10. World on Wire (1973)
Stanley Kubrick ve Phillip K. Dick’i bir araya getirin. Ayrıca ortaya çıkan kişiyi Alman yapın. Karşınızda Alman sinemasının dahilerinden Rainer Werner Fassbinder’i bulacaksınız.
Fassbiner, distopik bilimkurgu ögeleriyle dolu World on Wire filminde Simulacron adlı bir sanal gerçeklikten bahsetmektedir. Gelecekte geçen hikayede bu simülasyon lideri Henry Vollmer ölür. Projeyi devam ettiren öğrencisi ise Simulacron içerisindeki değişiklikleri farkeder.
Paranoyak olaylarla dolu World on Wire, kıymeti bilinmemiş, sinema tarihinin tozlu sayfaları arasında sıkışmış bir film.
9. Face of Another (1966)
Listedeki bir başka Japon filmi gene insan korkularını ve bilimkurguyu bir araya getiriyor. Başarılı bir iş adamı olan Mr. Okuyama’nın, laboratuvarda çıkan bir yangın sonrasında yüzünün büyük kısmı yanarak yok olur. Ünlü cerrahlar ve doktorların yardımıyla, başka birinin yüzü Mr. Okuyama’ya nakledilir.
Tıp teknolojisi yavaş yavaş bu operasyonu gerçeğe taşımaya yaklaşıyor. Ancak 60’lı yıllardan bahsediyoruz. Hikayede karşımıza deli işi olaylar çıkmazsa olmaz. Mr. Okuyama’nın kişiliği yavaş yavaş değişir. Ağır bir parapsikoloji ile karşı karşıyayız. İnsanların gerçek hayatta yüzlerine taktıkları maskeler hakkında gerçekçi bir hikaye silsilesiyle karşı karşıyayız.
8. Fantastic Planet (1973)
Çılgın Fransızlar yeniden karşımızda. Yönetmen René Laloux’un, Stefan Wul’un Oms en série kitabından uyarladığı Fantastic Planet, animasyon tarihinin en saykodelik yapımı olarak karşımıza çıkıyor. Cannes Film Festivali’nde ’73 büyük ödülüne layık görülen Fantastik Planet, uç noktalarda dolaşan bir bilimkurgu harikası.
Bir elinize Guliver’in Seyahatleri kitabını, öbür elinize Maymunlar Gezegeni kitabını alın. İkisini çok hızlı birbirine vurabilirseniz ortaya Fantastik Planet’in çıkacağı kesin. Yapı itibariyle bugünkü yapımlarla karşılaştırıldığında, Hayao Miyazaki’nin eserleriyle karşılaştırabilir, hatta üstadın Fantastic Planet’ten inanılmaz bir şekilde etkilendiğini bile iddia edebiliriz.
7. Silent Runnig (1972)
2001: A Space Odyssey filminde görsel efekt uzmanı olarak çalışan Douglas Trumbull’un harkulede yapımı. Stanley Kubrick’in 1968 yılında vizyona giren filminin ardından Trumbull kendi yapımıyla ilgilenmeye başlamış. Film her açıdan inanılmaz ögelerle dolu. Müzikler, arka fon, ses efektleri, görsel efektler, robotlar, androidler derken karşınızda inanılmaz bir atmosfer buluyorsunuz.
Trumbull bu film ile daha sonrasında bilimkurgu filmlerinin vazgeçilmezi olarak kabul ettirdi. Hikayesi de oldukça ilgi çekicidir. Dünya üzerindeki tüm flora yaşamı yokolmuştur. Geriye bir uzay gemisindeki sera kalmıştır. Bir astronota ise bu son serayı yok etme görevi verilmiştir. Görsel efektleriyle günümüz filmlerinin pabucunu dama atacak Silent Running’i şiddetle tavsiye ederiz.
6. Alphaville (1965)
Alphaville, gözünüzü bozacak bir bilimkurgu macerası. Yönetmen koltuğunda bir Fransız Jean-Luc Godard oturuyor. Siyah-beyaz doku üzerinde bir ajanın uzayın derinliklerindeki macerasıyla karşılaşıyorsunuz. Modern soğuk savaş hikayesi anlatan Alphaville’de, Lemmy Caution isimli dedektif, uzayın derinliklerine ulaşmalıdır. Burada faşist yönetimle herkese zulmeden Alpha 60 isimli bir bilgisayar bulunmaktadır. Caution’ın görevi ise Alpha 60’yi yok etmektir.











Peki Türk sineması bilimkurgu namına ne yapıyor? Konu başka, neyse…
harika liste çok faidelendim. naçizane los cronocrimenes filmini de eklemek isterim.