Dizi HaberleriRöportajlar

Türkiye’den Bağımsız Bir Animasyon Cevheri: The Apricot Quest’e Merhaba Deyin!

Yerli fantastik ve bağımsız projelere denk geldiğimizde içimizdeki geek heyecanını bastırmak zordur. Hele ki bu iş, büyük bütçeli stüdyoların arkasına sığınmadan, sadece tutku ve yetenekle yola çıkan genç Türk animasyoncuların elinden çıkıyorsa… İşte tam da bu kafada, radara alınması gereken çok taze bir iş var karşımızda: The Apricot Quest.
Şu an ilk iki bölümüyle yayında olan seri, hem arkasındaki genç ekibin potansiyeliyle hem de vaat ettiği dünyayla kesinlikle bir tebriki ve desteği hak ediyor.

Tanıdık Dünyaların Tatlı Bir Karması Bolca Ruh

Ekip, karakterleri ve dünyayı tasarlarken oyun dünyasının devlerinden ilham aldıklarını gizlemiyor. Hollow Knight’ın kendine has atmosferi, Undertale’ın kalbi, Minecraft’ın keşif hissi ve League of Legends’ın karakter dinamikleri bu evrenin mutfağında yer alıyor.
Ancak serinin içine daldığınızda görsel dil ve anlatım tarzı olarak karşımıza çok daha naif ve büyüleyici bir estetik çıkıyor. The Apricot Quest, bana özellikle Adventure Time’ın absürt ama derin fantezi dünyasını ve Bee and PuppyCat’in o huzurlu, pastel görselliğini andırıyor.
Bu harika projenin arkasındaki vizyonu ve hikayeyi birinci ağızdan duymak adına, projenin yaratıcısı Çağla Öztürk’e mikrofon uzattım:

Öncelikle bana bu şansı verdiğiniz için teşekkür ederim. Cevaplara geçmeden önce söylemek isterim ki kaybettiğim annemi yaşatmak için başladığım bu minik tutku projesinin herkesin desteği ile bu kadar büyüyeceğini asla tahmin edemezdim. Destekleyen, desteklemiş olan ve destekleyecek herkese çok minettarım. Bu tarz yapıtlar ile umarım Türkiye’nin bağımsız animasyon projelerine destek olabilir ve bir çok başka sanatçının da önünü açabiliriz.

1 – İlk kıvılcımınız neydi
Kendimi bildim bileli hayalperest bir insandım ve kafamdaki hikayeleri insanlarla paylaşmak istiyordum, animasyon benim için kendimi yansıtmanın en iyi yoluydu. Çünkü bu hikayeler hem beni eğlendiriyor hem de gerektiğinde bana güvenli bir alan sağlıyordu. Bir gün kendi stüdyomu açmak ve daha bir çok hikaye anlatmak istiyorum. Ancak bu proje diğerlerinden farklı çünkü annemi kaybetmem ile başladı. Onu yaşatabilecek ve yasımı yansıtabileceğim, karakterlerin zorlukları aştıkları bir yolculuğa atıldıkları bir hikaye yapmak istedim. En büyük isteğim, bir gün ben de bu dünyadan ayrıldığımda insanların beni sevgim ile hatırlamasıdır. :)

2 – karakterler sizin için ne ifade ediyor
Karakterlerin hepsiyle ayrı bir bağım var. Hepsi, hikaye ilerledikçe geçmişi ile yüzleşmeli ve bir şeyleri atlatmanın yollarını bulmalıdır.
Bina; nazik, koruyucu ve sessiz tavrı ile zor durumunuzda her zaman arkanızda durabilecek babacan bir kalkan gibidir. İnsanların izlerken Bina’yı güvenilir bulmalarını ve onlara sıcak bir his vermelerini istedim, dev gibi olduğu için de adını Bina koydum.
Yazgı ise sizin en yakın arkadaşınız. Hikayenin anlatıcısı olan Yazgı, her kararınızda (iyi de olsa, kötü de olsa) sizi destekleyecek asabi ve bir o kadar da hassas sihirli bir kuş. Yol gösterici olmasının yanı sıra çok da iyi bir dinleyici. Yazgı’yı ; çocukluğunuzdan kalan, en güzel anılarınızdan bazılarını paylaştığınız eski samimi arkadaşınız gibi düşünebilirsiniz.
Karabaş ise sanırım en çok bağ kurduğum karakter. Onu tasarlarken tasarımına en sevdiğim mavi şişme montumu ekledim. Kendisi küçük, yaramaz ve güvensiz bir kız çocuğu. Karabaş’ın hepimizin alışık olduğu ‘iyi kalpli, kusursuz’ ana karakter tipinden çıkmasını istedim ve onu biraz daha bencil, sır tutan ve benmerkezci bir karakter olarak tasarladım.

3 – ilham aldığınız seyler
Bu seri benim için çok bireysel olduğu için çocukluk oyunlarım Minecraft, Undertale ve League of Legends gibi oyunlardan ilham aldım. Ayrıca Gravity Falls, The Owl House gibi diziler de bana ilham oldular.

4 – ekibiniz kaç kişi.
Sadece tek bir animatör olarak başladığım bu serüvenimde yolda bana katılan arkadaşlarım ile minik ama macera ve eğlence dolu bir ekibimiz oldu. Hepsi gerçekten çok yetenekliler ve emekleri için hepsine teker teker minnettarım :) Prodüksiyon kısmında animasyon ve arkaplanlar olarak iki kişiyiz, müzikleri ise tek kişi yapıyor (outro hariç, o özel bir hediyeydi). Seslendirmen kadrosu Karabaş ve Yazgı dışında her bölümde değişiyor. Ekibimiz kurulurken güvenebileceğim insanlarla çalışmak istedim ve bu doğru kararımın önemini her gün tekrar anlıyorum.

Neden Takip Etmeli ve Destek Olmalıyız?

Bağımsız animasyon yapmak, özellikle bizim coğrafyamızda devasa bir sabır ve emek işi. The Apricot Quest ekibinde ise bu emeğin karşılığını fazlasıyla veren, ardında çok derin ve duygusal bir motivasyon barındıran muazzam bir potansiyel parıldıyor.
Bize düşen en güzel görev ise, bu tarz anlamlı ve “gizli cevherleri” henüz yolun başındayken keşfetmek, seslerini duyurmak ve hak ettikleri desteği onlara sunmak.
İlk iki bölüme göz atmak ve bu duygu dolu maceraya ortak olmak için ekibin kanallarına mutlaka şans verin youtube’dan ulaşabilirsiniz Türkçe dublajı ile mevcut, hemen aratın The Apricot Quest. Buradan tekrardan Çağla Ablaya ve tüm ekip arkadaşlarıma teşekkürlerimi iletiyorum yolunuz açık olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu