Acil toplanın. HBO’nun şaheser animasyon serisinin ardından, cehennemin o dumanlı, yavaş ve felsefi dehlizlerinde kaybolmuşken büyük bir hata yaptım. “Bir de şu canlı aksiyon (live-action) filmini aradan çıkarayım, ne kadar kötü olabilir ki?” dedim. Keşke demez olsaydım. Karşımda bulduğum şey, her saniyesi ilmek ilmek işlenmiş gotik şaheser değil; buram buram doksanlar kokan, içi bomboş, absürt bir Jason Statham tarzı aksiyon filmiyle pembe dizi soslu bir ergen dramının çorba edilmiş haliydi. En patates senaryolara bile bir şans vermeye çalışırım ama bu film… Bu film benim için kelimenin tam anlamıyla bir sinema işkencesine dönüştü. Hazırsanız, animasyondaki muazzam tondan sonra bu vizyonsuzluk abidesinin bizi nasıl cringe krizlerine soktuğunu inceleyelim.

Spawn mı, Yoksa Maskeli Bir Aksiyon Figürü mü?
Animasyon serisini incelerken ne demiştik? “Dizi acele etmiyor, Al Simmons’ın ruhunun çürümesini yavaş ve odaklı bir suç draması gibi işliyor.” İşte o cümleyi alın, buruşturup çöpe atın. 1997 yapımı film, Spawn’ı karanlık bir trajedinin kurbanı değil, adeta doksanların o patlamalı çatlamalı, içi boş vizyonsuz B-class aksiyon filmlerinin başrolü haline getirmiş.
Michael Jai White fiziksel olarak karaktere uymuş olabilir ama senaryo o kadar vizyonsuz ki, adamı sürekli bir yerlerden atlayan, mantıksız silah pusu senaryolarının içine düşen bir aksiyon figürüne çevirmişler. Al Simmons’ın o mezardan yeni çıkmış, acı çeken, aklını kaybetmiş havasından eser yok. Vuruyor, kırıyor, patlatıyor… İzlerken “Bir ara arkadan Jason Statham çıkacak ve her şeyin bir şaka olduğunu söyleyecek” diye bekledim, yalan yok Ai Simmons’ u oynayan adamda Jason Statham’a benziyor absürdlüğe bak yani. O ağırlık, o derin lore gitmiş; yerine hamsi gibi oradan oraya zıplayan bir adam gelmiş.
Pembe Dizi Cringe’liği ve Toksik İlişkiler
Filmin en katlanılmaz, beni ekran başında en çok “cringe” eden kısımları kesinlikle dramatik olmaya çalışan ama beceremeyen o toksik sahneleriydi. Animasyonda Wanda ve Terry’nin dünyasına uzaktan bakan Al’ın o sessiz, yıkıcı acısını iliklerimize kadar hissediyorduk. Burada ise olay tamamen ucuz bir pembe dizi (soap opera) kıvamına indirgenmiş.
Karakterlerin diyalogları o kadar yapay, o kadar ağdalı ve klişe ki, sahneler duygusal olmaktan çok uzak, resmen izleyiciyi utandırıyor. O dramatik sahnelerdeki oyunculuklar ve arkada çalan anlamsız müzikler, insanı derin bir varoluşsal sancıya sürüklüyor. Al’ın geri dönüşü, Wanda ile yüzleşmesi, o aradaki gerilim… Hepsi o kadar toksik ve çiğ işlenmiş ki, “Keşke Al cehennemde kalsaydı da şu sahneleri hiç yaşamasaydık” diyorsunuz.

O Efektler Ne Öyle? (Malebolgia: Bir Menmen Faciası)
FRPNet’te fantastik yaratık tasarımlarına, CGI teknolojisinin gelişimine her zaman saygı duyarız ama bu filmin görsel efektleri, doksanlar standartlarında bile bir görsel terör. Hele o Cehennem sahneleri ve Malebolgia’nın tasarımı… Şeytanın efendisi, cehennemin hakimi koskoca Malebolgia, ekranda adeta erken dönem PlayStation 1 oyunlarından fırlamış, çözünürlüğü düşük bir menemen gibi duruyor. Spawn’ın o ikonik pelerini bile bilgisayarda yapılmaya çalışıldığında yaşayan bir organizma gibi değil, ekrana sonradan yapıştırılmış kırmızı bir piksel yığını gibi görünüyor.
John Leguizamo’nun canlandırdığı Clown/Violator performansı filmi biraz eğlenceli kılmaya çalışsa da, o iğrençlik ve absürtlük bile filmin o bomboş aksiyon tonu içinde kaybolup gidiyor. Ne korkutabiliyor, ne tam komik olabiliyor; sadece rahatsız ediyor.
Son Kelam: Hafızamızı HBO ile Temizleme Zamanı
Uzun lafın kısası dostlar; 1997 yapımı Spawn filmi, çizgi roman tarihinin en karanlık, en potansiyelli karakterlerinden birinin Hollywood dişlileri arasında nasıl heba edildiğinin ayaklı bir kanıtı. Yavaşlık yok, odaklanma yok, atmosfer hak getire. Varsa yoksa anlamsız patlamalar, ucuz aksiyon sekansları ve insanı utandıran pembe dizi diyalogları.





