Son Haberler
Anasayfa » Kayra Keri Küpçü (sayfa 527)

Kayra Keri Küpçü

Geek, kitap kurdu, FRP oyuncusu ve oyun yöneticisi, bilgisayar oyunları ustası. Bilimkurgu ve fantastik sever, çizgi roman okur, film seyreder ve ezberler, oyun oynar, oynatır ve oynar? :) Frpnet Genel Yayın Yönetmeni - Editör - Yazar

FRP Nedir? (v2)

FRP, yani Fantasy Role Playing, sadece bir doğaçlama tiyatrodur. Ancak sahneye çıkma veya senaryoya uyma gibi dertler yoktur, onun yerine arkadaşlarla oturup, konuşarak eğlenirsin. Yani bir başka deyişle geyik olayının geldigi son nokta FRP’dir. İstediğin karakteri ve ortamı sen belirlersin. Bir çok insan bunu bilgisayar veya masaüstü oyunlarıyla karıştırır ancak gerçekte oyuncuların kendilerine yarattıklari sınırsiz, yeni bir dünyadır, FRP. Belirlenmiş bir senaryo akışı yoktur, çünkü oyuncular olayın ne olacagına karar verirler. Yani iki lafi bir araya getirip konuşamayanların buradan daha ileri gitmesine gerek yok aslında. Olayın Özeti: Bu oyun, birçok insanın hayatlarında en çok vakit ayırdığı şey haline gelmiş bir olay. İnsanlarin artık zevk almak için yaptıkları şeyleri düşününce bunun basit görünmesi oldukça olağan ama aslında olayı bir kere kavrayınca insanı tamamen kontrol altına alan bir eğlence. Yaşayamayacagın ya da yaşamayacağın imkansız olayları yaşayabilirsin. O yüzden de biz bu oyunun amacını sınırlarda zevki hissetmek ve heyecanı tehlikeye girmeden yaşamak olarak özetleyebiliriz. Hayal Gücü: Bunu yapmak için hayal gücünü ve fantastik olayları yadırgamamak gerekiyor. Yani “ulan bu imkansız” veya “Hadi lan böyle şey olmaz” gibi reaksiyonlar kesinlikle yasak. Böyle şeyler yalnızca oyunun havasını bozar ve zevk almanızı engeller. Şu kadarını bileceksin, oyunun oynandığı (senaryonun geçtigi – aynen bilgisayar oyunundaki gibi) ortamda olan biten şeyler tamamen oranın mantığına göre şekillendirilmiş dünyevi mantıkla çözülemeyecek olaylardan oluşmuş şeylerdir. Mesela oyunun geçtiği mekanda insanlar veya diğer canlılar büyü yapabilir… Bu durum dünyadaki bir insana çok saçma gelebilir ama oyunun oynandığı mekan sorgulanamaz ve yadırganamaz. Bu %100 zevkin birincişartıdır. Amaç ve Son:(Ne sonu ya… bu oyunun sonu yok ki!) Genellikle ilk başlayan kişiler (halk arasında çömez de denir) oyunun amacını veya sonucunu çok merak ederler (sanki biz ettik de ne oldu…) ve aldıkları cevabı yadırgarlar. Biraz sonra senin de surat ifadenin değişecek (değişmedi diyen olursa bu konuyu önceden biliyordur derim). Oyunun spesifik bir sonu yok (kısaca son mon yok aslında), yani oyun, oyuncular istemediği sürece bitmez, çünkü oyunun amacı aynen gerçek hayattaki gibi yaşamak (kabul ediyorum yasananlar biraz farklı buradan ama…) ve sonuçta yaşarken hiçbir zaman “şunu yapayım ondan sonra her şey bitsin” diyemeyeceğimiz gibi oyunda da böyle bir şey demiyoruz. Ama sakın oyunun amacının hayatta kalmak olduğunu da sanma. Çünkü iyiliğin temsilcisi bir şövalyenin (Paladin) tehlike anında kendi hayatını gerekirse arkadaşları için feda etmesinden daha doğal bir şey olmaz. Tabii bir hırsız da aynı şekilde arkadaşlarını satabilir. Ders 1: Roller: Şimdi basit rolleri inceleyelim; Dungeon Master: Bu oyundaki bir nevi tanrı rolünü üstlenen arkadaş. Hakem diyebiliriz. Bu kişi senaryoyu yazar, dünyayı ve dünyadaki mantığı yaratır. Şu kadarını söyleyebiliriz; DM ne derse o olur! (Allah DM’i korusun!) (Bu arada DM genel bir ad olsa da oyun tamamen zindanlarda geçmiyorsa Dm olur GM. Redhouse sayfa 43 satır 17: Dungeon Master: Zindan Ustası dese de türkçeye zindan efendisi olarak geçmiştir. GM de anlayacağın gibi oyun efendisi oluyor.) Player Character: Bu herif de DM’den sonraki tip, senaryoyu canlandıran organizma yani. PC=oyuncu. Yalnız karakter kelimesinin altini çizmek istiyorum: karakter (tamam igrenç biliyorum ama üstüme niye bu kadar geliyorsunuz ki ya). Tamam. Şimdi bunu neden yaptım? Çünkü karakter buradaki ‘sikrıt vord’. Olay aslında çok basit. Bu kelime, canlandırdığın tipin sen olmadığını belirtiyor. Oyunun amacinda; yaşayamayacağın ya da yaşamayacağın olayını tekrar hatırlatıyorum. (Ve yaklaşık 1000 kez daha hatırlatmayı düşünüyorum çünkü kendini bu dünyaya kaptırıp gerçek hayattan kopanlar da vardır) Amaç sudur, karakterin sen değilsin! Bunu bir örnekle anlatıyorum: Şimdi çok para manyağı ve bencil bir hırsızı canlandırdığını düşün (en kolayı bu aslında, bak Ankara’ya bi ton var yani misal bulman zor olmaz. Bu arada Ankaralı okurlarım alınmasınlar çünkü bu baktığımız kişiler ülkenin her yerinden çeşitli sayılarda gelip orada bi yerde toplanıp kendilerine kıyak emeklilik yasası çıkarmaktan ve ülkeyi soymaktan başka bir şey yapmayan kişilerdir.) Mantıklı olarak böyle bir hırsız tehlike anında kendi hayatını (ve parasını) arkadaşlarından önce tutar değil mi? (tutar güzelim tutmaz diye boşuna ısrar etme) O zaman arkadaşları için hayatını tehlikeye atmayabilir… hatta büyük bir ihtimalle arkadaslarını satar! Ama senin böyle bir şeyi hiç bir zaman yapmayacağın, karakterini yanlış yönetmen için bir bahane olamaz. Sen kendini tamamen unutup karakterini tam olarak canlandırmaya bakacaksın. Oyunu esas zevkli yapan bu zaten! Party: (grup) Basit bir şekilde birlikte oynayan PC’lerin (Pc’nin personal computer değil player character olduğunu son kez hatırlatıyorum.) hepsi. Mesela Kaan, Bahadır, Önder ve Erhan bir oyun oynuyoruz diyelim. Kaan eğer DM’se; beraber senaryoyu canlandiran Bahadır, Önder ve Erhan, PC, dolayısıyla, 3 kişilik bir party oluştururlar. Party genellikle benzer amacı taşıyan, benzer kişilikli karakterlerden oluşur demek, olayı fazla genelleyip hata yapmamıza yol açar hatta partidekiler ilk başlarda büyük bir zevkle birbirlerine dalmak için fırsat kollarlar. Aslında party’deki kişilerin farklı kabiliyetleri olması gruba daha büyük bir avantaj sağlar. Bunu bir örnekle açıklayalım: Diyelim bizim partimizde Bahadır’in karakteri Balgor isimli bir fighter (bu terimin tam anlamını düşünmene gerek yok gelecek derslerde detaylı olarak anlatacağım). Bu durumda çok güçlü ve hand-to-hand combat (yakın dövüş) konusunda çok başarılı olması çok dogal. Erhan’ın karakteri bir priest. Bu karakterin en önemli özelliği büyü yaparak kişileri iyileştirebilmesi ve yaraları tedavi edebilmesidir. Ve son olarak Önder’in karakteri de bir wizard. Bu karakter genel büyü ağına (global/general spell network) bağ kurabilir ve normal insanların hayal bile edemeyeceği büyüler yapabilir. Şimdi bu üç karakterin çok farklı yetenekleri ve zayıf yanları var ama en güzel olay üçünün beraber macerayı yaşayarak birbirlerinin zayıf yönlerini kapatmaları. Non-Player Character: Şimdi bu olaya aslında pek kafa yorman gerekmiyor ama ileride NPC diye çok bahsedeceğiz o yüzden şimdiden öğrenmende yarar var. NPC’ler DM’in oyun sırasında kendi kendine yönettiği (canlandırdığı) oyuncular. PC’lerin DM versiyonu yani. Bunlar grupla beraber veya gruba karşı savaşabilir. Buna tamamen DM karar verir. (Grubun hayrına iş yapan DM pek ender olduğu için genelde size karşı olurlar ya da sizinle olsalar bile ayak bağı olmaktan öteye gidemezler. Buradan da tüm DM‘lerin sadist olduğunu çıkartmıyoruz tabii. Yoksa öyle miyiz ya ne bileyim ben işte neyse derse devam.) Monsters: Canavarlar, mitoloji ve hayal gücünün ürünleri yaratıklarla gerçek dünyadaki vahşi/evcil hayvanların toplamından oluşan bir grup. Genellikle bizim partiye karşı savaşırlar. DM tarafından hareketleri yönetilir. PC’ler buna karışamaz veya itiraz etmez. Aslında itiraz etmeye çalışma gibi bir hakları var ama DM’in her zaman muhteşem bir mazereti olacaktır (Hep vardır! Yoksa da o an bir şekilde bulunur). Bu durumda senaryoyu ve senaryonun mantığını yaratan kişiye itiraz mantıksız oluyor. Zaten hakeme itiraz eden oyuncu ancak bir sarı kart yer… bu aklında olsun. DM’in sözünü dinle. Örnek Oyun: Bu oyunda üç karakterimiz var. Bunlardan Bahadır ve Erhan kuvvetli birer fighter’i canlandirmakta. Önder ise savasçı tarafı fighterlar kadar ağır basmayan ancak çesitli büyü güçlerine sahip bir priest’i canlandırmakta. Parti bir nehir boyunca kurtadamı takip eder. Kurtadam, partinin, ışıklarını yaklaşık 1-2 saat önce gördükleri şehre kaçmayı başarır. Şehir boş gibi görünmektedir. Sisli ve karanlık bir sokakta uzun süredir aradıkları kurtadamı kovalamaktadırlar. DM: Sokak şöyle bir üç metre çapında hafif su birikintileriyle devam ediyor. Hava sisli ve iki-üç metre ilerisini bile zor görüyorsunuz. Üçünüz de yoruldunuz. Bir süre sonra kurtadamın pençeli ayaklarının iç gıcırdatan sesleri kesiliyor, taş zemin yerini bir su birikintisine bırakıyor. Birkaç saniye sonra ayak bileklerinize kadar suyun içinde koşmaya başladığınızı farkediyorsunuz. Birden bire ileriden gelen zayıf ayak sesleri kesiliyor. Önder: Bizim kurt durdu galiba. Bi halt karıştırıyor olmasın? Bahadır: Hocam ben buradayken böyle şeylerden korkmamayı hala öğrenemedin. O kurtçuğa dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim şimdi. DM: Hafif bir “click” sesi duydunuz. Erhan: Nereden geldiğini farkedebiliyor muyuz? DM: Önünüzden, büyük bi ihtimalle bir kaç metre ileriden geldi ama gök gürültülerinden tam olarak emin olamıyorsunuz. Erhan: Ben bi kaç metre sonra duruyorum. Beyler bizim kurtçuk buralarda bi yere saklandı galiba. Bahadır: Bence de. Bağırıyorum. Neredesin lan it herif? Önder: Olum sussana sokağın ortasında öyle bağırılır mı? Ya arkadaşları varsa? Bahadır: Daha iyi hepsini keseriz. Erhan: Hoca be sana da ilginç gelmedi mi o kadar gürültülü geldik şehre hiç kimse yok ortalıkta… Bahadır: Hayalet şehir gibi… Önder: Vallahi ben tırstım, geri mi dönsek baba… Bahadır: (Önder’e, gürleyerek) Manyak mısın be?! O kadar yolu ben boşuna koşmadım. Önder: Olum, sen delirmişsin ne yaparız biz bir sürü kurtadama karşı be? Bahadır: Harcarız hepsini! Erhan: Bence de harcarız. Bi avuç kurttan mi korkacağız? Önder: Vallahi ben karışmıyorum. Kötü bir his var içimde ama neyse. Bakın DM pis pis sırıtmaya başladı zaten, kesin bir pislik geliyor. DM: Nerden çıkardın yaw? He he. :) Bahadır: Kes lan adi DM. Ben bi etrafı kolaçan ediyorum. Gizli kapı falan arıyorum. DM: Şimdi mekan duvarlarla çevrili. Tahminen ev ama ne cam ne kapı var. Erhan: Ne biçim yer yaw burası? DM: Bilmiyom. Ama sizin de nerede olduğunuzla ilgili hiç bir fikriniz yok, bunu biliyorum. Herneyse sen kapı mı arıyordun? Bahadır: He, ya. DM: Tamam. (bir kaç zar atar. Ne zarı deme işte tam oyunu ortasında, onun da sırası gelecek.) Sağ tarafta su birikintisinin yaklaşık bir 30-40 santim üstünde bir taşin diğerlerine göre daha temiz olduğunu farkettin. Bahadır: Aha! Herif burdan kaçmış, diyorum ve taşa basıyorum kılıcımın ucuyla. DM: Sessiz bir şekilde taşın üstündeki taşlar yana doğru açılıyor ve gizli geçit beliriyor. Yaklaşık şu kadar falan (elleriyle büyüklüğünü göstererek). Eee? Ne yapıyorsunuz? Bahadır: Ne kadar yüksekteydi ya bu? DM: İşte 3 metre filan. Erhan: Ben daha fazla sabredemiycem. Sıçrıyorum. Önder: Napıyorsun? Ya tuzaksa? DM: Biraz geç kaldın babam, herif sıçradı bile. He he! Önder: Bak gördün mü, napıcaz şimdi? DM: Ne hemen üstüne alınıyorsun be?! Sana bir şey diyen mi var. Bizim işimiz şurdaki adamla (Erhan’ı göstererek). He he! Erhan: Napalım baba bizim fighter ancak bu kadar düşünüyo… DM: Haklısın. Her neyse işte sen sıçradın yukarı ve zar zor tutundun kapıya. Erhan: Zar zor mu ulan dev gibi adamim nasil 3 metreye zar zor tutunuyom lan. DM: Ne diyon sen yaw. Üzerinde bi ton zırh ve silah var senin. Kuvvetlisin dediysek de Conan değilsin elbet. O kadar zırhla zor. Nasıl sıçrıyon 3 metreye hop diye. Burada DM’e itiraz eden PC’lere verilen cevaplardan biri var. Bu örnekte göründüğü gibi DM’e boşu boşuna itiraz etmek ancak oyunun hızını azaltır. Erhan: Iyi tamam tamam. Kendimi çekebiliyor muyum bari? Gördün mü? DM: E herhalde yani, o kadar yıllık fighter’sin o kadarını da yap bari. Bahadır: Gençler hadi artık yeter muhabbet ben de gelicem, hoca (Erhan’a) çabuk ol da biz de çıkalım be! Önder: Ağır ol yaw. Ya tuzaksa. Bahadır: Ulan banane. Biz arkadaşımızı yukarıda yalnız mı bırakacağız?! Önder: Haklısın. Çabuk ol da biz de çıkalım Bahadır: Tamam. Hadi lan DM, hala çıkamadı mi bizim Erhan? DM: Çıktı da bir şey yapmıyo ki. Erhan: Tamam be. Etrafıma bakınıyorum işte. DM: Müneccim miyiz, biz nerden bileceğiz ne yaptığını. Her neyse ne diyodum.. hah! İşte, burası aşağıdaki gibi suyla dolu değil. Köşeli… hmmm… dikdörtgen şeklinde. Biraz daha kısa. Yaklaşık 2 metre kadar. Genişlik daha da kısa. Şöyle 1 – 1,5 metre kadar (aynı anda elleriyle göstererek). Aşağıya göre daha sıcak. Çıktığın yer bu gizli geçidin en sol noktası. Sağa doğru devam ediyor. Tünel baya uzun. Sonu görünmüyor… ama hafif bi ışığın varlığıni farkediyorsun. Bahadır: (Erhan’a) Yukarıda neler var? Gelelim mi? Erhan: Gelin hadi burası temiz. DM: Önder, sen arkanızdan gelen ayak sesleri duymaya başladin… hafif hafif ses yükseliyor. Önder: Kesin arkamızdan mı geliyor? DM: Büyük bi ihtimalle. Bahadır: Ben duyuyor muyum? Şimdi bu satırın önemini anlamışsındır herhalde. Gördüğün gibi senin bildiğin her şeyi karakterin bilmeyebilir. Örneğin DM’in Erhan’a yukarıyı tarif ettiği sirada Bahadır’ın karakterin olanları göremediği için Erhan’ın karakterine gördüklerini sorma ihtiyacı hissetti. Burada da Önder’e özellikle duyuyorsun dediği için soru çok dogal: “Ben duyuyor muyum?”. Bu sorunun cevabına uygun olarak hareket edecek karakter. (Zaten oyunun en zevkli yanı da bu bazı şeyleri bildiğin halde bilmiyormuş gibi oynamak zorunda olman. İnsan bunu bilseydim seni öldürürdüm gibisinden şeyler diyor ama ona göre davranmak zorunda olduğu için bir şey yapamıyor. Bu cümleden de bildiğin veya duyduğun her şeyi diğer karakterlere söylemek gibi bir zorunluluğun olmadığını anlıyorsun. Bu oyuna başlayanlar için biraz zor bir nokta olduğu için genelde Dmler acemi oyunculara bir şeyi sadece onlar biliyorsa, duyuyorsa, görüyorsa vs. diğerlerinin duymayacağı bir şekilde anlatır. DM: Hayir. Önder: Duyuyor musun? Bahadır: Yok yaw. Neyi? Önder: Birileri geliyor. DM: Baya da kalabalık. Önder: Baya da kalabalık! Kalabalık mı? Eyvah! Hadi olum çabuk çık yukari hadi hadi! Bahadır: Tamam tamam! Ben sıçrıyorum. DM: Sen Erhan’a göre daha kolaylıkla çıkıyorsun. Önder: Bahadır’in işi bitti mi? Ben sıçrayabilir miyim artık? DM: Sıçra. Önder: Ben de sıçradım ve tırmanıp kapağı- DM: – Ağır ol bakalım. Önder: Noluyo be?! DM: Sen yetişemedin. Önder: Hoppala! O niye be?! DM: Hoca sen bi kere bu fighter’lar kadar iyi sıçrayamııyorsun çünkü senin onlar gibi hayvan bacakların yok, bu bir. Üstelik senin de onlar gibi ağir bi çelik zırhın ve silahların var, bu iki. Tabii bir de boyun onlardan biraz daha kısa bunun da etkisi var, bu da üç. Bu durumda ne oluyor? Önder: Tamam, tamam! Ayak sesleri nasil? DM: Felaket! Gittikçe yaklaşıyorlar. Önder: (Bahadır’e bağırarak) Ben çıkamıyorum! Bahadır: Ne!? Ben kapıdan eğilip elimi uzatıyorum. Erhan: Ben de herifin ayaklarını tutuyorum. Yani noolur noolmaz, DM’miz manyak ya… DM: Ne yaptık ki? Önder: Daha ne yapıcan?! Bizi öldürecen şimdi! Bahadır: Olum sen sus da sıçramaya çalış! Önder: Tamam. Ben gene sıçradım. DM: (bi zar daha atarak) Bizim Bahadır’in elini zorla yakaladın. Önder: Oh, sonunda. Hadi olum yardım et. Bahadır: Herifi çekiyorum. DM: Tamam. Herif girişin kenarlarına tutunup kendisini şöyle (barfiks çekiyormuş gibi yaparak) yukarı çekiyor. Önder: Oh be. Erhan: Ben de hemen kapağı kapıyorum DM: Tamam. Bahadır: Bu arada ben şöyle bi bakınıyorum etrafta neler var diye. DM: Pek bi halt yok. Bildiğin bir tünel işte. Taştan yapılmış… ve bu böyle sürüp gider…

Devamını Oku »

Diyarlar

FRP’nin en önemli yapı taşlarından biridir fantastik diyarlar. Bütün maceraların konu alındığı, kahramanların ortaya çıktığı koskoca evrenlerdir. Ejderha Mızrağı, Ravenloft, Unutulmuş Diyarlar gibi pek çok yapıda geçer bu maceralar. Bizlere ise bu maceralarla birlikte sürüklenip gitmek kalır. Kimi zaman oyunlarda, kimi zaman kitaplarda karşımıza çıkan bu diyarları şimdi daha yakından tanıma vaktidir.

Devamını Oku »

Parlayan Vampirlerin Son Günbatımı

TSR’ın bizlere ilk FRP kavramını Dungeons & Dragons serisiyle aktarmasından tam 20 yıl sonra, 1991 yılında White Wolf tarafından geliştirilen Vampire: The Masquarade, masaüstünde vampirlik kavramını bize göstermişti. Yıllarca insanlar kahramanlıklar peşinde koşup, iyiliğe hizmet eden veya güç hırsıyla yanıp tutuşan “canlıları” oynadıktan sonra, tarihin tozlu sayfalarında bile pek çok efsaneden, mitten şekillenmiş olarak ortaya çıkan bu “cansız” varlıkları oynama şansı herkese ilginç gelmişti.

Devamını Oku »

Fantastik Mitolojinin Kitabı

Thomas Bulfinch 1855 yılında popüler Eski Yunan ve Roma mitlerini anlatan bir eser hazırladı. Eserin yakaladığı başarının ardından Kral Arthur ve Şövalyeleri, İskandinav ve Doğu mitleriyle Charlemagne Efsanelerini içeren iki kitap daha kaleme aldı. Yayımlandığı günden itibaren başucu kitabı niteliğini kazanan bu üç yapıt, çeşitli editörlerin birtakım eklemeleriyle birlikte XX. yüzyılın başından itibaren genellikle bir arada basılmaya başlandı ve zamanla “Bulfinch Mitolojisi” adını alarak bu şekliyle ünlendi. 150 yıllık bir eser olmasına rağmen günümüzde halen işlevselliğini koruyan ve artık bir klasik haline gelen bu çalışmayı dünya mitolojileriyle ilgilenen okuyucuların ilgisine sunuyoruz. Eserlerinin asıl amacı Bulfinch’in kendi ifadesiyle “mitolojik öyküleri bir eğlence kaynağına dönüştürerek anlatmak” ve bu sayede edebiyat, müzik, resim gibi sanat dallarının içine işlenmiş birtakım mitleri açıklayarak bunları sıradan okuyucuya aşina kılmaktır. Gerçekten de bu yapıt Hawthorne, Whitman, Lord Byron, Marlowe, Goethe ya da Milton gibi klasik şair ve yazarların veya Handel ve Vivaldi gibi bestecilerin eserlerini mitolojik arka plana hakimiyetsizlikten dolayı tam olarak anlayamayan okuyucu ve dinleyicilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak kaleme alınmıştır.

Devamını Oku »

Kahraman Bir Şövalye: Rodo

Roberto Diso, İtalyan çizgi edebiyatının en kıdemli isimlerinden. Mister No ve Tex gibi popüler serilere katkısıyla tanınan Diso, bir süredir Türkiye merkezli Studio Rodeo projelerinde de görev almakta. Bu çalışmalar vesilesiyle yoğunlaşan ilişkiler, Diso’nun uzun zamandır gözden uzak kalmış özgün bir konseptinin de yeniden gündeme gelmesine vesile olmuş: Şövalye Rodo, ismini, sanatçının isim ve soyisminin ilk ve son harflerinden alıyor. Yani, %100 Roberto Diso eseri bir konsept. Görsel nitelikleriyle Star Wars gibi popüler Hollywood yapımlarından da esinler taşıyan Şövalye Rodo’nun en büyük özelliği, post-apokaliptik bir dünyanın İtalya coğrafyasında, Roma dolaylarında (Lazio bölgesi) yaşaması. Bir zamanların “şehir-devlet” tarzına ve monarşi benzeri yönetimlere geri dönüldüğü bu acayip çağda, bilimsel gelişmelerle mistik unsurların iç içe bulunduğu bir gerçeklik hüküm sürüyor.

Devamını Oku »

Zindan ve Ejderha Dövmeli Adam

Yıllarca fantastik kurguyla beslenen bir zihin, aynı zamanda J.R.R. Tolkien’in yolundan giderek İngiliz Dili ve Sanat Tarihi de okursa sonunda Peter V. Brett gibi bir insan ortaya çıkar ve Dövmeli Adam adlı kitabı yazar. Bizlere de size bu güzel kurgu pınarından beslenmiş olan bu yazarın kitabını sizlere tanıtmak düşer. Peter V. Brett, sıkı bir Zindanlar ve Ejderhalar oyuncusu da olduğu için aynı zamanda, hikayesindeki karakterlere buradaki öğeleri eklemiş ve yine kendi oyun deneyimlerinden oldukça faydalanmış gibi duruyor. Özellikle baş karakterimiz Arlen’in cesaret timsali olarak ön plana çıkması, Leesha’nın izlediği zorlayıcı yolun önemi ve Rojer’in aslında hayatta önemsiz görünen şeylerin bile bazen ne kadar önemli olabileceğini betimlemesi oldukça etkileyici duruyor. Her FRP oyuncusunun bildiği bu tip detaylar, karşımızda ne kadar güzel bir roman olduğuna dair belki de en güzel örnekler.

Devamını Oku »

Yan Etkili Eleman

Yan Etki

Can Akdağ yönetimindeki TurkFanFilm ekibi, daha önce “Rise of the Rebellion” adlı Star Wars dizisini gerçekleştirmiş ve kendisini kanıtlamıştı. Aynı grup, bu sefer bize muhteşem bir Post Apokaliptik kısa film projesinin duyurusuyla geldi: Yan Etki. Yan Etki, Star Wars gibi modern bir geleceği değil de, sitelerinden de görüleceği üzere daha karanlık bir geleceği anlatan atmosferini bize derinden hissettirecek gibi duruyor.

Devamını Oku »

Marvel RPG El Değiştirdi!

Marvel Logo

Marvel evrenini seven rol yapma oyuncularına bir gelişmeden bahsedeyim. Marvel RPG oynayanlar pek çok farklı sistem denemiş olmalılar. Bunun sebebi de Marvel evreninin sürekli farklı sistemlerde çıkması. Önceleri TSR ve Wizards of the Coast tarafından geliştirilen sistem daha sonraları Marvel Entertainment tarafından devam ettirildi. Fakat bu sırada oyun sistemlerinde pek çok değişiklik yaşandı ve bu durum da Marvel oyuncularını böldü. Eski sistem, yeni sistem derken bir de süreç içerisinde Marvel evreninin de değişmesi işleri iyice içinden çıkılmaz bir hale soktu.

Devamını Oku »

ENnie Ödülleri 2011

ENnie Awards

RPG endüstrisinin en prestijli ödülleri olarak kabul edilen ve 2001 yılından bu yana her yıl GenCon’da dağıtılan ödüller bu yıl da sahiplerini buldu. Hem Rol Yapma Oyunları, hem kutu, hem kart hem de minyatür oyunları gibi pek çok oyun dalında verilen ödüller oldukça geniş bir skaladan seçiliyor ve daha sonra oyuncuların beğenisine sunuluyor. Birkaç ay süren oylamaların sonucunda ödüller GenCon’da sahiplerini buluyor. İşte bu yılın kazananları.

Devamını Oku »

Emekli Klan Liderinin Günlüğü: Bölüm 1

Diablo

Emekli Klan Liderinin Günlüğü Bölüm 1: Evrim Bilgen says: Bana D3’ün çıkmadığını söyle İlker! Bugün, 1 Ağustos 2011 Pazartesi. Hem ramazanın hem de Ağustos’un ilk günü. Bunun konumuzla alakası yok tabi. Klişe bir giriş yapayım dedim, ne de olsa konunun devamında klişemsi bir giriş yapabileceğim alan bulamayacağım. Yıl 2000, Diablo 2 oynuyoruz. Yıl 2001, Exp. Pack’i çıkmış Diablo 2’nin oynamaya devma ediyoruz. Yetmemiş Klan (şimdilerin mini mini birleri farmer ikileri guild terimini seviyor) kurmuşuz, B.A.A.L. ismini vermişiz. Asosyalite sinyalleri modemin 56k bağlantı sinyallerine karışmış, Pit Level senin Worldstone Keep benim yuvarlanıyoruz. Bulduğumuz eşyaları Unidentify olarak saklıyoruz ki yeri gelince satalım diye. Battle.net’in Dark-İmam nickli absürd paladini olan ben hem LAN’de hem WAN’de klanımla ilgileniyorum. Patch’ler çıkıyo arada, yeni yeni stratejiler türüyor üzerine. Ama hiçbir zaman üstümüzden Duel (pvp ne ola ki, alırım kulağını senin!) zırhımız Shaftstop Mesh Armor düşmüyor. Lan yeter! Nasıl benliğime kazınmış ya! Barbaros, senin o Fecilia’yı da herkes biliyodu unuttum sanma! Eski Sanane (SNN) ve Oynasana (OSN) müdavimleri tanırlar bizi. Zaten kimler vardı ki, sağdan say!

Devamını Oku »