Assassin’s Creed Shadows‘u oynadık, inceledik, spoilersız olarak anlattık!
Assassin’s Creed hayranları olarak yıllardır Japonya’da geçecek bir AC oyununun hasreti içindeydik. Shinobi bir karakterimiz olsa, şöyle güzel gizlilik mekanikleriyle suikastçılık deneyiminin dibine vursak diye uzunca bir süre bekledik ama Ubisoft bir türlü ikna olmadı. Ta ki Ghost of Tsushima büyük başarıya imza atana ve oyun dünyasında Japon fırtınaları estirmeye başlayana kadar…
Başlangıçta ucuz bir Tsushima klonu bekledim ben açıkçası, zaten son oyun Mirage da ara oyundu filan ama benim nezdimde serinin en sıkıcı oyunları arasına yazdırmıştı adını. Ancak yeni bilgiler geldikçe, oynanış videoları düşmeye başladıkça yumuşadım. Ertelemelerdi, “Siyahi samuray olur mu,” kavgalarıydı derken an itibarıyla oyuna otuz saate yakın zaman dökmüş durumdayım. Haliyle birkaç kelam edebileceğimi düşünüyorum, hazırsanız başlayalım.

Bitirim İkili
Öncelikle karakterlerimiz Naoe ve Yasuke’den konuşalım. Farklı amaçlarla çıktıkları yolculuklarında kaderin ağlarını örmesiyle bir araya gelen karakterlerimiz Japonya’yı tiranlardan kurtarma yolculuğunda omuz omuza veriyor. Dinamiklerini ve dostluklarını izlemek çok keyifli. Naoe’nin hikayesi daha kişisel, yaşadığı birtakım olaylar nedeniyle daha fevri, yer yer çocuksu yaklaşabiliyor ancak kararlılığı dinmiyor. Yasuke’yi ise bu kadar beğeneceğimi düşünmüyordum ama olumlu yönde şaşırttı beni. Yaban diyarlarda bir yabancı oluşu, aidiyet arayışı ve kendi iç yolculuğuyla gerçekten ilgi çekici ve bilge bir karakter, Naoe için de mantığın sesi. Tarihsel gerçekliği konusunu pas geçiyorum zira Isaac Newton’ın kafasına düşen elmanın Apple of Eden olduğu, Papa’ların Piece of Eden kullanarak kitleleri yönettiği bir seri bu sonuçta, çok da eşelemeye gerek yok.

Işığa Hizmet Etmek İçin Karanlıkta Çalışanlar
Hatırlarsanız seri iki karakterli oynanışı Assassin’s Creed Syndicate’da denemişti ancak Jacob ve Evie Fyre kardeşlerle ikili çeşitlilik sunma konusunda sınıfta kalmıştı. Shadows ise bu bağlamda cidden şov yapmış. Naoe ve Yasuke oynanış bakımından kelimenin tam anlamıyla taban tabana zıt karakterler. Olayı sadece Naoe gizlilik, Yasuke yakın dövüş odaklı olarak özetlemek çok basit kalır. Tırmanmak, sinsi ve hızlı ilerlemek Naoe’nin, Tank gibi öne çıkıp dünyayı düşmanın başına yıkmak Yasuke’nin işi tabii ama oyunun dünyası yalnızca Naoe’nin ve yalnızca Yasuke’nin yapabileceği eylemler ve görevlerle dolu.
Karakterler arasında dilediğiniz zaman geçiş yapabiliyorsunuz. Bazı görevleri sadece Naoe, bazılarını Yasuke yapabiliyor. Görev akışına göre oyunun otomatik olarak iki karakter arasında geçiş yaptırdığı da çok oluyor. İsteseniz de istemeseniz de iki karakteri de sonuna kadar deneyimliyorsunuz yani. Ben ikisinin de oynanışını çok beğendim açıkçası. Vuruş hissiyatı yüksek farklı silahlar ve farklı becerilerle ikisi de kendine has bir deneyim sunmayı başarıyor. Ben hareket kabiliyetinin sunduğu özgürlük sağ olsun, ağırlıklı olarak Naoe’yle keşfettim dünyayı.

Çoğunlukla Naoe kullanmamın tek sebebi hareket kabiliyeti değil tabii. Bu kısma ayrıca parantez açıp övmek istiyorum sevgili dostlar çünkü bilmem kaç oyundur hayalini kurduğumuz suikastçı oynanışı Naoe’de vücut bulmuş resmen. Parkur mekanikleri de çiçek gibi: Kız ceylan gibi o duvar senin bu dağ benim seke seke gidiyor, boyunun yetmediği yere atıyor halatını hızlı hızlı tırmanıyor. Oyunun tasarımı bu noktada çok iyi çünkü oyuncuyu “Sadece buradan tırmanabilirsin” gibi koşullarla kısıtlamıyor. Tüm şehirler, tüm dağlar, tüm ovalar emrinize amade. Becerileri olsun, kullandığı alet edevat olsun, belki de seride ilk kez gerçekten suikastçı bir karakter oynadığımı hissettim ben ve bunun verdiği keyfe doymadım, doyamadım. Yasuke’nin de çok tatmin edici bir oynanışı var inkar edemem bunu ancak yıllardır hasretini çektiğimden midir bilinmez, Naoe’nin yeri bende ayrı oldu.
İlim, İrfan ve Puanları
Assassin’s Creed Shadows, aşağı yukarı Valhalla boyutlarında diyebileceğim bir haritaya sahip. Oyun benzer şekilde farklı seviyelere sahip farklı bölgelere ayrılmış bir Japonya sunuyor bizlere. Harita oldukça zengin: Her köşe başından yağmalanmayı bekleyen kaleler, yerleşkeler, yan görevler ve irili ufaklı etkinlikler var.
Şu irili ufaklı etkinlikler kısmını açmak istiyorum çünkü oyunun yetenek ağacında ilerleyebilmek için bu etkinlikleri tamamlamamız gerekiyor. İki karakterin de yetenek ağaçları gayet zengin ve tatmin edici. Naoe de Yasuke de oynanışlarına ve karakterlerinin ustalıklarına uygun olarak tasarlanmış altışar farklı yetenek ağacına sahip. Seviye atladıkça kazandığımız “Mastery Point”ler sayesinde yeni pasif ve aktif yeteneklerin kilitlerini açabiliyoruz. Yetenek ağaçlarının farklı kademelerinin kilidini açmak içinse “Knowledge Point” denen puanlar gerekiyor. Tapınaklarda dua etmek, kayıp parşömenleri toplamak, saklı hazineleri ortaya çıkarmak gibi etkinliklerimiz de bunları kazanmamızı sağlıyor. İliminiz, irfanınız arttıkça maharetleriniz de artıyor yani.

Fikir güzel aslında, oyuncuyu karakterini geliştirebilmek için oyunun dünyasını keşfetmeye yönlendiriyor. Ne var ki bir noktada çok tekrarlı hissettirmeye başlıyor bu görevler. Tapınağa git, parşömen topla, gömülü mezarlardan hazine çıkar, mini oyun oyna döngüsü baymaya başlıyor ancak başka türlü de karakterinizi geliştiremiyorsunuz.
Hal böyle olunca bu mekanik benim için birkaç saatin ardından amiyane tabirle angaryaya dönüştü dostlar. Oyunun temposunu düşürdü, hatta dünyasından aldığım zevki bile azalttı çünkü normal şartlarda keşfettiğim için mutlu olacağım şeyler nihayetinde külfet oldu bindi sırtıma. Fikir güzel, uygulama kötü diyerek eksi puan basıyorum müsaadenizle.

Binlerce Dansö… Aman, Görev Var
Görevlerden konuşmaya devam edeyim biraz. Görev sistemi son birkaç oyunla aynı düsturu sürdürüyor. Karakterlerimizin ortadan kaldırması gereken, gizemli bir örgüte mensup hedefler, bu hedefleri açığa çıkarmak içinse yapılması gereken görevlerimiz var.
Ana hikaye görevleri şu ana dek deneyimlediğim kadarıyla gayet keyifli ancak bir yan görev dalgası var ki sormayın gitsin. Oyunun “Objectives” sekmesi siz ilerledikçe yeni bölgelerde yardım edilmesi gereken yeni karakterler, ortadan kaldırılması gereken birtakım oluşumlar ve hedeflerle dolup taşıyor. Hangi NPC’ye selam verseniz borçlu çıkıyorsunuz resmen. Ben daha önce hiçbir AC oyununda bu kadar dolu bir görevler bölümü gördüğümü cidden hatırlamıyorum, bir noktada ekrana bakıp evin içinde “AAAAAAA” diye bağırdım diyeyim siz anlayın. Tabii bu görevlerin önemli bir kısmı “Şunu topla, şundan şu kadar tane öldür, şunu çal” görevlerinden oluşuyor. Ancak yine de “Ben Shadows’u aldım, bomboştu, hiçbir şey yoktu,” diyecek oyuncu çıkacağını hiç sanmıyorum, oyunun dünyasını alabildiğine dolu çünkü.

Dört Mevsim Dostunuz
Oyun bahsettiğim gibi çok dolu ve değişken bir dünyaya sahip. Bu değişimin en önemli kaynağıysa mevsimler. Oyunda belli başlı eylemler ve görevler yaptıkça mevsimler akıp gidiyor, her mevsim ayrı bir görsel şölen sunuyor. Oyunun en güçlü yanlarından biri de görselliği, dağ bağır gezerken durup günbatımı izlemeyi seven oyuncular ve oyun içi fotoğraf çekmeyi sevenler yaşadı diyebilirim. Dört bir yanı kuşatan savaşa rağmen Japonya gerçekten çok ama çok güzel.
Yağışlı bahar ayları, güneşli yaz ayları, rüzgarlar, fırtınalar derken özellikle Naoe’yle oynarken tüm bu mekanikler kullanabileceğiniz birer silaha dönüşüyor. Misal, yağmur başladığında soluğu ilk kalede alırsanız fırtına bulutlarının karanlığı ve gök gürültüleri sayesinde düşmanlar sizi daha zor fark ediyor, işiniz kolaylaşıyor.

Ama…
Bu değişken ve alabildiğine dolu dünya, tasarım açısından sık sık tekrara düşüyor maalesef. Birkaç istisna dışında ayak bastığınız çoğu şehir, kale ve tapınak kopyala yapıştır hissettiriyor. O istisnalar gerçekten göz kamaştırıcı, hakkını yemeyeyim şimdi. Ancak bu durum özellikle de içinde özel zırhlar, silahlar ve yerleşke geliştirmenizi sağlayan malzemeler barındıran kalelerde kendini çok belli ediyor. Çoğu kale iç avlularından dış avlularına aynı. Dikkat etmeniz gereken noktaları bir kere çözdünüz mü aynı şeyi tekrar ettiğinizi hissediyorsunuz. Ben “grind, min-maxing” mevzularını seven bir oyuncuyum açıkçası, aynı kaleden bin tanesini de basarım ancak bazı oyuncuların “Eh yeter be, geliştirmiyorum yerleşke filan, zırhları da parası neyse verir alırım esnaftan” diyeceğini tahmin edebiliyorum.

Evim, Evim, Güzel Evim
Biraz da “Bu kadarına gerek var mıydı ya?” dendiğini çokça gördüğüm yerleşke inşası mekaniğinden konuşalım. Oyunun ilk saatlerinde kavuştuğumuz yerleşkemiz, yolculuğumuzun merkez üssü görevini görüyor. Temelde işlev olarak Valhalla’daki yuvamız Ravensthorpe’la tamamen aynı: Oyun ilerlerken inşa ettiğimiz yeni yapılarla hem kendimizi hem de ekip arkadaşlarımızı güçlendiriyor, Japonya’daki nüfuzumuzu arttırıyoruz. Yerleşkemizi düzenlerken tamamen serbestiz. Yapıları, dekoratif alanları gönlümüzce ayarlayabiliyor, hatta yolculuğumuz esnasına başımızı okşadığımız, resmini çizdiğimiz evcil ve yabani hayvanlarla adeta minik bir doğal yaşam parkına dönüştürebiliyoruz. Uzun lafın kısası Valhalla’dakinden daha fazla serbestlik sunan, eski Sims’çilerin epey eğleneceğini düşündüğüm bir yerleşkemiz var diyebilirim burası için.
Yerleşkeyle gelen en önemli mekanik Scout’lar, yani “Kolcular”. Seride Brotherhood itibarıyla mütemadiyen denenen “Diğer suikastçıları görevlere yönlendirme” sistemi dünya keşfinde büyük önem taşıyor. Scout’larımız yerini tam kestiremediğimiz görev hedeflerini bulma, yerleşkemizi geliştirirken kullanacağımız malzemeleri yağmalama, nizama aykırı işler yaparken yakalanıp “Wanted” olarak damgalandığımız bölgelerde sicilimizi temizleme gibi sayısız işlev görüyor.
Yolculuğumuz esnasında tanıştığımız karakterler de bu yerleşkeye gelerek saflarımıza katılıyor. Saldırı, gizlilik, savunma gibi farklı ustalıkları olan bu karakterleri görevlerimiz esnasında çağırabiliyor, güçlerinden faydalanabiliyoruz.

-Bu zeka yapay mı? -Ne yabay mi?
Assassin’s Creed denince akla hemen zekası ayak numarasından düşük düşmanlar geliyor o yüzden buna ayrı bir parantez açmak istiyorum. Yapay zekayı geliştirmeyi bu sefer başarmışlar. Özellikle de Naoe’yle gizlilik odaklı oynarken hangi deliğe kaçacağınızı şaşırıyorsunuz çünkü düşmanlar resmen şahin gibi. Bir şekilde fark edilirseniz, ki gölgenizden bile sakınmanız lazım çünkü onu bile şıp diye fark ediyorlar, kaçıp saklanmak yetmiyor çünkü abilerimiz hemen diğer arkadaşlarına haber veriyor. Sırf bu yüzden bir anda fellik fellik beni arayan beş tane eli maşalı adamın ortasında kaldığım çok oldu. Oyun tüm teçhizatlarınızı ve tüm becerilerinizi sonuna kadar kullanmak, strateji yapmak zorunda bırakıyor sizi.
Ancak aynısını aktif savaş yapay zekası için söyleyemeyeceğim çünkü o tarafta çok gelişme yok… Evet, düşmanlar daha aktif ve daha acımasız saldırıyor ancak asıl sıkıntı gizli oynarken şahine dönüşen o düşmanların aktif savaşta baya baya yokları oynuyor olması. Mesela bir yapıya sızmaya çalışıyorsunuz, fark edildiniz, üç kişi birden üstünüze akın etti diyelim. Bağıra çağıra savaşmaya başlıyorsunuz, kan gövdeyi götürüyor ancak abartısız üç adım ötede bekleyen düşman parmağını bile kımıldatmıyor? Ne zaman bakmaya başlıyor söyleyeyim mi? Siz çömeldiğinizde. Evet, çömeldiğinizde. Affedersiniz ama hö?
Fark edildiğiniz bölgede uyarı çanı varsa, düşmanlardan biri onu çalmayı akıl edemezse çok da tenhada olmayan yerlerde uluorta kıyım yapıp, üç metre ötenizdeki düşman programlandığı noktaya bakarken cesetleri saklayıp paçayı sıyırabiliyorsunuz yani. AC standartlarına göre mevcut yapay zekayı da başarıdan sayabiliriz yani ama böyle komik anları çok yaşayacağınızın garantisini verebilirim size.

Karşılaşılan Bug Sayısı: 2
Oyunu oynarken en çok kurduğum cümle “İyi ki ertelemişler” oldu çünkü karşımızda çok iyi cilalanmış bir deneyim var. Oyun gayet düzgün ve tıkırında çalışıyor. Evet, günümüz oyun dünyasında artık incelemelerde “Oyunda bug yok” şeklinde kriterler belirtmek zorunda kalmamız can sıkıcı. Ne de olsa oyunu düzgün deneyimleyebilmemiz için sorunsuz çalışmak zorunda zaten ama yapacak bir şey yok. Neyse, oyun gayet sorunsuz ve bugsız bir şekilde çalışıyor. Yirmi-otuz saate dayanan oyun süremde karşıma çıkan tek bug, oyunun prolog sonrası bölümünde menüden oyuna geçerken iki defa HUD’un gözükmemesi oldu. Bunun dışında ne bir animasyon kilitlenmesi, anatomisi gözüken NPC, ne de başka bir şey çıktı karşıma, tıpkı olması gerektiği gibi her şey.
Ben bilinen bir markanın orta segment bir gaming laptopunda oynadım oyunu. Haliyle her gaming laptop sahibi gibi kasma, ısınma vs. sorunlar bekliyordum ancak Shadows hiç beklediğim gibi çıkmayarak beni mutlu etti. Bilgisayarımın kendi fanı + bir ayağı çukurda soğutucumla saatlerce oynadım. İşlemci ısım hiç öyle nükleer reaktör düzeyine çıkmadı, FPS dropmuş da kasmaymış da yaşamadım. Süper hiper ultra ayarlar kullanmadım, ona rağmen 60 FPS’in altına düşmeden misler gibi oynadım, bir de üstüne çiçek gibi manzaralar izledim. Konsol kanadında işler ne durumda bilmiyorum tabii ama PC bağlamında sistem gereksinimlerinden emin olamayan oyuncuları memnun edeceğini düşünüyorum Shadows’un.

Animus Hub
Ubisoft’un Shadows’la birlikte bol bol tanıtımını yaptığı Animus Hub’ı da deneme şansı buldum bu süreçte, incelemeyi yavaştan noktalamadan evvel ona da ayrıca parantez açayım.
Animus Hub tam da tanıtımlarda gösterildiği üzere hem Origins sonrası oyunlara (cihazınızda halihazırda inmiş olması koşuluyla) tek tıkla erişim sağlayan bir panel hem de Valhalla itibarıyla kullanılmaya başlanan live service sistemini tamamen entegre eden bir platform. Dört ana menüden oluşuyor: Oyunlara ve hikayelere erişmenizi sağlayan Memories, oyun içinde küçük yan görevlerle live service ilerlemesi sağlayıp silahlar, zırhlar gibi ödüller veren Projects, proje tamamladıkça kazandığınız “Key”lerle özel oyun içi ödüller alabileceğiniz mağaza Exchange ve modern zaman hikayesinin ilerleyeceği Vault.
Benim deneyimime göre Animus Hub oyun içinde bol bol bulduğunuz silahlara ve zırhlara birkaç tane daha eklemenin ötesine gidememiş. En ilgi çekici yanı belki de Vault bölümünün modern zaman hikayesini ilerletecek olması. Serinin modern zamana ekstra düşkün, Desmond sonrası dönemden de tatmin olmayan bir hayran olarak bu karar konusunda karışık duygular içindeyim. Gönül ister ilk oyunlardaki gibi eş zamanlı gidecek bir hikaye oynayalım ama Valhalla sonrası Ubisoft’un Isu hikayelerine ve modern zamandaki yansımalarına geri dönme isteği umut vermişti bana. Burayı da yakın takibe alacağım o yüzden.

Uzun Lafın Kısası…
Assassin’s Creed Shadows, serinin bir hayranı olarak beni gerçekten çok mutlu etti. Karakterlerin sunduğu oynanış çeşitliliği, her adımda gözlerimi kamaştıran Japonya, yol arkadaşlarım, yerleşkemdeki kediler, nihayet gizlilik odaklı bir Assassin’s Creed oynayabilmek, Naoe ve Yasuke’nin yolculuğu derken bu kadar memnun kalacağımı hiç düşünmemiştim. Tekrara bindiği noktalar can sıkmıyor değil ama ucuz bir Ghost of Tsushima klonu olmaktan fersah fersah uzak bir oyun Shadows. Serinin hayranı olmasanız da Odyssey ve Valhalla’dan keyif aldıysanız, Japon kültürünü de seviyorsanız uzun saatler keyifli zaman geçireceğinizin garantisini verebilirim sizlere. Hikayeyle ilgili konuları da oyun çıktıktan sonra konuşuruz artık.
Oynayacak olanlara keyifli oyunlar dilerim!
| Artılar | Eksiler |
| Naoe ve Yasuke’nin sunduğu oynanış çeşitliliği | Tekrara düşen bazı görevler |
| Nihayet düzgün gizlilik mekanikleri | Angarya hissettiren yarı-zorunlu yan görevler |
| Göz kamaştıran manzaralar | Birbirine benzer yapıların göze batışı |
| Dolu dolu dünya | |
| Önceki oyunların üstüne koyarak ilerleyen yeni mekanikler |
Tekrara düştüğü noktalar olsa da serinin eski hayranlarının seveceği, Valhalla'yı beğenen oyuncuların da yeni mekaniklerle keyifli zaman geçirebileceği bir Assassin's Creed oyunu.Assassin's Creed Shadows...
Oynanış - 9
Mekanikler - 8.5
Hikaye - 8.5
Ses/Müzik - 8.5
Açık Dünya - 8
Görsellik - 9
8.6
Son yılların en başarılı Assassin's Creed'lerinden biri.






ac bir gün elementlerinde tekrara düşmezse asıl o zaman bırakırım, bu oyunda zaten keyifli olan akıcı karakterlerimizle (YANI EZIO ALTAIR FALAN DEGIL) farklı yerleşimlere farklı yaklaşımlarda bulunmak, aynı gerçek hayatta aynı kişiliğimizle farklı insanlarla tanışırken her birine karşı tamamen aynı olmamamız gibi. İnceleme için teşekkürler 👶
AC manyağı biri olarak tabi ki aldık. Oynamak için fırsatım olmadı. Genel anlamda herkesin yorumlaması iyi gözüküyor. Mirage oyunu bende hayal kırıklığı yarattı. Bu oyuna o kadar yükselememiştim. Şimdi yükseldim açıkçası akşam oynamak için can atıyorum. İnceleme için teşekkürler.