Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » İkinci Dünya Savaşına Geri Dönüyoruz – Call of Duty: WWII İncelemesi
Naruto Online

İkinci Dünya Savaşına Geri Dönüyoruz – Call of Duty: WWII İncelemesi

Call of Duty serisi hem en çok nefret edilen hem de en çok satan oyun serisi olmayı nasıl başarıyor hayret ediyorum. Tarih dersine girmeyeceğim ki oyun piyasasını bilen herkes serinin bir önceki oyunu olan Infinite Warfare‘in itibarının yerlerde olduğunu ve artık serinin gelecek temasından uzaklaşması gerektiğini görmüştü. Activision durumu (sonunda) anlamış olacak ki seriye Advanced Warfare ile giriş yapmış olan Sledgehammer Games‘e yeni oyun için yetki verdi (daha doğrusu üç sene sonra sırası gelmiş diyelim). Call of Duty serisinin ilk başladığı tarihi döneme, 2. Dünya Savaşı zamanını konu alan oyun bakalım Call of Duty’nin tekrar yükselişi olacak mı göreceğiz.

Sırasıyla önce tek kişilik senaryoya, ardından çok oyunculu kısma ve son olarak Nazi Zombies‘e değineceğim.

No mission is too difficult…

Piyasadaki tüm 2. Dünya Savaşı FPS oyunlarını oynamam imkansız ama elimdeki bol miktarda City Interactive‘in mantar gibi bastığı 2. Dünya Savaşı oyunlarını, Medal of Honor Allied Assault ve ek paketleri dahi ve Call of Duty‘nin 1-2-3 ile World at War’u da dahil oynamış olduğumu belirterek söylemeliyim ki Call of Duty WWII‘nun tek kişilik senaryosu şu ana kadar oynadıklarınızın yüksek grafikli bir kolaj çalışması gibi. Ortama tank girdiğinde başınızdaki adamın, “Al şu roketatarı ve indir şu tankı!” diye bağırması, araç ile tren kovaladığınız, yeri geldiğinde farklı karakterlerle tank ve uçak kullandığınız bölümler bu oyunda fazlasıyla var.

Call of Duty 2 ile gelen, belirli bir süre hasar almadığınızda yenilenen canımız bu oyunda yok. Ortamda bulduğumuz sağlık paketlerini veya takım arkadaşınızın size yolladığı sağlık paketlerini canınızın azaldığınızda istediğiniz zaman kullanıyorsunuz. Bu açıkçası hoşuma giden bir özellik olmuş. Hem aksiyondan kopmuyor hem de eskiden olduğu gibi etrafta deli gibi sağlık paketi aramıyorsunuz.

Michael Bay’in Pearl Harbor’dan Sonra “İkinci” 2. Dünya Savaşı Filmi!

Call of Duty 4‘ten beri süre gelen sağlam, esaslı bir kötü adam bu oyunda bulunmuyor. Konu 2. Dünya Savaşı olunca sizin aradığınız iyi ana ve yan karakterler olur ama oyun Michael Bay senaryosu gibi olduğundan ekip içindekiler de biraz yüzeysel. Oynattığımız karakter Ronald “Red” Daniels naif ve cesur Teksas çocuğu ama geçmişi ile barışık değil. Çavuş W. Pierson‘ın hareketleri için “antipatik ama kendince sebepleri var” diyemeyeceğim, kendisinin oldukça rahatsız edici bir karakter olduğunu düşünüyorum. Frank Aiello ve Drew Stiles gibi ekibe dahil yan karakterler şöyle bir gözüküp siz onlardan bir şey istemediğiniz sürece varaklıklarını fark etmiyorsunuz. Tek hoşuma giden ve nispeten tavırları ile daha inandırıcı olan Robert Zussman. Onun haricinde diğer ekipteki adamlar size sadece cephane atmak ve el bombası takviyesi yapmaktan başka bir işe yaramıyor.

Ne yazık ki olaylara daha soğuk kanlı yaklaşan Teğmen Joseph Turner da arada bir varlığını hissettirip emir verip uzaklaşan bir adam olmuş. Oyunun sanki 6 saatlik oynanış süresini karakterler arası etkileşimi sadece oyun mekaniği olarak değil de daha derinden, konu üzerinden diyalogları daha inandırıcı yazılıp bu şekilde yaratabilirlerdi ki bu da oyunun süresini daha fazla uzatabilirdi ya da uzun aksiyon sahnelerinden kesip buna yönelebilirlerdi. Ne yazık ki bu oyunda Ne bir Viktor Reznov, ne bir Yüzbaşı Pirce ne de öldüğünde üzüldüğümüz Ghost görebildim.

Hassas Konular…

Oyunu daha başından yerin dibine sokmuş gibi olabilirim ama hoşuma giden veya ilginç bulduğum durumlar var. Genelde “tarihi” 2. Dünya Savaşı oyunlarında çok bahsedilmeyen ölen siviller ve Yahudilere yapılan tecrit ve soykırım bu oyunun da gündeminde. Aiello’nun, Zussman’ın Yahudi olmasından dolayı önce elini sıkmak istememesi, ağaca asılmış sivilleri görmek veya ileride göreceğiniz toplama kampı sahnesi ve zaten kolların bacakların koptuğu ve “vahşet” seviyesinin World at War‘dan daha fazla olması, oyunun daha karanlık ve ciddi bir tona taşımış.

Bununla birlikte diğer FPS’lerde fazla görmediğimiz birkaç durum da var ki bölümlerde kurgulanmış sahnelerde ellerini kaldırıp teslim olmak isteyen Alman askerleri oluyor. Silahla nişan aldığınızda dizlerinin üzerine çöküyor ve teslim oluyorlar ama isterseniz öldürebiliyorsunuz.  Çatışma anında dost bir askerin başka bir Alman askeri ile boğuştuğunu gördüğünüzde onu kurtarabiliyor ya da yaralanmış ve yardım isteyen başka bir dost askeri güvenli bir bölgeye taşıyabiliyorsunuz. Bu tip olaylar size ekstra puan kazandırıyor. Ama neredeyse tüm oyunlarda gördüğümüz “Quick time event” dediğimiz doğru zamanda doğru hamle ile doğru tuşa basma anlarından tiksindim. Bunların da düz kurgulanması daha iyi olurmuş sanki.

Her Call of Duty oyununun ikonik bir bölümü vardır ve bu oyunda kesin olarak Fransız direnişçisini oynattığımız ve Medal of Honor’daki kılık değiştirip Nazi karargâhına girdiğimiz bölüm demeliyim. Elinizde kimlik olması ve o kimliğin üzerindeki bilgileri ezberlemeniz ve bölüm başında size verilen bağlantı kuracağınız ismi ve kodu hatırlamanız gerekli. Yanlış kişiye yanlış bilgi verdiğinizde başınız belaya giriyor. Yani sadece belgeyi gösterip geçemiyorsunuz. Başka bir bölümde kucağınızda çocukla çatışmanın ortasından fark edilmeden geçmeniz gerektiği bölüm de gayet ilginçti.

Oyunu yapan ekibin daha evvelden evvel tek kişilik senaryonun tarihi gerçekçiliği ve otantik olacağını söylemişti ama Avrupa cephesindeki Naziler’in PPSH ve tedavülden kalkmış MP28’leri kullandığını görünce ve karargaha sızdığımız bölümdeki söz konusu  SS subayının Wehrmacht üniforması giymesi veya Çavuş Pierson‘ı elinde tamburalı Thompson ile görmek  gibi tarihi detaylara dikkat eden arkadaşların gözünü kanatacak şeyler.

Film Mi İzledim, Oyun Mu Oynadım?

Gözünüzü kanatmayacak şeylerden bir tanesi grafik ve seslendirme. Ara sahneler, oyun içi grafiklerin çok daha yüksek şekilde tasarlanmış hali ve itiraf edeyim, çok iyi. Hani zamanında “Final Fantasy: The Spirits Within“i ilk gördüğümüzde filmdeki karakterler gerçek olup olmadığını sorguladığımız zamanlar aklıma geldi. Oyun içi grafiklere döndüğünde farkı anlasanız bile senelerdir aynı motoru kullanan oyun için gayet yeterli grafikleri var.

Daha evvelden oyunu konsoldan mı yoksa PC den mi oynasam diye tereddüt ettim. Malum senelerdir Call of Duty serisi PC’ye küs gibi düzgün optimize edilmeden piyasaya sürülüyordu. Ayrıca oyunun bazı PC’lerde sıkıntı çıkarttığını duydum ve endişem iyice arttı. Oyun elime geçip açtığımda son detayları köklesem de i5 6500 işlemcili ve GTX 970 ekran kartlı makinemde oyun 60 FPS‘den aşağıya düşmedi. Üstelik aynı firmanın yaptığı Advanced Warfare, oynadığım makinede tabiri caizse ağlıyor. Onun dışında karakter seslendirmeleri gayet güzel ama silah sesleri bana biraz monoton geldi. Müzikler ise ana menü hariç akılda kalıcı değil. İster istemez Battlefield 1 ile kıyasladığımda müzikler yok gibi diyebilirim.

No sacrifice is too great

Kısa olarak özetlersem, oyunu oynarken ve/veya yazarken o kadar çok fazla çok iyi ve çok kötü eleştiri okudum ve izledim ki bunların çoğu kızgın troller değil, ünlü sitelerin oyun eleştirmenleri olması insanları şüpheye düşürmüş gibi. Bu yüzden şahsen oyun ile ilgili kesin iyi veya çok kötü demekten ziyade bu oyunun tek kişilik senaryosu biraz daha göreceli ve sizin eski 2. Dünya Savaşı oyunlarını ne kadar sevdiğiniz, hatırladığınız özlediğiniz veya sıkıldığınız ile ilgili. Geri kalan her şey yukarıda belirttiğim gibi. Size uyuyorsa mutlaka oynayın. Size uymuyorsa, oynarken sıkılmanız an meselesi. Ben tatmin oldum.

Karargâha hoş geldiniz!

Oyunun Multiplayer (Çok Oyunculu) kısmına girdiğinizde size ilk olarak Bölük seçmeniz isteniyor. Başlangıç olarak size hangi bölüğün neler yapabileceğini ve uzmanlık alanlarını ve temel kullandıkları silahlar ile ilgili kısa video şekilde anlatılıyor. “Piyade” (Infantry) bölüğü seçerseniz, tüfekler üzerine uzmanlaşmış bir asker olarak süngü hücumu yapabilir, tüm kullanılan silahlara ekstra bir eklenti takabilirsiniz. “Hava İndirme” (Airborne) ile kullandığınız otomatik tabancalara (SMG) çatışma esnasında susturucu takıp çıkarabilir, engelleri daha hızlı aşıp daha uzun koşabilirsiniz. “Zırhlı Araç” (Armored) ile kullandığınız hafif makineli tüfeklere (LMG) bipod takabilir ve daha az patlama hasarı alırsınız. “Dağ” (Mountain) ile keskin nişancı tüfeklerinde nefes tutabilir ve Scorestreaklerde gözükmezsiniz. “Seferi” (Expeditionary) ile pompalı silahlara alevli mermi takabiliyorsunuz üstelik fırlatılabilir ekipmanları daha uzağa atıp öldürdüğünüz düşmanlardan ekipmanı yenileyebilirsiniz.

Bu saydığım Divison’lar ile istediğiniz her silahı kullanabilirsiniz ama yukarıda belirttiğim özel silahlar dışındaki özelliklerini kullanamazsınız. “Piyade” için SMG kullanabilirsiniz ama susturucu ve süngü takmayı unutun fakat bunu yaptığınızda Piyade’nin ekstra silah eklenti slotunu, aldığınız SMG’de kullanabilirsiniz. Ya da “Zırhlı Araç” seçip Sniper tüfeğinize ne bipod takabilir ne de nefes tutabilirsiniz fakat daha az patlama hasarı özelliğini kullanabilirsiniz. Açıkçası bu durum hem biraz eski sisteme alışmış olanları kısıtlamış hem de dengelemiş.

Yine örnek vermem gerekirse Dağ seçtiğinizde Scorestreakte görünmemek veya sessiz hareket etmek özellikleriniz arasında; ama silahlara susturucu takma sadece “Hava İndirme”de olduğundan dolayı kusursuz gizlilik içeren bir sınıf yaratamıyorsunuz. Aynı zamanda rütbe atladıkça bölüğünüzden bağımsız yeni özellikler açılmakta (ekstra el bombası alabilme, silahları daha hızlı değiştirebilme, koşarken silah doldurma, tabanca hariç ekstra silah alabilme vb.). Bunları da birleştirdiğinizde en azından istediğinize yakın bir sınıf yaratmış oluyorsunuz.

Bölüğünüzü seçtikten sonra karargâha (HQ) giriş yapıyorsunuz. Karargahı tanımlarsak World of Warcraft’taki Orgrimmar / Stormwind gibi ya da Destiny 2’deki Tower gibi düşünün. Bir bakıma oyunda işlerinizi göreceğiniz sosyal bir ortam. Diğer oyuncularla 1’e 1 maç yapabilir, karakterinizi özelleştirebilir, ikon yaratabilir, kutularınızı herkesin gözünün önünde açabilir, seviye sınırına gelince prestij atlayabilirsiniz. Hatta rekreasyon alanında Activision’ın Atari 2600 oyunlarını oynayabilirsiniz.

 

Burada en önemli yerlerden bir tanesi günlük ve haftalık görevlerinizi alacağınız bölüm olan “Major Howard”. Alacağınız görevler örnek olarak bir gün içinde 10 roket atar ile adam öldürme ya da bir hafta içinde 200 kişiyi öldür vb. gibi görevler var. Başarırsanız görevinizin ödülü olarak kutu, depo kredisi veya tecrübe puanı alıyorsunuz. Aynı zamanda Posta kısmında her üç saatte bir 100 depo kredisi maaş alıyorsunuz. “Quartermaster”a gittiğinizde koleksiyonunuzdaki skinleri görebilir ve yenilerini alabilirsiniz.

“Contracts” seçeneğinde depo kredisi harcayıp saatlik hatta dakikalık görevler alabiliyorsunuz ve bu görevlerin ödülü genelde nadir kutu ya da yüksek tecrübe puanı. Riskli ama ödülü büyük. Depo kredisi aslında Multiplayer modunda kullanacağınız para birimi. “Quartermaster”dan yeni skinler açmak, saatlik görevleri almak ve “R&R”da oynamak için gerekiyor.

Multiplayer kısmında oynanış mekanikleri olarak ekstra eklenmiş bir şey yok. Seviye atlayıp kazandığınız paralar ile silah açıyorsunuz. Açtığınız silahlara yeni eklentiler takıyorsunuz. Eklentiler Call of Duty’nin değişmeyen ve betadada gördüğümüz şekliyle sunulmuş.

“Scorestreak”ler ise Modern Warfare 2 den beri gördükleriniz ile aynı diyebilirim. Mesela Glider Bomb bildiğiniz Predator Missile, Recon Plane seriden tanıdığınız UAV ile aynı. Turret Gunner AC-130’un 2. Dünya Savaşı versiyonu gibi.

Oyun modları da değişmemiş (neden bilmiyorum ama Ground War çıkartılmış. Üzüldüm) daha evvelki oyunlarda olduğu gibi TDM, CTF,Free for All, Hardpoint ve ayrıca değinmem gereken War Mode var.

Savaş Moduna geçiyoruz!

“War” yani Savaş modu, Wolfenstein: Enemy Territory mekanikleri gibi; haritasına göre belirli görevleri olan, bir tarafın saldırdığı, diğer tarafın savunduğu bir oyun modu. Örnek olarak Operation Neptune’de bildiğiniz Normandiya çıkartmasını oynayabilirsiniz. Axis tarafı savunurken, Allies’ın önce sığınakları ele geçirip diğer adımda iletişim ekipmanlarını patlatıp son adımda ağır topları tahrip etmesi gerekiyor. Operation Griffin’de ise Axis tarafının üç tanktan en az ikisini belirli bir alana kadar geçirmeli, diğer adımda üç bidon yakıt çalıp tanklardan birine götürmeli ve son adımda tanklardan bir tanesini süre bitmeden köprüden geçirmesi gerekiyor. Bu esnada Allies takımı savunma hattı kurup belirli bölgelerdeki duvarları tamir edip ağır makineli silahları kurmalı.

Scorestreak kullanılmayan bu mod açıkçası çok oyunculu modlar arasında en çok beğendiğim oldu. Ölmek ya da öldürmekten öte görevi başarmanız sizi zafere taşıyor.

Call of Duty WWII’nun multiplayer kısmını, Modern Warfare 2’den sonra herhangi bir Call of Duty oyununu oynamış biri hemen kavrayacaktır. HQ ve War modu hariç eski serideki oyunlardan aşırı bir fark yok. Tarihi gerçekçilik ve otantikliği unutun çünkü karakter seçenekleri arasında sadece erkek veya kadın yok. Kafasında beyaz Amerikan kasklı Alman üniformalı siyahi bir kadın asker gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Eğer yadırgayacaksanız aradığınız bu oyun sizin aradığınız 2. Dünya Savaşı FPS’i değil. Day of Infamy ya da Red Orchestra 2 oynamaya devam edin.

Eğer bunlar umurunuzda değil ve güncel bir Call of Duty oyunu oynamak istiyorsanız, geceleriniz gündüzleriniz kutu düşürüp yeni kamuflaj açıp, yeni silah kabzaları ve “emote”lar açıp yeni silah kombinleri denemeniz ile geçecek. Yazıyı yazdığım zamanda sunucudan düşme gibi hatalar oyun çıktığından beri düzeltilmedi ama en kısa sürede buna çağre bulunmalı. Yoksa kesintisiz eğlence sizi bekliyor.

Zombi modu. Nazi Zombiler geri döndü!

Bir önceki tüm zombi modalarında olduğu gibi dört kişilik ekip oluşturup senaryo gereği Almanya’da bir kasabada Nazilerin sakladığı sanat eserlerini bulmaya gidiyorsunuz ama tabii ki bulduğunuz şey başka birisinin yarattığı, üzerinize yürüyen ve sizi yemeye gelen “sanat eserleri” oluyor. En az oynadığım ama en çok oynamam gerektiğini düşündüğüm bu mod, eski serideki zombi moduna göre daha karanlık ve daha vahşi olmuş. Esas kötü adamı Udo Kier seslendirince daha bir geriliyor ortam. Sadece Udo Kier değil, oynattığınız karakterler arasında David Tennant, Katheryn Winnick, Ving Rhames ve Elodie Yung var. Hepsi güzel modellenmiş ve karakterlerini güzel seslendirmişler.

Belirli noktalarda Jolt harcayıp (artık düz puan değil) sınıf harici ek olarak “Blitz” satın alabiliyorsunuz. “Blitz” dediğimiz şey aslında bildiğiniz “Perk” sistemi. Bunlar arasında canınızı kaybettiğinizde hızlı bir şekilde tekrar ayağa kalkabilme ya da takım arkadaşlarınızı daha hızlı kaldırma, daha hızlı ve uzun koşma veya yakın dövüş hasarınızı arttırmaya yarayan özellikler alabiliyorsunuz.

Burada da sistem değişmiş

Burada yenilik olarak bahsedeceğim şey artık oyuna başlamadan önce teçhizat seçebiliyor olmanız. “Special” seçerek en aktif kullanacağınız özelliğinizi seçiyorsunuz. Bunların arasında, Freefire ile silahtan cephane harcamadan süresi dolana kadar istediğiniz kadar sıkabilmenizi, Frontline ile zombilerin sizi kovalaması ve bu özelliği tetikleyen oyuncunun zombilere karşı iki kat hasar vermesi, Shell Shock ile zombileri uzaklaştırabilme ve sersemletebilme, Camuflage ile zombilerin yanından fark edilmeden geçmebilime gibi özellikler var. Bunlara bir de 3 faklı MOD dediğiniz özellik ekleyebiliyorsunuz . İster “Special” özelliğiniz ile gelen MODlardan ya da genel MODlardan seçiminizi yapabiliyorsunuz. Hatta oyun içerisinde çıkan kutulardan rastgele çıkacak silahları veya ortamda Jolt harcayarak aldığınız silahların bile özelliklerini aynı menüden değiştirebiliyorsunuz. Başlangıç silahınızı ve el bombası, mayın gibi taktik ekipmanınızı da seçtikten sonra oyuna başlayabiliyorsunuz. Seviye atladıkça daha fazla MOD ve başlangıç silahı açabiliyorsunuz üstelik.

Yani artık sizi oyuna öylesine atıp “Hadi silahı bul, özelliğini bul, al bu da zombiler, öldür ilerle,” mantığından uzaklaşıp daha kişiselleştirilebilir bir oyun sunmuş. Benim gibi Killing Floor 1-2 oynayanlar için bu sevindirici bir durum çünkü Black Ops 1‘den beri zombi modları ilgimi çekmedi.  Bunu herhalde daha fazla oynayacağım belli.

Günahıyla, sevabıyla…

Yukarıda her bölüm için belirttiğim detayları okuyup kendiniz karar verin. Kişisel görüşüm bir felaket olacak iken, tam tersine beni 6 saat oyalamayı başaran tek kişilik senaryo, kutu açma ve yeni silah açıp prestijlemek ile bağımlısı olduğum bir multiplayer kısmı ve ciddi anlamda iç gıcıklayıcı zombi modu ile beni baya meşgul edecek bir oyun olmuş.

Bir sonraki oyunda görüşmek dileği ile, iyi oyunlar!

The Shape of Water Filminden Son Fragman
Doğu Yücel'den Bir Kara Roman - Kimdir Bu Mitat Karaman?