Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Tanrılar Tarafından Kandırıldık! – American Gods İncelemesi

Tanrılar Tarafından Kandırıldık! – American Gods İncelemesi

Neil Gaiman’ın çok ama çok beğenilen romanından uyarlanan American Gods dizisi 8 bölümlük macerasından sonra sezon finali yaptı. Peki beğendik mi?

Çok bekledik, çok güzel olacağını umduk ama nedense ben iki arada bir derede kalmış gibiyim. Starz etiketiyle bizlerle buluşan American Gods, iyisiyle kötüsüyle sezon finaline kavuştu. Şöyle hafif sürpriz kaçıran içeren bir inceleme yazmak da bizim görevimiz sayılır.

Baştan sona her bölümü yavaş yavaş irdelemek yerine, yazı içerisinde diziyi bir gömüp bir yücelteceğim. Şimdiden haberiniz olsun.

Romandan Televizyona…

Neil Gaiman’ın bu enfes romanını okuyalı bayağı vakit oldu. Bu incelemede kitap vs. dizi karşılaştırmasına çok girmek istemiyorum açıkçası çünkü Gaiman, kitapta anlatamadıklarını dizide anlatmak istediğini çok öncesinde söylemişti. Arka planda kalan karakterlere ve hikayelere odaklanacağımızı düşünüyordum ama o da nesi! Neredeyse dört bölüm boyunca, kitapta çok hoşuma gitmesine rağmen dizide nefret ettiğim, Laura Moon’a odaklandık gitti.

Yahu bu dizi eski ve yeni tanrıların çarpışması üzerine olmayacak mıydı? Ne diye saplantılı eski sevgili tadında ölmüş bir eşi sürekli gözümüze gözümüze soktunuz. Onun da bir adabının olması gerekmiyor muydu? Süreç boyunca Laura’yı sevmem gerektiğini düşünmeme rağmen özellikle nefret edilesi bir karakter olarak tanıtmaları çok sinir bozucuydu. Diziyi bırakmama ramak kalmıştı.

Neyse ki eski ve yeni tanrıları canlandıran oyuncuların performansları imdadıma yetişti. Dizinin casting ajansı kimse çok başarılı bir iş çıkarmış. Her bir karakterin üzerine cuk efekti ile oturan oyuncuları seçmişler. Czernebog, Mr. World, Mad Sweeney, Mr. Wednesday ekranda boy gösterirken “Daha iyisini seçmeleri mümkün değildi!” diye sesli bir şekilde kendi kendime konuştum.

Senaryonun Başarısı

Senaryo ilk üç bölüm içerisinde izleyicisini kendisine kaptırdı. Bunu çevremdeki insanlardan da duydum. Çekimler, renk paletleri, kostümler derken kendimi dizinin müthiş ahengine kaptırsam da Laura’nın bozuk notaları, kulağımı tırmalamaya devam etti. Her çıktığı sahnede bir üff çekmekten kendimi alamadım.

Dizinin tek kötü yanı Laura değil tabii ki. Hikayeleri üst üste bindirmelerinden dolayı, geçen her bölümle birlikte senaryo yetersiz kalmaya başlıyor. Anlaşılan o ki American Gods, 3-4 sezonluk bir macera olacak ve her sezonda akılda kalıcı 1-2 bölüm olacak. Sonuçta Starz kanalı elindeki altın yumurtlayan tavuğu kesmek için hızlı hareket etmeyecektir. Konsept itibariyle iddialı sahneler çekmekten korkmamışlar ama bunlar akılda kalıcı olma niteliklerini, bölümün genel zayıflığı içerisinde yitiriyorlar. Mesela taksici cin ve parasız kalmış arap kardeşimiz gibi…

Yine de ara hikayelerin ilgi çekiciliği ve karakter seçimlerinden çok memnunum. Daha öncesinde kitapta yer verilmeyen karakterlere geniş yer ayrılması çok hoş. Ayrıca dil ve görsellik kullanımı pek uçarı. Dinler tarihinin dibini kazıyan konuşmalar, insanın koskaca tanrıların gözünde ufak birer oyuncak olması gibi felsefi konular az ama öz diyaloglar ile izleyicinin suratına tokat gibi iniyor. Özellikle final bölümünde işlenen İsa Mesih diyalogları, teoloji ile ilgilenenleri çok tatmin edecektir.

Sonuç

Birinci sezonu itibariyle ilk birkaç bölüm ve sezon finali oldukça başarılıydı. Araları doldurmak için anlatılan hikayeler, Gaiman mitolojisine ilgi duymayanları kaçırmaya yetmiştir diye düşünüyorum. İşin başında çok sevdiğim Gaiman var ama o da sanırım, kanalın isteklerine boyun eğmek zorunda kalmış.

Peki American Gods, izlenir mi? Tabii ki izlenir ama şunu da kafanızın bir köşesine not olarak düşmeniz gerekmekte, sıkılıp boğulacağınız çok an olacağı gibi başka bir TV dizisinde karşılaşamayacağınız diyaloglara ve görselliğe boğulacaksınız. Bu iş biraz iki ucu boklu değneğe benziyor.

Kim Bu Amerikan Tanrıları?

Carrie Fisher'ın Ölüm Sebebi Uyuşturucuya Bağlı Olabilir
Transformers 5: Son Şövalye Ön Gösterimine Davetlisiniz!