fantastik evrenlerden bahsediyoruz yenilik bir noktada iyidir. Bu yenilik olan Fae ise resmen çığırından çıktı. Her fantastik kitapta mantar gibi türedi resmen. Yazarların beyninde sanki bir örümcek ağı var.
Bu Tür için Bir Facia Romantasy
Bu Romantasy denen şey fantastik türünün kanayan yarası bence. Bakın bir iki kitap neyse ama şu an bütün kitaplar bu şekilde. Belki ben fantastik kitaplarda aşk okumak istemiyorumdur. Belki ben ana konunun bu olmasını istemiyorum. Neden her kitap birbirini tekrar eden bir kopya gibi. Bir kitaba başlıyorum ve bir elli sayfa içinde şu aydınlanmayı yaşıyorum: “Sanki ben bunu okudum?”. Evet çünkü okudum. Sanki her seferinde aynı konu tekrar ediyor.
Güçsüz gibi görünen ama çok güçlü bir kız vardır. Sıska ve çelimsizdir, beceriksiz olduğunu da asla unutmadan. Bu kız bir güç mıknatısına dönüşür bir anda süper kahraman olur. Tabii ki 18 yaşındadır. Şaşırdık mı kesinlikle hayır. Bu kız bir de gider yüzlerce yaşında olan bir düşmanı yener. Sauron’u böyle yenen birinin olduğunu bir hayal edin ve komediyi o an anlarsınız.

Şu Fourth Wing adlı kitaba şans vermek istedim. Sırf Ejderhalar için ve ne mi oldu? Kitapta ejderden çok aşk sahnesi vardı. Düşman karakterlerin amacı yok. Hikaye nereye gidiyor belli değil. Amaçsız düşman mı olur ne için saldırıyorlar bir mantığı olmalı. Fantastik kitaplarda ön planda olan bir aşk her şeyin sapmasına neden oluyor. Buna hiç gerek yok. Hele muhteşem görünüşlü erkek karakter tanımlarına asla gerek yok. Biz bu kitabı evrenin kuruluşu, karakterlerin dinamiği ve hikayenin ilerleyişi için okuyoruz. Amaç aşk kitabı okumak değil.
Türün En Büyük Değişimi: Hikaye Örgüsü ve Yenilikçi Kurgu
Şöyle uzun zamandır gerçekten kurgusu beni şaşırtan bir iki seri veya tekil kitap okumuşumdur. Bu çok can sıkıcı. Kitapların hikayeleri çok benzer olmaya başladı. Arada baştan çıkarıcı ve hayranlık uyandırıcı birkaç hikayeye denk geliyorum. Geri kalanı Romantasy kısmında anlattığım gibi. Fantastik serilere ne oldu anlamıyorum. Yazarlar ruhunu kaybetmiş gibi.
Tabii ki benzerlik yazıda normaldir ancak bir yere kadar normaldir. Hep aynı hikayeleri okuyormuş gibi hissetmek çok sıkıntılı bir durum. Burada kendine özgü yazılar yazan bazı yazarlara övgü yapacağım yani en azından son zamanlarda çıkan seriler özelinde olacak bu övgü. İlki Michael Sullivan için olacak. Destanlar çağı serisi epik ve yüksek fantezi türünü özlediğimiz zaman ortaya çıktı. Hala nasıl oldu bu anlamıyorum ama Sullivan’ı tebrik ediyorum.

İkincisi Jon Skovron’dan Fırtınalar İmparatorluğu ki bu seri muhteşemdir hala okumadıysanız mutlaka okuyun. Kitap korsanlar ve suç dünyası ile iç içe geçiyor. Kitaptaki büyü çeşidi ve hikaye kurgusu oldukça ilginç. Şu yazıda bahsetmiştim hatta bu seriden. Kitaptaki biyo-büyücü diye bahsedilen şey galiba serideki favorimdi.
Üçüncüsü Mum Yolları serisi Scott Reintgen’e ait. Bu kitapta beni içine çeken ilk şey arka kapak yazısı. Tamamen okuma şansım olmasa da biraz göz atma ve konusuna bakma şansım oldu. Oldukça eğlenceli ve ilginç bir kurguya sahip. Farklı kurgular kısmına kesinlikle eklenebilecek bir kitap.
John Gwyne’den Tanrıların Gölgesi serisi. Bu da epik fantastik özlediğimiz bir dönemde çıkagelen bir seri. Seride ejderhalar da var. Kitap aslında İskandinav ve Viking mitolojisinin karışımı. Zaten kitapta geçen adlardan da bunu anlıyorsunuz. Bana ilaç gibi gelmişti. Bu özgün hikayelere bir saygı duruşu yapıyorum ve gerçekten çoğalmalarını istiyorum. Özgün hikayelere resmen özlem duyar olduk.
Fantastik Türü Büyü Tarzının Değişimi ve Özgün Büyülerin Yok Oluşu
Büyü tarzının değişimi hakkında konuşmamız gerektiğini düşündüm. Farklı büyü tarzları resmen yok oldu. Şu gölge büyüsü veya karanlık büyü denen saçma tarz nedenli resmen tek tip büyü okuyoruz. Metal büyüsüne ne oldu mesela. Metal büyüsü ne diyenler için Brandon Sanderson ve Brian McClellan diyeceğim. Onu da geçtim Gandalf’ın büyüsü gibi büyü tarzına ne oldu. Böyle pasif bir büyü. Çok etki etmeyen ama küçük değişiklikler yapan.
Belki bahsetmeme kızacaksınız ama asa ile büyü yapan büyücüler de yok artık. Harry Potter dışında ben göremiyorum en azından bu da bir büyü türünün daha kaybı demektir. Kara büyücü serisindeki büyü tarzı da çok ilginçti mesela. Simya ve büyünün karışımıydı. Merdivenler kenti ise büyü değil de mucize sistemine sahipti. Her tanrının farklı bir mucizesi vardı.

Duman ve Kemiğin Kızı’nda insanların ruhlarını kavanoza koyabiliyordunuz tabii sonrasında dişler ile o kişiye yeni bir beden verebiliyordunuz. Rune Lords serisinde de bir kişinin gücünü kalıcı olarak alabiliyorsunuz tabii o kişi ölürse güç de ortadan kayboluyordu. Zehir Ustası serisinin de büyü sistemi oldukça ilginç. Ruh bükücüler diye anlatılan nadide güç sistemi var. Bu kişi ruhları görebiliyor. Dünyaların perdelerini yırtıp farklı evrenlerde yürüyebiliyor ve daha birçok şey. Bunun dışında da seri içinde oldukça değişik bir büyü sistemi var.
Bu anlattıklarım gibi özgün büyü tarzlarını uzun süredir göremiyorum. Artık genel olarak benzer büyüler var. Sözle büyü yapma olayı bile yok. Genel olarak epik fantastik ve yüksek fantezi kitaplarında yer alan büyü tarzlarını kaybettik. Aslında bu yine hikaye kurgusu ve özgünlüğün değişimi ile alakalı bence. Bu da özgün büyü tarzlarının yok olmasına neden oluyor. Sıkıcı ve tekdüze hikayeler okumaya devam ediyoruz bu nedenle.
Bu yazıda bahsettiğim genel olarak gördüğüm değişiklikler. Tabii daha fazla değişiklik de var ama hepsinden tek yazıda bahsedebileceğimi sanmıyorum. Siz eski kitaplarda neyi özlediniz. Sizin aklınıza gelen önemli bir değişiklik var mı? Düşüncelerinizi bizle yorumlarda paylaşabilirsiniz.





Hepsi IKEA Elf’i oldular sanırım. Çok güzel bir yazı. Yani farklı. Çok içinde olmadığım bir dünya ama geçerken bakmışlığım var. Yazarın eline, aklına sağlık. Nefes alma okuması oldu.