Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Ölüm Şehri, Atkı ve Zaman Makinesi – Doctor Who: Ölüm Şehri İncelemesi

Ölüm Şehri, Atkı ve Zaman Makinesi – Doctor Who: Ölüm Şehri İncelemesi

James Goss, Doctor Who’nun tie-in eserlerini yazmayı pek seviyor. Sadece Doctor’un değil Being Human, Class ve Torchwood gibi dizilere de el atmış aslında ama Doctor Who ve Torchwood ile ayrı bir bağı olduğu kesin. Zira dizilerin resmi web sitelerinin yapımcılığı da James Goss’un ellerinden öpüyor.

Söz konusu Ölüm Şehri olunca sadece James Goss’tan bahsedemiyoruz. David Fisher tarafından yazılan bir öyküyken, Douglas Adams tarafından senaryolaştırılıyor. Sonrasında 4 bölüm halinde yayınlanıyor. Ortaya Doctor Who’nun en çok izlenen, en çok saygı duyulan ve en çok kitaplaştırılan hikayelerinden biri ortaya çıkmış oluyor.

Bir noktada kitabı anlatmaya başlayacağım çünkü dördüncü doktor ve atkısının hikayesini okumuş olmak ve bunun okunması için ufak bir yaygara kopartmak kesinlikle çok zevkli. Yine de önce Ölüm Şehrinin hikayeleşme sürecine biraz daha değinmek istiyorum.

David Fisher, zaman yolculuğu deneylerini finanse etmek amacıyla kumarhanede dolandırıcılık yapan Kont ve karısını anlatan bir öykü yazıyor. Bu hikaye 1920-1970 arasında bir yerlerde geçiyor ve çok az kısmında Paris bulunuyor. Bu noktada Ölüm Şehri’nin Paris olduğunu söylemem gerek. Gerçi hikaye boyunca Paris’e bir kez bile Ölüm Şehri denmiyor. Hatta kitapta “ölüm” ve “şehir” kelimeleri bile bir arada kullanılmıyor. Gerçi birkaç kez şehri yok etmekten bahsedilmişti sanırım.

Hikaye Douglas Adams’a Kalıyor

1970lere gelindiğinde Fisher’ın öyküsünün daha fazla stüdyo dışında ve daha fazla Paris’te geçirebilme olasılığı doğuyor. Bu da öykünün revize edilmesini gerektiriyor ancak Fisher’ın tam da bu sırada boşanmakla çok meşgul olacağı tutuyor. İş Doctor Who’nun senaryo editörüne yani Douglas Adams’a kalıyor ve o da daktilosunun başına oturuveriyor. İşin sonunda Doctor Who tarihinin en çok izlenen hikayesi ortaya çıkmış oluyor.

Bu noktayı cahilliğime verin 50. Yıl Özel Bölümü varken bir bölüme “en çok izlenen bölüm” tabirini kullanmak biraz zoruma gidiyor. Kabul edin o günün enerjisini hala siz de hissediyorsunuz ama dört bölüm boyunca çok sayıda insanı ekrana kilitleyen ve tekrarlarıyla birlikte neredeyse tüm yıl başka programların yayınlanmasına engel olan bir hikayeden bahsediyoruz. Sanıyorum hakkını vermemiz gerek. Yine de okuduğumuz kitap tamamen yayınlanan bu bölümle aynı değil.

James Goss bu düzenlemede Douglas Adams’ın prova metinlerini kullanmış. Yayınlanan bölümde ise tabi ki pek çok kesilen sahne ve oyuncuların cümleleri üzerindeki eklemeleri vardı. Kitapta ise buram buram Douglas Adams var. Ah ne mutlu bize; bir kontesi patates çuvalı gibi yere düşürmek başka kimin aklına gelirdi ki? Hem de hikaye boyu çok çekici bir kadının sigarasını tüttürmesi gözümüzün önüne gelmişken.

Ölüm Şehri, Atkı ve Yaklaşık Bir Milyon Yıl Boyunca Planlanan Zaman Makinesi

Dördüncü doktor ve atkısı ile ilgili bir şeyler okumak ve izlemek her zaman çok eğlenceli değil midir? Her atkı dendiğinde hikayeyi bir köşeye bırakıp atkıyı gözünüzde canlandırırsınız. Kitapta 17 kez atkı kelimesi geçiyor. Sanırım ben daha fazla olmasını bekledim. Çok daha fazla sayıda Mona Lisa deniyor. Ah nasıl da haksızlık. Kitabın asıl kahramanının bu kaşsız kadın portresi olması fikrimi değiştirmeyecek, hayır!

Ölüm Şehri bize, 400 milyon yıl önce türdeşlerini ve uzay gemisini kaybeden, Jagarothlar’ın sonuncusu, Scaroth’un Mona Lisa’yı çalma hikayesini anlatıyor. Bu plan Scaroth’un 1 milyon yılını alıyor. Aslında tam olarak kaç yılını aldığı söylenmemiş olabilir. Şöyle betimlemek daha doğru olacak sanırım. Scaroth’un aklına bir şeyler yapmak geldiğinde, insanoğlu ateşi yeni keşfediyordu.

Spoiler: Belki Scaroth bu sırada bize gereğinden fazla yardımcı olmuştur. Mona Lisa’yı çalma planı oldukça uzun zaman alıyor ve tam planın son günlerinde TARDIS, Doctor Who ve Romana’yı Paris’e getiriveriyor. Romana bir kadeh şarapla mutlu olmaya hazırken Doctor, Romana’yı Dünyalılar’ın resim sanatıyla etkileme kararı veriyor ve macera başlıyor.

Mona Lisa’yı Çalmak Her Yiğidin Harcı Değil

Mona Lisa’yı, Louvre’dan çalma düşüncesi pek de yeni ve alışılmadık değil aslında. 1911 yılında Vincenzo Perugia onu tarihin en büyük sanat hırsızı yapacak eylemi gerçekleştirmiş ve Mona Lisa’yı çalmıştı. Para da önemlidir tabi ki ama onun asıl motivasyon kaynağı ressamı İtalyan olan bir eserin yerinin İtalya olması hususundaki inancıydı. Tabloyu alacak bir İtalya galerisi bulamadı tabii ki. Yine de bu hikayeye bir şekilde Picasso’nun da karışması bence konuyu neredeyse kitap kadar eğlenceli hale getiriyor. Belki Scaroth’un bu işte de parmağı vardır?

Çalınma sonrasında Louvre ve Mona Lisa inanılmaz bir şöhrete kavuştular. Bu sırada Louvre’dan çalınan heykelcikleri elinde bulunduran Picasso ise olaydan en saçma şekilde etkilenen insandı sanırım. Yine de kriket oynarken eli zarar gören Shakespeare hikayesini de bir dinlemenizi isterim. Doctor’un bu anısı kitabın sonlarına doğru gözlerinizden kriket topları fırlatacak. Lütfen, tabloya gelmemesine dikkat edin.

Kitapta kişilere yetişmek ve onları tanımaya başlamak biraz zaman alıyor açıkçası. Hatta birkaç kez kitabın başına dönüp tekrar okumak bile gerekebiliyor ama buna o kadar da takılmayın. Scaroth 400 milyon yıldır bu Dünya’da, hikayesini anlamak için biraz çaba göstermemizi bekliyor. Kont Carlos Scarlioni ne kadar yakışıklı olsa da inanın, Dünya’daki ilk zamanları hiç de kolay olmamış. Buraya bir dipnot eklemek istiyorum. Doctor Who bölümlerinde Kont Scarlioni’yi Julian Glover oynamış. Evet, The Empire Strikes Back’in General Veers’i, Indiana Jones’un son macerasının Walter Donovan’ı, Harry Potter’da aklımızı alan Aragog’un sesi ve Game Of Thrones’un Pycelle’i… Çıtır zamanlarındayken zaman yolcusu bir uzaylıymış. Sonra izleyenlerin karşısına Scaroth’un gerçek yüzünü çıkarıvermişler.

Kitap boyunca lise kıyafetleriyle Paris’in her yerinde koşuşturan Romana o kadar çok detayı hesaplıyor, ölçüyor biçiyor ki tüm çocukluğu yer döşemelerinin köşelerine basmama hesapları yapanların yüreğine sular serpiyor. Gerçi Doctor telaşlandıkça takıldığı detaylar kimi zaman aklımızı yitirmemize sebep olsa da buna takılmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Hey, o bir zaman leydisi ve içi göründüğünden çooook daha büyük olan bir kulübede seyahat ediyor ve Mona Lisa çalınmak üzereyken, neden sürekli bir şeylerin çapını hesapladığına takılmanın zamanı değil.

Buraya kadar sıkılmadan gelenler; oradan oraya atladın ve hala bize kitabın olayı tam olarak neydi anlatmadın diyor olabilirsiniz. Size hak veriyorum. Kitabın olayı aslında tam olarak buydu. Tom Baker gülümsemesi, dördüncü Doctor’un mükemmel atkısı (Artık örgü örmeyi öğrenmem gerek), lise kıyafetiyle oldukça güzel görünen Romana (evet Lalla Ward), uzaylı bir zaman yolcusu (Scaroth, Kont Scarlioni, Julian Glover ne derseniz işte), bulduğu ilk fırsatta bir şeyleri kıran ya da yumruk atan İngiliz bir Fransa polisi olan Duggan ve karizmatik uşak Hermann (tabi ki aynı zamanda katil) ve güzel kontesin Mona Lisalı hikayesiydi.

Şimdi önce dizinin bölümlerini mi izlersiniz kitabı mı okursunuz o kısım size kalıyor. Kitabı okuduktan sonra bana Profesör Kerensky’den neden bahsetmedin diye sormak isteyebilirsiniz. Boş versenize, bilim insanlarını kim hatırlar ki?

2017 Oscar Ödülleri İçin Adaylar Açıklandı
Nintendo'nun Yeni Mobil Oyunu Fire Emblem Heroes, İlk Önce Android'e Gelecek