Son Haberler
Anasayfa » Makaleler » Transformers – More Than Meets The Eye

Transformers – More Than Meets The Eye

Bu Transformer’ların dünyasıdır. Kahraman Autobot’ların, Decepticon’ların şeytani güçlerine karşı verdikleri mücadeledir. Dünya ve Cybertron’un kaderini, pamuk ipliğine bağlı bu savaşın dengeleri belirleyecektir. Autobot’lar bir yandan kendi dünyaları olan Cybertron’u Decepticon’ların pençesinden kurtarmaya çalışırken, bir yandan da İnsan’ların gezegeni olan Dünya’nın yaşamsal kaynaklarının şeytani güçler tarafından yağmalanmasını engelleyebilmek için bitmek bilmez bir savaş vermektedirler. Bu, Cybertronian Savaşları’dır, Dünya Savaşı’dır ve Yeni Altın Çağ’ın doğumudur.

Transformer’ların evrenine adım atarken dikkat edin. Her zaman için, görünenden daha fazlası vardır…

Başlamadan önce:

Bu yazıyı yazmak için kullandığım kaynaklar yıllar boyunca internetin kıyıda köşede kalmış yerlerinden çıkartılmış bilgi kırıntılarıdır. En eskisi sekiz – dokuz  yıl önceye, en yenisi iki yıl önceye tarihlenebilir. Bu yüzden hangi bilgiyi nereden almış olduğum benim için bile bir muammadır. Ama yararlandığım başlıca kaynaklar tabi ki orjinal Transformers dizisi, uzun metrajlı filmi, film sonrası episodları, Marvel Comics’in çizgi romanları (orjinal dizi ile tutarsızlık çıkartmayan kısımları), oyuncakları ile birlikte gelen kitapçıklardaki bilgilerdir.

Yeni kuşak Transformers dizilerinden gelen bilgileri bu yazı içinde kullanmadım. Çünkü bir çok Transformers fanının farkedebildiği gibi, bu yeni serilerde sadece anlamsız robot savaşları görüyoruz. Orjinal evrenin kanonu bile sayılamayacak kadar şaibeli bilgiler içerdikleri için bu serileri dikkate almadım.

Şimdi, Stan Bush’un “The Tuch” isimli şarkısını Winamp’lerinize, Media Player’larınıza koyun, ben de size çocukluğumuzun belki de en etkileyici bilim-kurgu dünyasının kapılarını aralayayım.

 

Bölüm 1: Genel Bakış

Milyonlarca yıl önce, Quintesson’lar olarak adlandırılan bir ırk, bilimin doruk noktasına ulaşmıştı. Çok üstün teknoloji düzeyleri ile Quintesson’lar, yüzlerce siber dünya inşa ettiler. Bunlara Cybertron da dahildi..

Cybertron bir fabrika gezegeniydi. Tek varoluş amacı robotlar üretmek olan bir fabrika gezegeni. Autobotlar sivil görevliler ve ev hizmetlileri olarak, Decepticon denen savaşçı robotlar ise askeri hizmetlerde ve arenalarda halkı eğlendirsin diye gladyatör olarak üretiliyordu.

Her ne kadar kesin kanıtlar olmasa da, Quintesson’lar tarafından yapıldığı düşünülen diğer iyi bilinen dünyalar Junk, Lithone ve Goo’dur. Junk, Quintesson’ların çöplük ve atık deposu işlevini gören ufak bir gezegenciktir. Lithone gezegenini, Transformers: The Movie’yi izlerseniz Unicron tarafından yendiğini ve artık öyle bir gezegen olmadığını görürsünüz. Goo ise, yüzeyi yüzlerce metre derinliğinde yapışkan bir maddeyle kaplı, benim ön-çöplük adını verdiğim bir gezegendir.

Tabi ki Quintessa gezegeni de Quintesson’lar tarafından inşa edilmiştir. Fakat savaşlar sırasında o da yok edildi. Quintesson’ların, Quintessa benzeri inşa ettikleri daha bir sürü gezegen olabilir, lakin, herhalde Quintesson’lar hariç kimse bunların nerede olduklarını bilmemektedir. Bütün bu gezegenleri ve dünyaları daha sonra detaylıca anlatacağım için şu anda üzerinde durmayıp, ön bilgi olarak sunuyorum.

Quintesson gezegenlerinde genel olarak makina ve biyo-mekanik karma yaşam formları bulunur. Dünya (eğer büyük harfle dünya yazıyorsam, bizim gezegenimizden bahsediyorum demektir), üzerinde tamamen biyolojik yaşam formları barındıran, bilinen tek gezegendir, fakat bu da hızla değişmektedir. Quintesson’ların kendileri de siberorganik yaşam formlarıdır. 

Birçok tamamen robotik ırk da bulunmaktadır. Eğer dizilerde dikkat ederseniz, Kup’ın bu ırklara arada sırada atıfta bulunduğunu farkedebilirsiniz. Lithonia’lılar, dönüşüm geçirmeyen, tamamen robotik medeniyetlerin en güzel örneklerinden birisidir. Oldukça eskilere dayanan bir kültürel birikimleri ve derin bir tarihleri vardır. Fakat malesef bu güzel medeniyet Unicron tarafından yenilmiştir. Quintessa üzerindeki bitki ve hayvan yaşam formlarının tamamı robotiktir. Buna benzer daha çok miktarda siberdünyalar olabilir. Fakat biz evren hakkındaki bildiklerimizi genellikle Autobot’ların gözünden öğrendiğimiz için, henüz bu dünyalara gitmemiş veya varlıklarının bile farkında olmayabilirler. Hala bir çok keşfedilmemiş dünya, uzayın derinliklerinde yörüngelerini arşınlıyor olabilir.

En büyük ve önemli gezegen Cybertron’dur. Boyutları hemen hemen bizim Mars gezegenimiz kadar olan (biraz daha küçüktür) Cybertron’un, yörüngesinde iki ay vardır. Zamanında, savaşlarda ve Aurobot ayaklanması sırasında çok büyük öneme sahip olmuş bu iki ay, daha sonra Unicron tarafından yenerek yok edilmiştir. (Hazır yeri gelmişken bilmeyenler için belirteyim, Unicron gerçekten bu gezegen ve ayları yemektedir.)

Cybertron şu anda Procyon yıldızının yörüngesinde bulunmaktadır. Değişik zamanlarda değişik yerlere “götürülmüş” bir gezegendir. Orjinal mekanı Alpha Centauri’dir. Cybertronian Savaşları sırasında yörüngesinden çıkartılmış ve bizim Pluton gezegenimize paralel bir yörüngeye sokulmuştur. Daha sonra kendi güneşi olsun diye Procyon’un yörüngesine yerleştirildi.

Cybertron aslında tamamen yapay değildir. Küçük bir gezegenin (yüksek ihtimalle aslında bir ayın) etrafına devasa bir şehir kurularak inşa edilmiştir. (Star Wars evrenindeki Couruscant gibi düşünebilirsiniz). Gezegenin soğuk ölü çekildeğine doğru giden milyonlarca tünel kazılmıştır içlerinde. Bu tünellerde garip, kadim, mekanik yaratıklar yaşar ve pek az kişi tünellerin derinliklerine inmeye cesaret edebilir.

Cybertron’un yerleşim olan ve ziyaretçiler tarafından görülebilen kısmı gerçek Cybertron’dur. Cybertronian Svaşları’ndan önce, kontrolün hala Quintesson’larda olduğu zamanlarda oldukça hareketli, kozmopolit, humanoit robotlar ve Quintesson’ların yaşadığı, Autobot’ların hizmetçi, Decepticon’ların da asker olarak kullanıldığı bir fabrika şehri idi.

Ayaklanma’nın ardından, Quintesson’lar gezegenden kovuldu ve Cybertron’un kontrolü üzerine anlaşmazlığa düşen Autobo’lar ve Decepticon’lar arasında Cybertronian Savaşları başladı. Birçok sivil, savaşltan kaçıp başka dünyalara yerleşmek için gezegenden kaçtı. Geriye kalanlar ise Autobot’lar veya Decepticon’lar arasında bir tercih yapmak zorunda kaldı. Bir kısım ise saklanıp savaşın sonuçlanmasını bekledi. Bunlarn içinde özellikle dişi Autobot’lar ve Alpha Trion önemli bir yer tutar. Bunlara daha sonra değineceğiz. Burada, Quintesson’ların asıl şanssızlığı hem bir sivil ayaklanmayı, hem de askeri darbeyi aynı anda yaşamış olmalarıdır.

Savaş uzun yıllar boyunca, iki tarafta diğerinin üzerinde bir üstünlük kuramadan devam etti. Ve Dünya keşfedildi. Jetfire ve Starscream Dünya’yı ilk bulanlardır, fakat o sıralar Dünya büyük bir buz çağı devresindeydi. Autobot’lar Dünya’yı incelemek için yola çıktıklarında, Decepticon’lar da onları takip etti. Uzaydaki bir kovalama ve çatışma, Dünya’ya sert bir çarpma ile sonuçlandı ve Autobot – Decepticon savaşı, sayısız çağlar boyunca durdu.

Dört milyon yıl geçti…

Bü süreç zarfında Cybertron’da pek bir şey değişmedi. Shockwave ve savaşçı korumaları gezegenin yönetiminde kaldı ve tamamen Decepticon yönetimi hakim oldu. Geriye kalan Autobot’lar (Omega Supreme, dişi Aurobot’lar, Alpha Trion ve bir kaçı daha) yer altına çekildiler. Bütün bu milyonlarca yıllık süreçte barış içinde fakat karanlık bir çağ yaşandı.

Dünya’daki Transformer’lar uyanıp, savaş Dünya için devam etmeye başladığında, Cybertron’daki hareketlilik de artmaya başladı. Megatron’un Cybertron’a dönüşüyle birlikte, saklanmakta olan bir çok Autobot, Decepticon’lara karşı saldırı başlattı. Yüksek sayılarda Decepticon da savaşa katıldı.

Cybertron, savaşın devamı için gereken yeni Transformer’ların yapımını sağlayabildiği için özellikle önemli bir duruma kavuştu. Gezegeni zaten Decepticon’lar yönetmekte olduğu için yeni savaşçılar yapma konusunda sorunları yoktu. Autobot’lar ise inşa etmek istedikleri yeni savaşçıları için yollarını savaşarak açmak zorunda kalıyorlardı. Zaman zaman Dünya’da da Autobot’lar üretildi.

Bir zaman, Megatron Cybertron’u Dünya’ya yaklaştırıp, iki göç cisminin tehlikeli yakınlaşmasından çıkacak olan yıkıcı güçlerin enerjilerini kendi yararına kullanmayı düşündü. Başarısız olan bu girişim sonucunda Cybertron önce Güneş sisteminin sınırlarına, oradan da Procyon yıldızına gönderildi. Daha sonra Cybertron’un iki ayı inşa edildi. Gerçek amaçları hala belirsizliğini koruyan bu iki ayı Autobot’lar ele geçirip gizli üsler kurdular. Burada zırh, cephane, silah, ekipman ve olasılıkla yeni Autobotlar yaptılar. Unicron olayı sırasında, iki ay da yok edildi.

Bu olaydan sonra, Autobot’lar nihayet Cybertron’u Decepticon’ların elinden kurtarmayı başardılar ve güçlerini ezdiler. Yeni Altın Çağ başladı.

Lakin, Galvatron’un liderliği arkasında Decepticon’lar yeniden örgütlendiler ve savaş devam etti. Bu sıralarda Quintesson’lar da geri döndüler. Bu sefer Autobot’lar, hem Dünya’nın yağmalanmasını önlemek için dünyada, hem de gezegenlerini kaptırmamak için Cybertron’da savaşmaya başladılar. Quintesson’lar ise Cybertron’u geri istiyorlardı ve hem Autobot’lar hem de Decepticon’lar ile savaşmaya başladılar.

Ve savaş iyice kızışmaya başladı…

Diğer Gezegenler

Dünya

Neredeyse Cybertron kadar önemli bir gezegen varsa, o da Dünya’dır. Dünya, tüm Transformer evreni içindeki bilinen tek “saf” gezegendir. Diğerlerinin hepsi ya robotiktir, ya yapaydır, ya yüzeyi yok edilmiştir, ya çok primitiftir veya hibrit bir durumdadır (yarı doğal, yarı yapay).

Doğal olarak görülebildiği gibi bu gezegen genç ve enerji kaynakları bakımından çok zengin durumdadır. Decepticon’ların nihayi amacı Dünya’yı ele geçirip enerji kaynaklarını sömürmektir. Bu da Dünya’yı, mesela Charr gezegeni gibi yüzeyi mahvedilmiş, ıssız bir gezegen haline getirecektir.

Autobot’lar, Decepticon’ların Dünya’yı mahvetmelerini engellemek için çok savaşmışlardır. Her ne kadar insanların görüş açısından oldukça haklı ve doğru bir amaçmış gibi görünse de, Autobot’ların da kendi planları vardır. Eğer Decepticon’lar Dünya’nın enerjisini ele geçirirlerse, Cybertronian Savaşları’nda Autobot’ları sonsuza kadar malup edecek kadar güçlenebilirler. Yani aslında Autobot’lar, Dünya’yı çok sevdikleri için değil, tamamen stratejik mecburiyetler yüzünden bu gezegeni savunmaktadırlar. Autobot’lar Dünya’nın enerji kaynaklarını çalmaya çalışmazlar (ama arada bir ödünç (!) alırlar…), çünkü gezegen üzerindeki yaşam formlarına, özellikle de zeki insan yaratıklarına karşı saygılıdırlar.

İnsnlar, gezegenlerinde Transformer’ların keşfini göreceli olarak oldukça kolay fakat pek de içten olmayan bir şekilde benimsediler. İlk başlarda hem Autobot’lar hem de Decepticon’lar kötü yaratıklar olarak görülürken, Autobot’lar kendilerinin iyiliğin yanında olduklarını insanlara ispat edip, insanları Decepticon’lardan koruyacaklarına yemin ettiler. Yıllar içinde Autobot’lar insanlarla dost oldular. Decepticon’lar da kendilerine insanlar arasında dostlar edindiler fakat genellikle bu ilişkiler pek uzun sürmedi.

Autobot’ların yardımları ile, insanların teknolojileri inanılmaz bir hızla gelişmeye başladı. 21. Yüzyılın başlarında Earth Defense Force (Dünya Savunma Gücü –EDF, DSG) kuruldu. Uzay savunma istasyonları yaptılar, koloniler geliştirdiler ve bir çok uzay gemisi inşa ettiler. Savaşın sonlarına doğru insanlar, artık Autobot’ların yardımları olmadan da Decepticon’lar ile etkin bir şekilde savaşabilecek duruma geldiler.

Quintessa

Cybertron’un kaybedilmesinden sonra, Quintesson’lar Quintessa’yı kurdular. (İsimlendirme konusunda hiç yaratıcı olmadıklarını ben de kabul ediyorum) Quintessa, etrafı garip, bükümlü metal çemberlerle çevrili, acayip bir gezegendir. Gezegen, bitkileriyle, hayvanlarıyla, balıklarıyla ve çeşitli yırtıcı hayvanlarıyla oldukça canlı bir siber ekosisteme sahiptir. Sharkticon’lar, Quintesson’ları yeni savaşçıları olarak üretilmişlerdir. Fakat geçmişteki olaylardan ders alan Quintesson’lar, yine bir ayaklanmadan korktukları için Sharkticon’ların zeka kapasitelerini özellikle sınırlandırmışlardır. Grimlock’ın liderliğinde bir ayaklanma olmuştur ama hemen bastırılmıştır.

Rodimus Prime gezegende mahsur kaldığında, Quintesson’lar, Liderlik Matrisi’ni (Matrix of Leadership, daha sonra açıklanacak) yok edebilmek umuduyla, kendi gezegenlerini yok etmeye karar verirler. Fakat Rodimus Prime, gezegen yok olmadan hemen önce kaçmayı başarır. Quintesson’lar şimdi garip görünümlü gemileri ile uzayda dolaşmaktadırlar. Tek umutları Cybertron’u geri alabilmektir.

Charr

Uzayın soğuk derinliklerinde, hiç bir yıldızın sıcaklığının ulaşamadığı bir yerdedir Charr. Zamanında bütün enerji kaynakları tüketilmiş, hatta gezegen çekirdeğinin bile ısısı kalmamış, ölü, donmuş bir gezegendir. Üzerinde hiç bir hayatın olmadıği bir kaya parçasıdır aslında. Sadece, yüzeyine tek tük dağılmış olan eski yıkıntılar burada bir zamanlar yaşam olduğunu gösterir.

Decepticon’lar Cybertron’dan çekildikten sonra, bulabildikleri tek güvenli dayanak noktası Charr olmuştur. Energon açlığı yüzünden kesin bir ölüm ile yüzleşen Decepticon’lar, burada umutsuzluk içinde saklanmışlardır. En sonunda Galvatron gelip Decepticon’ları tekrar yapılandırmıştır. Charr üzerinde büyük ve daimi bir üs kurmuşlar, komşu yıldız sistemlerinden stabil bir enerji akışı sağlamışlardır.

Junk

Junk’a bir gezegen demek aslında zordur. Tamamen çöp, atık ve süprüntülerden oluşmuş şekilsiz bir gök cismidir. Bu gök cismi üzerinde tek yaşıyanlar kendilerine Junkion denen bir gruptur. Junkion’lar, savaşlar sırasında genellikle tarafsızlıklarını korumalarına rağmen, zaman zaman Autobot’ların bakış açılarına sempati duymuşlardır.

Junkion’lar tamamen döküntü ve ıvır zıvır parçalardan oluşmuşlardır ve hepsi, diğer Junkion’ların da kullanabielcekleri motorsikletlere dönüşürler. İlginç bir diğer özellikleri ise, Dünya’daki televizyon yayınlarına çok düşkün olmalarıdır! Transformers: The Movie’de de görülebileceği gibi, bu televizyon yayınlarını alabilmeleri için Dünya’dan otuz veya kırk ışıkyılı uzakta olmalıdırlar. Bu yüzden Junk’ın, olasılıkla Capella, Acturus veya Aldebaran yıldız sistemlerinden birinde olduğu tahmin edilir.

Lithone

Lithone bir zamanlar galaksinin belki de en büyük kültürel merkeziydi. Çok ileri ve barışçı bir ırk olan Lithonyalılar bu siber dünyanın genel nüfusunu oluştururlar. Sanat ve özellikle edebiyatta da en az bilimde oldukları kadar gelişmişlerdi. Lithonyalıların, Cybertronian Savaşları sırasında Cybertron’dan kaçmış bir halk oldukları düşünülse de, bunu destekleyecek bir kanıt yoktur.

Lithone, Unicron tarafından yok edilmiştir. Bazılarının, Unicron’un saldırısını önceden bildikleri zannedilmektedir. Uzun menzilli sensörleri ile gelişini çok önceden haber almış olmalılar fakat bunu engellemek için hemen hemen hiç bir şey yapmadılar. Gezegenin savunma birimleri tarafından hiç bir karşı saldırı gerçekleştirilmedi ve sadece bir tek gemi kaçmayı başarabildi. Bu da akla, gezegenin zaten herhangi bir savunma sistemine sahip olmayabileceğini akla getiriyor. Kurtulmayı başaran tek gemi de daha sonra Quintesson’lar tarafından yok edildi.

Goo

Goo pek fazla bilinmeyen garip bir dünyadır. Biraz çer çöp ve gezegenin etrafını kalın bir katman halinde kaplayan jelatinimsi yapışkan bir madde haricinde hiç bir şey yoktur. Goo üyük ihtimalle, Junk gezegeninin erken dönemlerini yaşayan bir dünyadır. Goo gibi daha bir çok gezegen, uzaydan dolaşan çöpleri ve atıkları üzerinde toplamak için inşa edilmiş olabilir. Yani aslında bir nevi uzay Vileda’sıdır. Üzerine yapışan çöpler ve atıklar kaçınılmaz olarak bir süre sonra gezegenin tamamını kaplayıp, yüksek ihtimalle Junk benzeri bir görünüm verecektir. Eğer durum böyleyse, Junk’ın da jelatinimsi yapışkan bir alt-yüzeyi olabilir.

 

          Mehmet “Diabolic_Wizard” Göksu

Fantezinin Kısa Hikayesi
Dracula Efsanesi