Anasayfa » AYBABTU » Teknolojik Bir Kovboy Hikayesi – Solo: A Star Wars Story İncelemesi

Teknolojik Bir Kovboy Hikayesi – Solo: A Star Wars Story İncelemesi

Star Wars efsanesi bir yandan çizgi filmler, bir yandan da çizgi romanlar, kitaplar ile devam ederken sinemada da hikaye sürüyor. Ana hikayemiz sürerken geçmişin tozlu hikayeleri de karşımıza spin-off filmlerle çıkıyor. İlk olarak Rogue One filmi ile geçmişe dönmüştük, şimdi de Han Solo’nun hayatına ışık tutan Solo: A Star Wars Story filmini anlatacağım.

Daha önce geçmişe dair hikayeleri roman ve çizgi romanlarda görmüştük. Bu nedenle karakterlerin hikayelerinin filmlerde anlatılması çok heyecanlandığım bir durum değildi doğrusu ama Rogue One filmini izlediğimde söylediğim söz, “Yapılmış en iyi Star Wars filmlerinden birisi,” oldu. Durum böyle olunca spin-off filmlere bakış açım değişti haliyle.

Solo: A Star Wars Story filmiyle ilgili çekim aşamasından bu yana pek çok söylenti çıktı. İlk olarak Han Solo’yu canlandıran Alden Ehrenreich’in oyunculuğundaki sıkıntılar önümüze geldi, sonrasında filmin %70’inin yeniden çekilmiş olduğunu öğrenince beklentiler iyice düştü tabii. Doğrusu iyi ki de beklentim olmadan izlemişim yoksa buraya daha acı şeyler yazabilirdim.

BURADAN SONRASI SPOILER İÇERİR DEMEYECEĞİM, İÇERMEYEBİLİR DE. ÇÜNKÜ FİLMİ SİZE ANLATMAYACAĞIM AMA DETAYLARDAN BİR ŞEYLER AÇIĞA ÇIKARSA KARIŞMAM!

Sadece Han Solo Filmi Değil

Film, Han Solo’nun Corellia’da Lady Proxima‘ya bağlı olarak hırsızlık yapmasıyla başlıyor. Bu sırada sadece bir hırsız değil aynı zamanda da hayaller kuran bir genç. Bir yolunu bulup bu hayattan kurtulmaya çalışırken yanında, Game of Thrones’ta Khaleesi’yi canlandıran, filmde de Qi’ra karakterine hayat veren Emilia Clarke var. Hayalleri ise biraz para bulup beraber kaçıp birlikte bir gelecek kurmak. Tam da beklendiği gibi burada işler karışmaya başlıyor.

İsim Sorunu

Han Solo, aslında ailesi olmayan öksüz ve yetim biri olarak büyüyor. İsmi Han ama normalde bir soyadı yok. Kendisi İmparatorluk ordusuna katılırken soyadı sorulduğunda verdiği cevap aslında Han’ın soyadı oluyor bir şekilde. Yemedik doğrusu, çok ucuz bir yutturma çabası. Nüfus memuru yanlış yazmış deseler daha kabul edilebilir olurdu. Burada senaryonun bir şekilde zorlama ilerlemesi başladı benim için.

İşin ilginç yanı senaryoyu kaleme alan isim de efsane Star Wars filmlerini de yazan Lawrence Kasdan ve oğlu Jonathan Kasdan’dan başkası değil. Neredeeeeen nereyeeee diyesi geliyor insanın.

Şanslı Han

Han Solo’nun planları genelde tahmin ettiği gibi gitmez, bunu biliyoruz ama işler ters gittiğinde ne kadar şanslı olduğunu da biliyoruz. Filmde de bu şansına pek çok kez tanık oluyoruz. Mesela ordudayken tanıştığı Tobias Beckett, hayatının bazı noktalarında gerçekten önemli bir rol oynuyor. Orduda bir şekilde tanışmaları da Han Solo’nun şansını gösteriyor.

Aaaa tabii bir de Chewbacca ile tanışmaları var. Meğer Kashyyyk gezegeninin tüylü ırkı wookieler birer canavarmış da haberimiz yokmuş… Anlatmayacağım, kendiniz görün ama bu da çok ucuz bir çaba olmuş. Chewie ve Han köşeyi dönerken birbirlerine çarpsalar ve Chewie, Han’ın dökülen kitaplarını topladıktan sonra bir kahve içerek tanışsalar en azından daha sürdürülebilir bir ilişkileri olurmuş.

Galaksinin En İyi Pilotu Ama Gemisi Yok

Han Solo, bir şekilde kaçakçılık ve hırsızlık ile yolunu bulmaya çalışırken pilotluk hep hayalinde vardır. Bir şekilde ortalık karıştığında Han da kokpitte yerini alır ve pilotluk serüveni başlar. Sonrasında iyi bir pilot olduğunu kanıtlamak için tabii ki bir gemiye ihtiyacı vardır. İşte o gemi, her Star Wars hayranının bildiği üzere bir kumar masasında karşısına çıkar. Corellian YT-1300 modeli gemi, nam-ı diğer Millenium Falcon’u Lando Calrissian ile kumar masasında karşılaştığında tanır. Birisi bana “Millenium Falcon’u kumar masasında bahis olarak koy,” dese, “Canımı koyayım ortaya ama o olmaz,” derdim herhalde ama burada biraz sıkışan hemen Millenium Falcon’u kumara malzeme ediyor. Yazık gemiye…

Şekli biraz farklı mı görünüyor?

Lando Calrissian ve L3-37

Lando Calrissian’ı zaten az çok tanıyoruz. Han Solo’nun eski dostu olduğunu, Millenium Falcon’un eski sahibi olduğunu, hatta sonrasında Han Solo’ya ihanet ettiğini biliyoruz fakat bu filmde Lando’yu daha yakından tanımayı bekliyoruz. Bekliyoruz ama kumarbaz ve züppe bir Lando’dan fazlasını göremiyoruz maalesef. Bu filmdeki Lando’yu görünce ileride Bespin’de Bulut Şehri’nin ve Tibanna gazı işletmesinin yöneticisi olduğunu düşünmek zor oluyor. Lando’yu tanımasak, bu adamın sonu muhtemelen bir barda kumar masasında sefil bir halde bitiyor diye düşünürsünüz.

Bir de Lando’nun sadık droidi L3-37 var. Yürüyüşü, konuşması ve tavırlarıyla şişman bir siyahi kadın karakteri anımsatan L3-37, aynı zamanda tam bir bağımsızlık savaşçısı. Aktivist tavırları ve konuşmaları beni filmde çok rahatsız etti doğrusu. Herhalde Jar Jar Binks ile birlikte beni en çok rahatsız eden Star Wars karakteri oldu kendisi. Yani C-3PO ve R2-D2 gibi güzelim droidleri gördükten sonra bu kadar duygusal bir droid görmek çok garip geldi. Filmde bir ara eline gökkuşağı renklerinde, üzerinde droid amblemi olan bir bayrak alıp sallayacak diye bekledim. Bir droidi bile duygusal bir konuya malzeme yapmayı zorlamışlar, anlamlandıramadım doğrusu. C-3PO neler gördü geçirdi de bu kadar üzülmedi kimse. Sonuçta bu bir droid yahu, al hafıza çipini başka droide tak!..

Sen Neymişsin Be Koaksiyum

Han Solo, filmin en başından beri Koaksiyum adı verilen ve güçlü bir enerji kaynağı olan maddenin peşinde. Bu maddeyi çok yüksek enerjiye sahip bir petrol gibi düşünebilirsiniz. Koaksiyum o kadar değerli bir şey ki, tüm çeteler, hırsızlar, kaçakçılar ve hatta İmparatorluk bile bu maddeye odaklanmış durumda. Yani bir kutu bulsanız hayatınız kurtulur, o derece. Tabii hikaye kaçakçılar, hırsızlar üzerinden gidince Koaksiyum da hikayenin merkezinde yer alıyor. Hatta bu filmi ana hikayelere bağlayan şey de Koaksiyum oluyor. Sen nelere kadirmişsin, biz niye seni ilk kez gördük acaba?

Hani Nerede Kovboyluk?

Başlıkta kovboy filmi demişsin, ne alakası var diyenler olabilir. Zamanının Western klasiklerini izleyenler bir kovboyun bir şeylerin peşinde hayatını heba etmesini anımsayacaktır. Nasıl ki orijinal Star Wars filmlerinde Akira Kurusawa’nın Seven Samurai filminden izler varsa ve hatta Jedi kavramı samuraylık kavramı üzerine şekillendiyse bu filmde de kovboy filmlerinden bir hayli esinlenilmiş. Öncelikle kaçakçılık, işlere hile-hurda karıştırma ile başlayan hikaye sonrasında tren soygunu, barda kağıt oyunu ile devam ediyor. Western filmlerinde alışık olduğumuz iki grubun veya iki kişinin karşılıklı silah çekme ve birbirlerini tuzağa düşürmeye çalışma durumları da sıkça var. Ayrıca kovboy filmlerinde ortada bir nesne varsa herkes birbirinini kuyusunu kazar, işte aynı şeyleri bu filmde de görüyorsunuz.

Eğer filmi izlemeden önce üstteki paragrafı okuduysanız yazılanlar size bir şey ifade etmeyebilir ama filmi izledikten sonra “Vallahi kovboy filmi olmuş,” diyeceksiniz. Kayra demişti dersiniz. :)

Sürprizler Şaşırtmadı

Filmde bazı kırılma anları var. Tabii ki filmin sonunda neler olacağını biliyoruz çünkü aslında bildiğimiz bir hikayenin detaylarını izliyoruz. Bu kolay bir iş değil ve böylesi bir durumda sürprizler devreye giriyor. Filmin belirli noktalarında yaşanan olayları izleyicinin şaşkınlıkla karşılaması beklenmiş muhtemelen ancak bu sürprizler o kadar öngörülebilen şeyler olmuş ki şaşırmış gibi bile yapamıyorsunuz. Birkaç hiç beklenmeyen sürpriz var, özellikle eski tanıdıklardan birini yeniden görmek şok edici olabilir ama o sürpriz de sonuca bağlanmamış. Daha çarpıcı sahneler olabilirdi.

Karakter Derinliği Yok

Han Solo karakterini yıllarca Star Wars filmlerinde izledik. Şimdi ise çok sevilen bu karakterin daha derinine inebileceğimiz bir fırsat var. Filmde Han Solo’nun geçmişi anlatılıyor ama Han Solo ile kendimizi bir türlü özdeşleştiremiyoruz. Yani bir macera akıp gidiyor ama karakteri derinlemesine görebildiğimiz yerler çok sınırlı. Hatta Chewbacca ile bile neden bu kadar yakın dost olduklarına dair çok derin bir temel verilmemiş. Lando Calrissian, bu filmdeki ana karakterlerden birisi lakin orijinal Star Wars serisinde Lando’nun hayatını daha iyi öğreniyoruz desem yeridir. Filmde zaten Han Solo’dan çok neredeyse Qi’ra karakterini izliyoruz. 2 saatlik bir filmde Han Solo ile kendimi özdeşleştirebilmek isterdim. Belki Alden Ehrenreich’in oyunculuğu yüzünden belki de senaryo yüzünden bunu bir türlü yapamadım.

Sonuç

Film bana göre vasat bir Star Wars yapımı. Tekrar izler miyim bilemiyorum doğrusu. Bir ara sinemada saate bakıp ne kadar kaldı diye düşündüğüm bile oldu maalesef ki çok küçük yaştan beri Star Wars’u çok seven ve her Star Wars yapımı için heyecanlanan biriyim. Böyle birini bile heyecanlandıramayan bir yapım olarak Solo: A Star Wars Story filmi benden ancak ortalama bir puan alabilir. 10 üzerinden 5 veririm. Siz yine de izleyin çünkü salondan çıkınca, “Ben beğendim filmi,” diyen arkadaşlarım da oldu.

The Winds of Winter'ı Beklerken George R.R. Martin Ejderhaların Peşine Düştü
Yerdeniz Büyücüsü, 50. Yılını Özel İllüstrasyon Koleksiyonu İle Kutluyor