Iron Maiden: Burning Ambition, metal tanrılarının doğumundan bugününe ışık tutmayı hedefleyen, müzik severlerin kanını 0,2 saniyede kaynatma amacıyla yola çıkan bir belgesel.
Grubun kariyerine ışık tutan Iron Maiden: Burning Ambition isimli belgeseli duyduğumda nasıl heyecanlandığımı anlatmama bile gerek yok. Metal müzik şu 46 yıllık ömrümde gevşetmeden tuttuğum en sıkı ip olabilir. Neredeyse kendimi bildim bileli ”teneke sesi” dinliyorum ve bu uzun sürenin en büyük ortaklarından biri Iron Maiden. O yüzden çok sevdiğim grup ve kişilere dair yapılan işler beni heyecanlandırdığı kadar endişelendirir.
Bu tarz belgeseller hep bıçak sırtıdır aslında; zaten fanı olduğunuz bir grubun neredeyse ciğerini bildiğiniz için size yeni bir içerik sunulmalıdır ama çoğu belgesel yüzeyin altına inmekte zorlanır ve başarısız olur. Burning Ambition da benzer sıkıntılara sahip ne yazık ki. Görece kısa sayılabilecek süresini zaten herkesin bildiği şeylerle dolduruyor.

Grup punk müziğin zirve yaptığı dönemde nasıl pub ünlüsü oldu ve bu akıma karşı direndi, 90’larda grunge akımına duvar örüp hayatta kaldı, bunları biliyoruz. İlk vokalist Paul Di’anno hızlı yükselişe dayanamayıp kendini uyuşturucu batağında bulduğunda hızlıca gruptan kovulduğunu da biliyoruz. Şunu es geçmemek lazım; belgeselde ilk 15-20 dakikayı Paul Baba alıyor ama rahmetliyi de toprağı bol olsun minvalinde anmıyorlar. ”Eşek meşek ama seviyoruz keratayı” diyerek kendisi ile ilgili dönemi kapatıyor Steve Harris.
Bruce Dickinson’ın gelişi, neredeyse 10 yılı bulan bitmek bilmez turnelerin yorgunluğu ile grubun inceden gerilmesi ve ardından Bruce’un grubu bırakması… Bunları da biliyoruz yahu. İyi bir arşivcinin Youtube’da yapabileceği bir kolaj gibi Burning Ambition, kötü değil ama derine inecek içeriğe de sahip değil. En büyük sıkıntılardan biri, grup elemanlarının kişisel problemlerine bir kez dışında değinilmiyor. Özel hayatta ne sıkıntı yaşıyorlar, aralarında grup olmanın zorluğu dışında neler yaşandı, bunlara değinilmiyor. Harris’in boşanma süreci, Bruce’un gırtlak kanserini 4 dakikada özetlemek ve finalde de Nicko Mcbrain’in felç sonrası grup ile devam edememesi toplasanız belgeselin 15 dakikasını almıyor.
Turne yapmanın, hayranları mutlu etmenin güzelliği güzellemesi Burning Ambition’ın temelinde. Metal sahnesinin ağa babalarından olan Iron Maiden üyeleri ”Herkes mutlu ama biz yorgunuz” temasını da bir an olsun bırakmıyor. Şunu da söylemek lazım, eşsiz şarkılar eşliğinde grubun özetini izlemek bile keyifli. Burning Ambition’ın en özel anlarından biri de Polonya konseri. 80’lerde Rusya kontrolündeki komünist Polonya’ya konser vermeye gidiyor Iron Maiden ve totaliter rejim altında ezilen gençlerin patlama anına tanık oluyoruz. Gözleri seyircide olan yüzlerce polis bile bir yerden sonra dağıtıp konseri alkışlamaya başlıyorlar. Aynı bölgede bir düğüne katılıp Deep Purple çalıyor ekip, alın size eğlenceli bir bilgi.

Iron Maiden: Burning Ambition’da sürekli olarak grup üyeleri konuşuyor ama bir kez olsun konuşurken kendilerini göremiyorsunuz. Hep arka seste kalıyorlar. Görüntüleri değerlendirmek adına yapılmış belli ki ama bir şekilde grubu bilmeyen, az bilen seyircinin bağ kurmasını fena halde zorlaştıracak bir tercih bu. Burada durumu Javier Bardem kurtarıyor resmen. Ünlü ünsüz pek çok isim görüntüleriyle birlikte Iron Maiden’ın kendileri için ne anlama geldiği heyecanlı şekilde anlatıyorlar.
Bir diğer kurtarıcı ise efsane Ross Halfin’in tadından yenmez fotoğrafları. Yıllar boyu metal camiasını eşsiz şekilde sonsuzlaştıran Halfin’in 80’lerden günümüze çektiği Iron Maiden görselleri muhteşem. Muhtemelen bu görsellerin çoğuna daha önce tanık olmadık, bu da Burning Ambition’ın paçayı kurtarmasına yardımcı oluyor. Gelelim o göz kanatan CGI kısımlara. Çıkış noktasını da öğrendiğimiz ve grubun imzasına dönüşen karakter Eddie’nin yer aldığı CGI videolar aşırı kötü, ucuz duruyor. Bilinçli bir tercih midir, bilemiyorum ama hem görsel, hem de işitsel olarak belgeselin en zayıf kısımlarını oluşturuyor.
Iron Maiden: Burning Ambition, grubun ciğerini bilse de her içeriği defalarca tüketecek fanlar için yapılmış bir belgesel. Evet, başından sonuna keyifle izliyorsunuz ama bilmediğiniz bir şey yok. Some Kind of Monster benzeri içsel bir Metallica yolculuğuna, Bruce Dickinson’ın katliam zamanı Boşnak gençlerle bütünleştiği eşsiz Welcome to Sarajevo’ya baktığımda, metal devi Iron Maiden’ın da daha özel bir belgesele sahip olmasını isterdim. Bu haliyle keyifli ama fazlasıyla fan servisi olmaktan öteye gidemiyor Burning Ambition ve damaklarda beklenen tadı tam olarak bırakamıyor.




