İncelemeler

Dragonslayer (1981) İncelemesi

FRP masalarında canlandırdığımız ilk heyecanları, “Level 1” büyücü çıraklarının düştüğü absürt durumları bilirsiniz. İşte tam olarak kafayla çekilmiş, ama zamanın tozlu raflarında biraz unutulmuş bir yapımdan bahsetmek istiyorum bugün size: Dragonslayer (1981).
Geçenlerde “Ne izlesem?” diye bakınırken karşıma çıktı ve fantastik sinemanın bu tuhaf dönemecine bir kez daha şans vermek istedim. Baştan söyleyeyim; karşınızda bir Lord of the Rings görkemi ya da Conan yok. Ama kendine has, garip bir çekiciliği olduğu da kesin. Ne çok yerlere göğe sığdırabiliyorum ne de tamamen görmezden gelebiliyorum. Gelin, nedenini biraz deşeyim.

“Level 1” Bir Çırağın Ejderha Avı Günlüğü

Hikayemiz, yaşlı ve kudretli büyücü Ulrich’in (Ralph Richardson) trajik (ve biraz da beceriksizce) ölümüyle başlıyor. İhale, henüz büyü yapmayı tam kıvıramamış, toy çırağı Galen’e (Peter MacNicol) kalıyor. Görevimiz ise klasik: Krallığı haraca bağlayan, bakire kurbanlar talep eden kadim bir ejderhayı, Vermithrax Pejorative’i alt etmek.
Filmin en sevdiğim ve aynı zamanda en çok bocaladığı yer burası. Galen, alıştığımız o “seçilmiş kişi” karizmasından fersah fersah uzak. Çoğu zaman ne yaptığını bilmeyen, büyü yaparken eli ayağına dolaşan bir ergen izliyoruz. Bu durum hikayeye hoş bir absürtlük ve samimiyet katsa da, bir süre sonra “Yahu koskosca krallık bu çocuğa mı kaldı gerçekten?” dedirtiyor.

Vermithrax: CGI Öncesi Çağın Gerçek Ejderhası

Filmin hakkını teslim etmemiz gereken en büyük kozu kesinlikle ejderhamız Vermithrax. Bilgisayar efektlerinin (CGI) henüz dünyayı ele geçirmediği bir dönemde, go-motion tekniği ve devasa animatroniklerle yaratılan bu canavar, bugün bile pek çok modern ejderhadan daha tehditkar duruyor. Karanlık mağara sahnelerindeki o hırlayışı, pullarının dokusu ve ağırlık hissi gerçekten muazzam. Eğer fantastik yaratık tasarımlarına ilginiz varsa, sadece Vermithrax’ı görmek için bile filme bir şans verilir.
Ancak ejderhanın bu başarısı, filmin temposundaki sarkmaları kurtarmaya yetmiyor.

Neden Bir Başyapıt Değil?

Dragonslayer, Disney ve Paramount ortaklığında çekilmiş bir film. İşte tam olarak bu yüzden kimlik krizi yaşıyor. Film bir yandan Disney sıcaklığı yakalamaya çalışıyor, diğer yandan bakire kurbanlar, karanlık mağara sahneleri ve beklenmedik bir vahşet tonu barındırıyor. Bu iki zıt kutup arasında gidip gelirken hikaye ritmini kaybediyor.
Ayrıca ana karakterimiz Galen’i oynayan Peter MacNicol’ın performansı (kendisini ilerleyen yıllarda Ally McBeal veya Ghostbusters II’den hatırlarsınız) fantastik bir epik film için biraz fazla “Amerikan taşra genci” kalıyor. Yan karakterlerin birçoğu ise derinleşemeden harcanıp gidiyor.

Masaya Ne Katıyor?

Bir DM (Dungeon Master) gözüyle baktığımda, filmin atmosferi tam bir klasik D&D modülü kıvamında. Çamurlu köyler, çürümüş krallıklar, din ve büyünün çatışması… Özellikle Hristiyanlığın yükselişiyle eski büyülü dünyanın (ve ejderhaların) yok oluşunu anlatan o alt metin, filme derinlik katmaya çalışmış ama bence tam hakkıyla işlenememiş. Yine de lore açısından keyifli detaylar barındırıyor.

Son Söz: İzlemeli mi, Geçmeli mi?

Dragonslayer için ne “Zaman kaybı” diyebilirim ne de “Mutlaka izleyin”.
Eğer 80’lerin o karanlık, hafif çamurlu ve pratik efektlerle dolu fantastik sinemasını özlediyseniz, pazar akşamı çayınızı kahvenizi alıp nostalji yapmak için ideal bir seyirlik. CGI canavarlardan sıkılan gözlerinize Vermithrax’ın sahneleri ilaç gibi gelecektir. Ama sıkı bir kurgu, yüksek tempo ve epik karakter gelişimleri bekliyorsanız, aradığınızı tam olarak bulamayabilirsiniz.
Benim için 10 üzerinden temiz bir 6. Ne eksik, ne fazla.
Siz ne düşünüyorsunuz? Aranızda Vermithrax’ın mağarasına daha önce giren var mı? Yorumlarda buluşalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu