Anasayfa » İncelemeler » Gotik Edebiyatın Üstadı: Edgar Allan Poe

Gotik Edebiyatın Üstadı: Edgar Allan Poe

edgar-allan-poe-banner

Edgar Allan Poe’yu seven, sevmek isteyen ya da bilmeyip de biliyormuş gibi davrananlara hitaben yazılan bu yazı bir kısım edebi kaygılar yüklenmiş, ufak bir bakış açısıdır. Demedi demeyin !

Sağdan soldan bulabileceğiniz kaynaklar Edgar Allan Poe’nun 9 Ocak 1809 tarihinde Amerika’nın Massachusetts eyaletine bağlı Boston kentinde doğduğunu söylemektedir. Bir abisi ve sonradan olacak ufak kardeşi ile Poe ailesinin “3 Çocuk” kavramını oluşturmaktaydılar. Annesi -tam adıyla- Elizabeth Arnold Hopkins Poe, bir İngilizdi ve tiyatro yeteneği ile bir çoklarının kalbine taht kurmuş bir kadındı. Ancak o tahtın en büyük sahibi gene bir oyuncu olan David Poe olmuştur.

edgar-allan-poe-portraitAnne ve babasının tiyatro ve sanat ile bu kadar içli dışlı olması tabii ki ufak Edgar’ı etkileyecekti. İsmi bile anne ve babasının da diyaloglarını kurup saatlerce ezberini çalıştığı William Shakespeare’in ünlü Kral Lear’dan alıntıydı. Ancak anne baba sevgisini tam olarak kazanamadan ekmeğe mama dediği yıllarda önce babası evi terk etti -ki David Poe’nun babası Amerikan iç savaşında mücadele edip hayatını vermiş bir askerdi- sonra annesini kaybetti.

Edgar Poe için ilk darbeler emekleme zamanında gelmesi, daha konuşamamasının verdiği eksiklik nedeniyle yazıya dökülememişti. Bunun için etkisi olacak insanın hayatına girmesi çok fazla sürmedi tabii. Aile dostu olduğu söylenilen bir tüccar olan John Allan, Edgar’ı yanına aldı ancak hiç bir zaman evlatlık olarak ya da öz oğlu gibi görmedi.

Sorumluluk sahibi olduğunu düşünen John Allan, soyadını böylece yetim çocuğa vermiş olup zincirleme isim tamlamasını çağrıştıran Edgar Allan Poe’yu ortaya koymuş oldu. Edgar, koruyucu ailesiyle birlikte İngiltere ve İskoçya’da uzun süre geçirdi. Eğitiminin büyük bir bölümünü burada aldıktan sonra Virginia’daki üniversiteye “aslında yatay geçiş yapabilirim düşüncesi” ile adım attı.

O dönemde koruyucu babalığını yapan John Allan’a büyük miktarda bir miras kalması elbette öğrenmeye hevesli Edgar Allan Poe’ya da etki yaptı. Kaynaklarda belirtildiği üzere Poe’nun hayatına, bilinen ilk kadın Sarah Elmira Royster girdi. Nişanlandılar. Ancak yüklü miktarda paranın cebini rahatsız etmesinden hoşlanan Edgar, üniversite yıllarında kumarla tanıştı. Alkolün ona verdiği güce dayanarak at yarışlarına para yatırmaya başladı. Çeşitli rivayetlere göre lüks harcamalardan asla kaçınmadı.

Tabii bu süreç okuluna etki etti ve 1 seneyi dolduramadan bırakmak durumunda kaldı. Her üniversite genci gibi arayışını tamamlayamayan Poe, belki de ilk aşkı olan Royster’a geri dönmeyi planlarken onun 1827 yılında evlendiğini öğrendi. Daha fazla borca ve beynini alkol ile doldurmaya dayanamayacak bünyesini Amerikan Ordusuna sattı. Ayda kazandığı 5 dolar onun yamuk kafasını biraz olsun rahatlatıyordu.

İşte askerlik yaptığı bu dönemde 40 sayfalık ilk çalışmasını yani “Tamerlane and Other Poems” çalışmasını ortaya koydu. Sadece 50 baskı yapan yazısı, o dönemde hiç ilgi çekmedi. Belki ilk çalışması olduğundan ötürü ya da borçlu olduğu insanlardan korktuğu için adını gizledi ve “Bir Bostonlu tarafından” ibaresi eklendi.

edgar-allan-poe_el-yazisiAskerden dönüşünün ardından koruyucu babasının ölüm haberini alan Edgar Allan Poe, ayağının çamuruyla 13 yaşındaki kuzeni Virginia Eliza Clemm ile evlenir. Pedofilinin dibine vuran Edgar’ın hayatına giren Eliza, aslında Amerikan Edebiyatı’nın yapı taşlarını oluşturacak birinin ilham kaynağı olma yolunda ilerleyecekti.

Kuzeniyle evlendiği 1829 yılından itibaren çeşitli yerlerde erken çalışmalarını ve şiirlerini yayımlatmaya çalıştı. Mezarlıklarda dolaşıp, morglarda insan cesetlerine bakarak ilham arayan Poe, attığını vuramıyordu ama ortaya çıkardığı eserler ile gelecekte çok ses çıkaracağa benziyordu.

Baltimore Saturday Visiter adlı gazetenin açtığı yarışmada “MS. Found in a Bottle” çalışması ile 1833 yılında ödül kazandı. Bu onun için bir çok kapıyı açtı. Amerika’nın bir çok kentine gidip çalışmalarını sergilemeye hatta yüksek alkollü olduğu zamanlarda yüksek sesle şiirlerini okumaya başladı.

Yanlış anlaşılmalara ve deli yaftalarına rağmen asla yılmayan Poe, gotik edebiyata büyük katkılarda bulundu. Ondan sonra gelecek bir çok yazara etki etti. Hatta Cthulhu mitoslarının yaratıcısı Howard Phillips Lovecraft‘ın korku yazımını etkilediği düşünülmekte.

Horace Walpole, Otranto Şatosu ile gotik edebiyatın ilk adımını atmıştı. Ancak kurgu itibari ile “beyim bilir” kafasında yaşayan kadınlar ve hiçbir şeyden memnun olmayan erkekler bu yazımı eksik bırakmaktaydı. Poe’nun beyin mekaniğindeki eksikliklerden ya da fazlalıklardan ötürü, orasını bilemiyoruz, bunu en üst tepeye çıkarıp günümüz insanın suratına kocaman bir şamar attı.

edgar-allan-poe-ravenDöneminde kıymetinin bilinmemesi elbette çok acı. Ancak ilk defa dedektiflik kurgusu üzerinde düşünen yazarlardan biri olmuştur. Bugün dedektiflik hikayelerini sadece “yakalanması gereken adamı yakalamalıyız” çerçevesinden çıkaramayan yazarların parayı bulduğu bir edebi anlayış içerisinde, Edgar Allan Poe ilk defa dedektif serilerini mükemmel bir şekilde ortaya koymuştur. Ayrıca bunu korku ögeleri ve öldürülen kurban üzerinden yapılan efektif yazımı ile desteklemesi, yazılarının sanki kanla yazıldığını düşündürmekteydi. Ancak Poe, istediği üne ve beklediği saygıya asla yaşadığı dönemde ulaşamadı. Hatta öldüğünde yazım dünyasındaki baş düşmanlarından biri olan Rufus Wilmot Griswold, öldüğünde onu yerin dibine sokup karalama kampanyaları başlatmış, hatta bir adım ileri giderek Edgar Allan Poe’nun aslında hiç varolmadığını bile söylemiştir. Gariptir ki Poe’nun hayatı hakkında bir çok bilgiyi Griswold’un onun için yazdığı biyografisinde buluyoruz.

Raven şiiri ile tekrar dikkatleri üzerine çeken Poe, çok kısa süre geçmeden hayatının en büyük darbesini yiyecek ve gerçek anlamda keçileri kaçıracaktır. 1847 yılında daha doğum gününü yeni kutlamasının üzerinden çok geçmediği 30 Ocak günü biricik karısı Virginia’yı tüberküloz -yani verem- yüzünden kaybetti.

Virginia’nın gözlerinin önünde ve hatta ötesinde kollarında ölmesi, bu dışı sıyırmış ama içi neşeli olan adamın sonu olacaktır. Ona yazdığı düşünülen Annabel Lee şiiri ancak Edgar Allan Poe’nun ölümünden sonraya ortaya çıkmış, aslında ne kadar büyük bir aşka tutulduğunun resmi kanıtı olmuştur.

2 sene boyunca bir çok başka kadına sulanan ancak kafasını düşünceden çok viski ile dolduran Poe, son zamanlarını New York, Bronx’ta geçirdi. Yazarlar ondan en son büyük yaptını beklerken o bir anda kayıplara karıştı. Bulunduğu zaman ise yardıma muhtaç haldeydi ve ölmek üzereydi. 40 yaşındaki Poe, uzun uğraşlar verilmesine rağmen Ocak ayının lanetinden olsa gerek, 7 Ocak 1849 yılında bilinmeyen bir sebepten ötürü öldü.

edgar-allan-poe-mezarBulunduğunda konuşamayacak haldeydi. Saçma hareketler yapıyor ve sürekli anlaşılmayan şeyler sayıklıyordu. Öldüğü zamana kadar konuşamayan Poe’nun başına gelenler büyük bir muammadır. Bu konu hakkında ortaya bir çok düşünce atılsa da, şehir efsaneleri de elbet gırla mevcuttur.

Bulunduğunda üzerinde olan kıyafetlerin ona ait olmaması kafaları karıştıran en büyük sorudur. Ayrıca sürekli alkol alması, belki aşırı alkol yüzünden zehirlendiğinin bir kanıtı olabilir. Ancak sürekli sayıklaması ve anlamsız davranması birileri ya da “bir şey” tarafından öldürüldüğü yolunda spekülasyonlara yol açmaktadır.

Bir Van Gogh edasında, döneminde asla anlaşılmayan adamlar arasında listenin üst sıralarını zorlayan bu yamuk kafalı adamın büyük bir kalbi vardı. Sürekli düşünen kafası ve olaylara yaklaşım biçimi edebi diline yansıtmış, Amerikan Edebiyatının aslında hiç boş olmadığını kanıtlamıştır. Zaman zaman bilimkurguyla zaman zaman içine gizlediği ufak bir aşk hikayesiyle Edgar Allan Poe, insan doğasının en karanlık taraflarını ortaya çıkarmış başarılı bir yazardı.

Tüm çalışmaları, şiirlerden ya da kısa öykülerden oluşmaktaydı. Bunun başlıca sebebi, yazılarını genellikle gazetelerde yayımlatmaya çalışması ve romanlarının rağbet görmeyeceğini düşünmesiydi. Bilinen tek romanı tamamlanamamış “The Narrative of Arthur Gordon Pym”dir. “Tekeli-li Tekeli-li” şeklinde bir yazım şekli size tanıdık geliyorsa, Lovecraft’ın yukarıda bahsettiğimiz üzere bu romanı okuduğunun ve etkilendiğinin kanıtıdır. Romandaki bir çok kurgu, karakter ve olayı Lovecraft’ın “The Mountains of Madness” (Deliliğin Dağlarında) eserinde görebilirsiniz.

Sons of Temperance adı verilen bir “Alkolikler Cemiyetine” katılan ve tedavi görmeye çalışan Poe, üzerinde 26 farklı ölüm teorisi geliştirilmiş olsa da, kalbi evinde kara kedi besleyecek kadar büyüktü. Dönemin insanları tarafından batıl inançların en kötüleri arasında kabul edilen “Kara Kedi”, Poe’nun aynı isimli bir kısa hikayesine de ön ayak olmuştur.

John Cusack’ın baş rolünde oynadığı “The Raven” filmi ülkemizde kısa bir süre önce gişe yapmaya başladı. Edgar Allan Poe hikayesinden çok onun hayatı üzerine kurulmuş bir dedektiflik macerası ortaya konulmuş. Cusack’ın, kendimce, Poe’yu en güzel biçimiyle yansıttığı yapım, onun yazılarından, şiirlerinden alıntı yapılmasından ileri gidilemeyen farklı bir kurgu olmuş.

Tabii ki sadece Edgar’ın etkisi son döneme değil, sinemanın dahi çocuğu Tim Burton‘a da etki etmiş, bir çok filminde etkisini hissettirmiştir. Özellikle Vincent adlı bir çocuğun hikayesini anlattığı kısa animasyonda, Poe’dan yaptığı alıntılar barizdir.

edgar-allan-poe-catÇocukluğunda içine kapanık, gençliğinde hareketli ve son dönemlerinde kafayı sıyırmış biri olan Edgar Allan Poe, hakkında yazılıp çizilmesi gereken çok şey varken edebiyat tarihi için en büyük muallaklardan biri olmayı da başarmıştır. Kendinden sonraki yazarlara büyük darbe vurmuş, gotik akımdan hoşlanan ve hayatın anlamsızlığını sorgulayan anlamsız ergenelere yol açmada etkisi büyüktür. Hakkı yenmeyecek yazar, farklı insanların elinde güçlü silahlara dönüşebilecek bir jilet makinasına dönüşebilmektedir. Ancak hiçbir zaman o kadar basit olmamıştır.

Charles Dickens’ın beslediği kuzgunun ölümü üzerine giriştiği şiiri, uyakları başarılı basit bir çalışmadan çok, insanın kendisiyle olan kavgasıdır. Orada duran, ya da aslında orada hiç bulunmayan metaforik bir kuzguna cevap alamadığı sorular sorması bir insanın iç kavgasından ibarettir. Belki de sadece “Nevermore” (Bir Daha Asla) sözünü çağrıştıran Kuzgun, gerçekleri en sert ve karanlık haliyle insana yansıtmış, ruhunun düştüğü yerden bir daha asla kalkamamasına cevap vermiştir.

Civardaki söylentilerin ve asparagas geyiklerin döndüğü Poe ortamları en uzak durulası yerlerin başında gelirken; onun hakkında daha çok bahsetmek, daha çok paylaşmak gerekmekte. Bugün bile belki hakkı yenen ancak bizlerden istediği tepkiyi alamayan yazarlar çuvalla pazarlarda satılmaktadır ancak geçmişin ortaya çıkardığı efsane ürünler unutulmamalıdır. Edgar Allan Poe, ki bir orangutanı bile katil statüsüne sokmuştur, yeri geldiğinde hakkı bugün bile yenilen, kişinin ağzında kan tadı, ensesinde demir ve miğdesinde kelebek hissiyatı bırakan bir yazar olmuştur.

* Edgar Allan Poe’nun tüm eserleri “Bütün Hikayeleri” ve “Bütün Şiirleri” ismi altında 2 cilt halinde İthaki Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Okumanızı öneririz.

"En İyi FRP Fotoğrafı" Yarışması
Kızıl Ölüm İle Seri Tamamlanıyor!