Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Alternatif 10 Fantastik Film

Alternatif 10 Fantastik Film

Günümüzde fantastik sinemayı kasıp kavuran bir DC ve Marvel fırtınası var. Fantastik film dendiğinde akla çoğunlukla onların filmleri gelmeye başladı. Neredeyse her ay 1 tane süper kahraman filmi vizyona giriyor. Özellikle genç kuşaklar için fantastik sinema ve literatür neredeyse tamamen bu iki firmanın tekelinde gelişiyor. Bunun etkisiyle, zevkle izlenebilir “sword and sorcery” filmleri de azalmaya başladı. Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi klasikler de doğaları gereği çok nadir ortaya çıkıyorlar.

Ancak fantastik sinema sadece yukarıda saydığım kategorilerle sınırlı değil. Yani her zaman Tolkien‘in eserlerinden uyarlanan filmler gibi bize tamamen yeni dünyaların kapılarını açmalarına yahut DC ve Marvel filmleri gibi süper güçlere sahip karakterlerin binbir çeşit mücadeleyle dünyamızı hatta evreni kurtarmasına da gerek yok. Bazen ufacık bir olay bazen de yönetmenin tekniği veya hikayenin içindeki hayal gücü, o filmi fantastik eserler arasına sokabiliyor.

Ben de bu fikirle harekete geçerek sevdiğim yapımlardan oluşan ufak bir alternatif fantastik filmler listesi hazırladım. Elbette listeye almadığım çok sayıda film var ancak olabildiğince farklı tarzlardan oluşan kısa bir liste hazırlamaya çalıştım. Her okuyanın içinde hoşuna gidebilecek 1-2 yapım bulabileceğine inandığım bir liste oldu. Umarım sizin de hoşunuza gider bu fantastik filmler.

1- Who Wants to Kill Jessie? (1966)

1966 yapımı bir Çekoslavakya filmi olan bu yapım aslında prodüksiyon olarak çok başarılı olmasa bile konusu ve çekimleri ile eğlenceli bir deneyim sunuyor. Bir bilim kadını, geliştirdiği bir cihaz sayesinde rüyaları görüntülemeyi başarır ancak bu cihazın farkında olmadığı bir özelliği daha vardır. Görüntülenen rüyalardaki şeyler dünyamıza gelmektedir. Cihazı kocasının üstünde kullandığında ise işler çığrından çıkar çünkü adam okuduğu bir çizgi roman hakkında rüya görmektedir ve çizgi romandaki karakterler evlerinden başlayarak tüm Prag’da kargaşaya neden olacaktır.

Film tam anlamıyla bir absürt komedi. Özellikle çizgi romandan çıkan karakterler ve insanların onlara verdikleri tepkiler çok eğlenceli. Ayrıca bu karakterlerin konuşmaları da düşünce balonları içinde gösteriliyor. Dönemin Prag sokaklarını da filmde görebilmek ayrı bir zevk. Ayrıca belirtmem gerekir ki, Jessie karakterini canlandıran Olga Schoberova da 2000’lerde parlayan bir yıldız olsaydı tartışmasız bir şekilde günümüz sinemasının en güzel yıldızlarından biri olurdu.

2- La Jetee (1962)

Bu filmi anlatmadan önce sormam gerekir, film nedir? Kavramsal olarak değil teknik olarak cevap verdiğimizde resimlerin arka arkaya hızlı bir şekilde gösterilmesi olarak cevap verebiliriz sanırım. Çoğu filmde saniyede 24 resim gösterirler bize, gözümüz de bu resimleri sanki hareket halindelermiş gibi algılar. Ancak La Jetee, bu tür filmlerden birisi değil. Chris Marker, teknik açısından en sıra dışı yönetmenlerden birisidir. Filmlerinde akan bir görüntü yaratma ihtiyacı hissetmez aksine bize sabit duran resimler gösterip üstüne konuşarak filmlerini oluşturur.

Benim için, La Jetee de Sans Soleil‘in ardından yönetmenin en iyi filmlerinden birisidir. Sinema tarihinde bıraktığı teknik etkiyi bir yana koyalım konusuyla da çok meşhur bir filme ilham kaynağı olmuştur: Twelve Monkeys. Eğer Twelve Monkeys‘in orijinalini merak ediyorsanız yahut ilginç bir sinema deneyimi yaşamak istiyorsanız, 28 dakikalık bu filmi kaçırmamalısınız.

3- The Cook, The Thief, His Wife & Her Lover (1989)

Peter Greenaway, en sevdiğim yönetmenlerden birisidir. Aslında bir ressam olan Greenaway, filmlerinde sahnelerini bir tablo gibi tasarlamaktadır. İzleyici doğrudan hikayenin içinde yer almak yerine sanki bir tiyatro oyununu yahut resmi izliyormuş gibi hisseder filmlerinde. Yönetmenin en sevdiğim filmlerinden birisi olan The Cook, The Thief, His Wife & Her Lover;  ilginç ortamı, alışılmadık kamera çekimleri, karakterlerin ruh haline göre değişen renkleri ve etkileyici sonu ile harika bir seyir sunuyor.

Aslında dönemin İngilteresine yönelik bir sistem eleştirisi olan film bize ilginç bir distopya sunuyor. Bir suç çetesinin lideri-hırsız da diyebiliriz- (The Thief) olan karakter ki sinema tarihinin en sinir bozucu tiplerinden birisi olabilir, çok şık bir restorant işletmektedir. Eşinin (His Wife) restoranta gelen birisine (Her Lover) aşık olmasıyla tüm işler değişir. Neredeyse her güzel şeyin karşısında yer alan hırsız karakteri de bu çiftin aşkına tahammül edemez ve onlara elinden gelen her türlü kötülüğü yapmaya çalışır. Ancak çiftimiz, bu mücadelede yanlız değildir. Lokantanın aşçısı (The Cook) ve tüm çalışanlar onların yanındadır.

4- Blindness (2008)

Nobel ödüllü yazar Jose Saramago, edebiyatın en büyük isimlerinden birisidir. Kitaplarında modern toplumun sorunlarını ve ülkesi Portekiz’in çalkantılı politik ortamını konu edinen yazarı, diğer edebiyatçılardan ayrı kılan yanı ise sahip olduğu ilginç tarzıdır. Birçok eserinde gerçekleşen doğaüstü bir olay sonucunda yaşananları anlatan yazarın en önemli kitaplarından birisi de ülkemizde Körlük adıyla yayınlanan Blindness‘tır.

2008 yılında film olarak uyarlanan Blindness’ta, insanlar birgün teker teker kör olmaya başlarlar. Bu körlüğün en ilginç yanı ise insanların beyazdan başka hiçbir şey görmemesidir. Başlangıçta bunun ufak bir hastalık olduğu düşünülse bile zamanla tüm ülke bu körlüğün etkisi altına girer ve ülke tam bir kaosa sürüklenir. Filmde Julianne Moore, Mark Ruffalo ve Gael Garcia Bernal gibi ünlü oyuncular yer alıyor.

5- The Fall (2006)

Reklam ve klip yönetmeni olan Tarsem Singh‘in ikinci uzun metraj filmi olan The Fall, sunduğu muhteşem görsellik ve etkileyici hikayesi ile 2000’ler sonrası çekilmiş en iyi filmlerden birisidir benim gözümde. İçlerinde ülkemizden Ayasofya’nın da bulunduğu 20’den fazla ülkedeki mimari ve doğa harikalarında çekimleri yapılan film, Catinca Untaru isimli 10 yaşındaki bir çocuğun da mükemmel oyunculuğunu içeriyor aynı zamanda. Eğer bu filmi izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir.

Filmin konusu ise şöyle: Roy isimli bir dublör, film çekimleri sırasında ciddi bir kaza geçirir ve hastaneye kaldırır. Roy’un oda arkadaşı ise Alexandria isimli ufak bir kızdır. Kızın moralini düzeltmek için ona birbirinden ilginç 5 kahramanın epik hikayesini anlatmaya başlar. Ufak kızın hayal gücü ile birlikte gerçeklik ve hayal arasındaki çizgiler de yavaş bir şekilde belirsizleşir. Ancak zamanla anlaşılır ki Roy’un hikayeyi anlatmasının arkasında başka bir neden daha vardır.

6- The City of Lost Children (1995)

The City of Lost Children, bir Jean-Pierre Jeunet filmi. Yönetmenin herhangi bir filmini bu listeye rahatlıkla ekleyebilirdim aslında. Özellikle Amelie, Dark City ve Delicatessen filmleri yönetmenin önemli eserleri arasında ki Amelie‘yi duymayan yoktur en azından. Bu film de yaratılan distopik ortam ve karakterler ile bu listede kendine önemli bir yer buluyor. Filmde özellikle Ron Perlman‘ın oyunculuğu da ayrı bir dikkat çekici nokta olarak karşımıza çıkıyor.

Bize steampunk bir distopya sunan filmde Krank isimli dahi bir bilim adamı, rüya göremediği için küçük çocukları kaçırıp onların rüyalarını çalmaktadır. Ayrıca bu yöntemle yaşlanmasını da durdurmayı planlamaktadır. Ancak kaybolan kardeşini aramak için şehre gelen One ve ona yardım eden ufak bir kız, Krank’ın planlarına engel olacaktır. Filmin kendine has atmosferi izleyebileceğiniz en ilginç ve korkutucu dünyalardan birisini sunuyor bize.

7- Frequently Asked Questions About Time Travel (2009)

Zaman yolculuğu konusunda yapılmış en iyi ve en eğlenceli filmlerden birisi olan Frequently Asked Questions About Time Travel, güzel bir bilim kurgu filmi çekmek için aslında büyük bütçelere ihtiyaç duyulmadığının en büyük kanıtı. Filmi izlerken hafiften bir Doctor Who havası da alabilirsiniz çünkü İngiliz yapımı filmin senaryosunu yazan Jamie Mathieson, birkaç Doctor Who bölümünün de senaryosunu yazmış bir isim zaten.

Filmde 3 kafadar bir barda oturmuş zaman yolculuğu üstüne muhabbet etmektedir. Bir süre sonra bir kız zaman yolcusu olduğunu söyleyerek içlerinden biriyle konuşur. Tabi başta buna inanmasalar da şans eseri barın tuvaletinden zaman yolculuğu yaptıklarında işler değişecektir. Film sade olduğu kadar komik ve eğlenceli bir 1,5 saat sunuyor izleyenlere.

8- Kosmos (2009)

Reha Erdem‘in Türk sinemasının en özgün ve en başarılı yönetmenlerinden birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Filmlerinde mistik bir atmosfer ve bir zamansızlık yaratmayı seven yönetmenin en fantastik olarak adlandırabileceğim filmi de Kosmos sanırım. Kars’ın karlı doğasının eşliğinde muhteşem bir sinema deneyimi sunan filmde Sermet Yeşil’in etkileyici oyunculuğunu da es geçmemek lazım.

Filmde, Kosmos isimli genç bir adam Kars’ın ufak bir kasabasına gelir. Gelişiyle birlikte gerçekleştirdiği mucizelerle insanların ilgisini kazanırken garip kişiliği, konuşma tarzı ve yeri geldiğinde işlediği suçlarla halkın nefretini de kazanması uzun sürmeyecektir. İyilik ve kötülük kavramlarının sürekli sorgulandığı film, Türk sinemasının en orijinal eserlerinden birisidir aynı zamanda.

9- The Seventh Seal (1957)

Listedeki en büyük isim ise İsveçli ünlü yönetmen Ingmar Bergman‘a ait olan The Seventh Seal. Sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden olan Ingmar Bergman‘ın bu klasik filminde ona kendisinin favori aktörlerinden Gunnar Björnstrand ve Max Von Sydow eşlik ediyor.

Film, yobazlık ve kara vebanın pençesindeki ortaçağ Avrupa’sında geçiyor. Haçlı seferlerinden dönen bir şövalye, karaya ayak bastığında ona ölüm zamanının geldiğini söyleyen Azrail ile karşılaşır. Ancak ölmeye pek hevesi olmayan şövalye Azrail’i bir günlerce sürecek bir satranç maçına davet eder. Maç boyunca tanrı, yaşam ve ölüm gibi kavramlar da ikilinin konuşmalarıyla sorgulanacaktır.

10- Funny Games (1997)

Avrupa sinemasının önemli ismi Michael Haneke imzasını taşıyan Funny Games’i bu fantastik film listesine eklerken çok düşündüm çünkü rahatlıkla bir gerilim filmi olarak adlandırabileceğimiz yapımda sadece bir sahnede doğaüstü bir olay gerçekleşiyor ve filmin geri kalanında fantastik yahut bilim kurgu olarak nitelendirebileceğimiz bir olay gerçekleşmiyor. Ancak bu sahne (uzaktan kumanda sahnesi) belki de sinema tarihinin en etkileyici sahnelerinden birisi olduğu için listeye ekleme kararı aldım.

Filmde bir çift, küçük oğulları ile birlikte göl kenarındaki evlerine tatile gelmiştir. Komşularında misafir olarak kaldıklarını söyleyen iki genç adam onlardan bir konuda yardım ister. Ancak kısa sürede anlaşılır ki bu iki adamın niyeti hiç de hoş değildir. Aileyi rehin alan bu gençler, kendi eğlenceleri için onlarla ufak sadistik oyunlar oynamaya başlarlar. Film yüksek oranda psikolojik şiddet içermekte olup, bahsettiğim sahne ile de tüm seyircilerin hevesini kursağında bırakmaktadır. 2007’de tekrardan çekilen filmin 1997 yapımı olan ilk versiyonunu izlemenizi tavsiye ederim.

Mini Dizi Bonusu: The Mahabharata(1989)

Listenin sonuna 3 bölümden oluşan bir mini dizi eklemek istedim. Aslında Peter Brook‘un aynı isimli tiyatro oyunundan uyarlanan dizi, Hint destanı Mahabharata‘yı anlatmaktadır. İki büyük ailenin mücadelesi üstünden yaratılış, tanrılar ve hayat üstüne bir yol gösterici niteliğindedir bu destan. Hint mitolojisi ve kültürü ile ilgilenen herkesin izlemesi gereken epik bir yapım olduğunu da belirtmem gerekir.

Dizide ayrıca hiç beklemediğim bir anda Tuncel Kurtiz‘i görmem de büyük bir sürpriz oldu. Tabi sonradan öğrendiğim kadarıyla Tuncel Kurtiz, zaten destanın tiyatro versiyonunda da yer almaktaymış.

British Fantasy Award 2017 Kazananları Belli Oldu
Bilimkurgu Türündeki Anime Your Name, Live-Action Film Oluyor!