Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Peki Sonra Ne Olmuş? – Öyküler İncelemesi

Peki Sonra Ne Olmuş? – Öyküler İncelemesi

Neil Gaiman ve Al Sarrantonio isimlerini bir arada gördüğümde, Öyküler kitabının iyi olacağını biliyordum. İthaki Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Öyküler bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap değil ama geriye dönüp tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz öykülerle dolu.

İlk olarak 2010 yılında yayınlanan Stories, All-New Tales alt başlığı altında okuyucularla buluştu. Türkçe çevirisiyle aramıza katılması biraz uzun sürdü ama sonunda karşımızda.

Sadece Dört Kelime

Kitap, bütünleyici bir konsept olarak, Neil Gaiman’ın yazdığı önsöz içerisindeki “…peki sonra ne olmuş?” sorusuna dayanıyor. Çocukken bir hikaye dinlediğinizde ya da bir hikaye okuduğunuzda, sonuca vardığımızda aklımızda bu soru yankılanıyordu. Her daim hikayelerin sonrasında neler olduğunu merak etmiştim. Bunu daha öncesinde Neil Gaiman’ın da içerisinde bulunduğu Kapının Ardındaki Kurt (Beyaz Balina Yayınları, 2001) kitabında bulmuştum. Bu öykü kitabında öykülere farklı bir açıdan bakmışlardı ya da sonralarına değinmişlerdi. Şimdi ise henüz başlayan öykülerle tanışıyoruz.

Öyküler içerisinde 27 farklı yazar ve 27 farklı öykü bulunuyor. Çoğu da bu “…peki sonra ne olmuş?” konseptine uygun yazılmış. Ancak birkaçı hakkında aynı şeyi söylemeyeceğim. Yazarların hepsi edebiyat alanında, farklı türlerde kendilerini kanıtlamış yazarlar olsa da bazı öyküler oldukça zordu. Zor derken ilerleme ve ilgi çekicilik açısından bahsediyorum. Bunu da şimdi açıklamaya çalışacağım.

Yıldızlar Kayıyor

Kitaptaki tüm öyküleri tek tek incelemek hem uzun hem de anlamsız olacağından bazı dikkat çeken noktaları paylaşmak gerekiyor sanırım. İlk olarak en merak edilen yazara yani Neil Gaiman’a değinmek istiyorum. Açıkçası bunu yazacağım için yorum bombardımanına uğrayacağımı biliyorum ama artık kabul etmem gereken bir gerçek var. Gaiman’ın son dönem yapıtlarında bir yazar tıkanıklığı hissetmeye başlamıştım. Bunu Öyküler kitabına eklediği Siyah Dağlarda Bir Mağaradır Hakikat yazısında görebiliyorum.

Biraz amatör, biraz kopuk. Okuması hiç de ilgi çekici değil. Editörler sanki okuyucuyu Gaiman’a hazırlamak için bir öncesine Gaiman-vari Manhattan Alev Alev öyküsünü koymuş. Amerikan Tanrıları tarzında kokan bu öyküde aramızda yürüyen tanrılardan bahsediliyor. Ortalama bir öykünün ardından karşımıza Gaiman çıkıyor ve hayal kırıklığı yaşatıyor.

Öte yandan antolojiyi bir araya getiren diğer isim, Al Sarrantonio’nun, Burun Tarikatı oldukça ilginçti. Hayatını gizli bir tarikatı araştırmaya adayan karakterimizin gözünde tarihi bilgiler okuyoruz. Kendimi biraz değişik Indiana Jones macerasında bulan Hellboy gibi hissettim. Buna benzer şekilde kendisinden daha azını beklemediğim Michael Moorcock, kitaba ismini veren Öyküler ile birlikte edebiyat açısından fazlasıyla doyurucu bir öyküyle karşımıza çıkıyor. Ana karakterimiz ve arkadaşı Rex’in, bir değişik kültürlü arkadaşlığını paylaşıyoruz.

Kitabın en beğendiğim öyküsü ne derseniz, daha önce hiçbir yapıtıyla karşılaşmadığım Joe R. Lansdale’in yazdığı Yıldızlar Kayıyor öyküsü olurdu. Uzun zamandır cephede savaşan bir asker sonunda ailesine geri döner ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görür. Burada öykünün zamansızlığı üzerinde de durmak gerek. Kitapta askerin çarpıştığı yerin Büyük Savaş olduğu bahsediliyor. Akla Birinci Dünya Savaşı geliyor ama kitabı okurken, atmosferin nedense daha karanlık ve bilinmeyen bir zamanda geçtiğini hayal ettim.

Öykünün, okuyucuyu tutkuyla kendisine bağlıyor oluşu, dilin kullanımı ve film tadındaki finaliyle, “İşte bir öykü aynen böyle olmalı” dedirtti.

Peki Sonra Ne Olmuş?

Öyküler, yeni çağın, yeni yazarlarının doldurduğu öykülerle 600 sayfaya sığmış bir antoloji. Yazım tarzı ve alanları birbirinden farklı olan onlarca yazarın bir araya getirilmesi, takdire şayan. Aynı kitap içerisinde başta Gaiman olmak üzere, Peter Straub, Chuck Palahniuk, Gene Wolfe, Jonathan Carroll, Michael Moorcoock gibi yazarları bir arada görüyorsunuz. Neil Gaiman’ın kendisinin de daha öncesinde dile getirdiği gibi “Artık roman yazımında tür yok. Sadece hikaye anlatmak ve hikayeler var“. Bu sebeple aldığınız kitabın baştan aşağı fantastik ya da bilimkurgu türünde olduğunu düşünürseniz, çok yanılırsınız.

Öyküler, bu geniş yazar kadrosu ile her telden okura hitap edecek bir kitap. Yine de kitabın sıkıntıları yok değil. Her öykü farklı bir tat bırakıyor ama hepsinin de çok iyi olduğunu söyleyemem. Tamam, bu yazarların hepsi de edebiyat alanında ödül alan işler çıkartmış, kabul ediyorum. Kendilerini kanıtlamalarına gerek yok ama yine de bazıları benim için oldukça sıkıcı öykülerdi.

Filiz Sarıalioğlu ve İlker Özbilek’in başarılı çevirisi, dikkatlice hazırlanmış düzeni ve kalın kapaklı baskısıyla Öyküler kitabı, öykü antolojisi meraklıları için mutlaka kütüphanelerinde bulundurulması gereken bir eser. Hamdi Akçay’ın çizimiyle hazırlanmış kapağı (Daktilo başında oturan Gandalf), kitabı daha da ilgi çekici kılıyor.

Öyküler, peki sonra ne olmuş diye soran çocuklar ve daha fazlasını arayan okurlar için tam bir hazine.

Kitabın ön okumasına buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

Sense8 Finalinde Mutlaka Çözülmesi Gereken 5 Konu
Stranger Things'ten Video Oyunu Tadında Yeni Fragman