Anasayfa » Makaleler » Edebiyat Tarihinin En Korkunç 10 Yaratığı

Edebiyat Tarihinin En Korkunç 10 Yaratığı

canavarlar-banner

Yazılı tarihin en eski dönemlerinden beri yıkımımızı amaçlayan pek çok kötü yaratık ve karakterler olmuştur; ancak onların sunduğu fiziksel tehditten ziyade hepimizin içinde var olabilecek kötülükten dolayı onlardan korkarız.

Aslında İngilizce’de yaratık veya canavar anlamına gelen “monster” kelimesi, Latince “doğal olmayan, biyolojik olarak değişim geçirmiş” anlamına gelen “monstrum” kelimesinden gelmektedir. Fakat Romalı bilgin Varro’ya göre monster kelimesi, uyarı anlamındaki moneo kelimesinden türemiştir. Bu yaratıklar belki de bizleri kendi korku ve endişelerimiz konusunda uyarmak için tasarlanmışlardır.

İşte edebiyat tarihinin en korkunç yaratıkları:

Kont Dracula

count-dracula

Eflak prensi Vlad Dracula (Kazıklı Voyvoda) hikâyelerine dayanarak pek çok vampir cinsi kont öyküsü yazılmıştır ancak bunların arasında en meşhur olanı Bram Stoker’ın 1897’de yazdığı Dracula’dır. Doğu Avrupa kültüründeki vampirlerin aksine Stoker’ın Dracula’sı aristokrat bir beyefendiden bahseder. İngiliz bir hukuk görevlisi olan Jonathan Harker’ı cezbederek bir gayri menkul takasında yasal destek sağlayabilmek için cazibesini kullanır. İngiltere’ye geldiğinde Harker’ın nişanlısı Wilhelmina Murrary’i ve arkadaşı Lucy Westenra’yı korkutur, kısa süre sonra da her gece kanını içmek ve onu bir vampire çevirmek için Lucy’nin yatağını ziyaret etmeye başlar. Lucy’nin talipleri Hollandalı doktor Abraham Van Helsing’i arar ve doktor, bu yaşananların vampirizmle ilgili olduğu sonucuna varır. Onu uzak tutabilmek için sarımsak kullanırlar fakat Dracula Lucy’i dışarı çekerek onu öldürür. Van Helsing ve bir grup adam, Lucy’nin yeniden canlanan cesedini öldürür, dinlenmek için ihtiyaç duyduğu pislik kutularını yok eder ve onu Transilvanya’ya geri sürerek gerekli ritüeller olmadan öldürürler. Kont Dracula, bu zamana kadar televizyon ve sinema filmlerinde, dizilerde en çok kullanılmış korku edebiyatı figürlerinden biridir. Dracula’nın hâlâ etkisini sürdürebiliyor olmasının sebebi etrafımızdakileri sorgulamamıza sebep olmasıdır. Transilvanya asilzadelerinden biri vampir olabiliyorsa herkes olamaz mı?

Jabberwocky

jabberwocky

Jabberwocky, Lewis Caroll’ın ailesiyle Whitburn’de kalırken yazdığı bir şiirdir. Tuhaf bir yaratığın yenilgisinden söz eden şiir, ilk olarak ailesi için yazdığı Mischmasch isminde aylık bir yayında Anglo-Sakson Şiiri Kıtası adı altında çıktı. Resmi olarak Alice Harikalar Diyarı’nda ve Alice’nin Buldukları (1871) romanının bir parçası olarak yayınlandı ve bir şiirin nasıl yazılmaması gerektiği üzerine bir ders olarak düşünülmesine rağmen İngilizce dilinin en muhteşem saçma şiirlerinden biri oldu. Büyük zorluklarla pek çok farklı dile çevrildi ve Henry Kuttner’in yazdığı Mimsy Were; Frederic Brown’ın yazdığı Lewis Padgett, Jabberwock Gecesi; James Thurber’in yazdığı ‘Brillig’di De Ne Demek?’ adlı çalışmaları da etkiledi.

Mr. Hyde

dr-jekyll-and-mr-hyde

İlk olarak Robert Louis Stevenson’ın 1886’da yazdığı kısa romanı Dr.Jekyll ve Mr.Hyde’ın Tuhaf Olayı’nda adı geçen Hyde, insan ruhunun karanlık tarafının bir göstergesidir. Kısa romanda kötü işlerle doldurduğu gizli yaşamının sıkıntısını yaşayan Dr.Henry Jekyll’ın tuhaf öyküsü anlatılır. Kendi yarattığı bir iksiri içerek doktor, Edward Hyde’a dönüşür ve sakladığı tarafı ön plana çıkar. Hyde zamanla daha güçlü bir hâl alır ve nihayetinde kontrolü ele geçirir. Gece geçirdiği bu dönüşüm nöbetlerinden birinde Sir Danvers Carew’ü canice öldürür. Scotland Yard’dan Müfettiş Newcomen ve Dr.Lanyon, Bay Utterson, Richard Enfield ve Jekyll’ın uşağı Poole da dâhil olmak üzere Jekyll’ın arkadaşları onu aramaya başlar. Hyde formülü yaratmaya çalışır fakat bunu başaramayınca sonsuza dek Hyde olarak kalacağını anlar. Sonunda zehir içmeden önce bir ifade yazar ve iki kişiliğini de öldürmüş olur. Stevenson insan doğasının ikiliği üzerine odaklanır fakat kısa roman, Victoria dönemi sosyal standartlarına karşılık cinsellik ya da ikinci bir yaşam yaratabilmek için ihtiyaç duyulan homoseksüelliği temsil ediyor olarak da yorumlanır.

Frankenstein’ın Canavarı

frankenstein-ve-doktor

Frankenstein – Modern Prometheus 18 yaşındaki Marry Shelley tarafından 1816 senesinde, kocası Percy Bysshe Shelley ile Lord Byron’ın villasında kalırken yaratıldı. Kaldıkları süre içerisinde konuşma galvanizme ve hayalet öykülerin geldi. Bir gece Shelley romanın konseptini rüyasında gördü. Romanda büyük bir zamanını araştırmaya ayıran ve sonunda bir canavarı canlandırmayı başaran Victor Frankenstein’ın öyküsü anlatılıyor. Canavarın kaçtığını anlayınca Victor yaptığı şeyi bir sır olarak saklamaya çalışıyor. Bu sırada canavar, bir kulübenin bitişiğindeki viranede kalmaya başlıyor ve kulübede yaşayan De Lacey ailesini incelemeye başlıyor. Kulübeden de kaçarak Victor’ın kardeşi William’ı öldürüyor. Victor ve canavarı buzla kaplı bir alanda buluşuyor ve yaratık arkadaşlık için ona bir dişi yaratmasını istiyor. Eğer bunu yapmazsa ailesine bir şeyler yapacağıyla tehdit ediyor. Canavarı yakalamak için yemin ediyor fakat bunu başaramadan ölüyor. Roman iyiyle kötü arasında bir mücadele gibi ve hırsla sosyal sorumluluk arasındaki bağlantıyı tartışıyor. Klonlama ve genetik mühendislik alanlarındaki gelişmelerle ortaya çıkan etik sorunlarla roman bugünle de büyük bir bağlantı oluşturuyor.

Hayaletler

hayalet

Dünyadaki her kültürün hayalet hikâyeleri vardır ve bu formların sahiden var olup olmadığına dair pek çok tartışmalar çıkmıştır. Hayalet hikâyeleri eski Yunan mitolojisine, özellikle de Odysseus’un tavsiye almak için Tiresias’ı ararken Hades’e gittiği Homer’ın Odysseus epiğine kadar dayanır. Bilinen en önemli edebi eserlerde hayaletler kullanılır ve bunların arasında Shakespeare’in Hamlet’i, Macbeth’i, Julius Caesar’ı ve III.Richard’ı, Washington Irving’in Sleepy Hollow Efsanesi, Mark Twain’in Tom Sawyer’ın Maceraları, Oscar Wilde’ın Canterville Hayaleti ve Jonathan Swift’in Gulliver’in Gezileri de vardır. Aynı zamanda büyük usta Edgar Allan Poe’nun eserlerinde de hayalet motifleri bulmak mümkündür. Dünyadan olmayan ruhlara karşı merakımızın bu denli popüler olmasının sebebi, bu formların da önceden insan olması. Her bir hayalet kenidi eşsiz hikayesiyle bir zamanlar insandı. Bizlerin de günün birinde hayalet olabileceğimiz düşüncesi, tüm bu hikâyeleri daha da ilginç yapıyor.