Anasayfa » İncelemeler » Looter Shooter Türüne Yeni Bir Soluk! Remnant From the Ashes İncelemesi

Looter Shooter Türüne Yeni Bir Soluk! Remnant From the Ashes İncelemesi

Çağımızın oyuncu hastalığı olan her indirimde oyun alma illetinden bu yıl sıyrılıp, hesabımda artık dağ gibi olmuş, bitirmediğim oyunları bitireyim derken Remnant From the Ashes oyunu elime geçti. Piyasaya her yıl bu tarz Diablo vari FPS ve TPS türevi oyun çıkmakta ama ben bir türlü bu  “Looter shooter” tarzı oyunlara ısınamadım. Bir ara ücretsiz olan Destiny 2’yi denemiştim ama birkaç saat oynadıktan sonra bırakmıştım. Söz konusu oyun için de böyle olur, birkaç saat oynar bırakır, yazısını yazarım diyordum ama öyle olmadı.

Dark Souls sevenler biraz yaklaşın. Sevmeyenler de bir şans versin. Korkulacak bir durum yok.

Darksider 3’ün yaratıcıları olan Gunfire Games’in yeni oyunu olan “Remnant From the Ashes” her ne kadar looter shooter tarzı bir oyun olsa da fazlasıyla “Dark Souls” öğeleri içeriyor. Size biraz garip gelmiş olabilir. Tabiri caiz “Sıka sıka” gittiğimiz bir oyunda size nasıl bir gerilim yaşatabilir sorusuna bu oyun cevap vermiş. Yanan ateş yerine kristal kullanılmış. Öldüğünüzde son kontrol noktası olan bu kristalden devam ettiğiniz ve hali ile bütün öldürdükleriniz yaratıkların tekrar geri geldiği bir oyun. Dark Souls’daki kadar ölmüyorsunuz ve en azından topladığınız eşyalar gitmiyor, bir önceki öldüğünüz yere gidip bir şeyleri geri almaya çalışmıyorsunuz. Mekaniklere derinlemesine girmeden önce oyunun konusu ne ona bakalım.

Buna alışın!

Oyunun Konusu Ne?

Sağlam konu veya karakter etkileşimi bekleyen arkadaşlar biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar. Zamanında John Carmack’ın bilgisayar oyunlarında hikaye kısmı nasılsa, bu oyunda da durum ona yakın. Kısaca, kıyamet sonrası dünyada etrafı Root adındaki yaratıklar istila etmiş, insanlar kendilerine sığınacakları yerler bulmuş ve hayatta kalma mücadelesi vermekteler. Siz de yarattığınız karakter ile uzun bir yol macerasına çıkıyorsunuz. Oyunun genel mekaniklerinin anlatıldığı kısa bölümü geçince kendinizi Ward 13 denen bir sığınakta buluyorsunuz. Macera da bundan sonra başlıyor. Soulsborne oyunlarındaki gibi bulduğunuz eşyalar ile ya da karşınıza çıkan yaratıkların hikayeleri üzerinden giden bir hikaye örgüsü yok.

Oyunda gideceğiniz ortamların atmosferi çok güzel olsa da, oyunda ilerlemeye başladıkça dünyayı ve hikayeyi görevler üzerinden tanımaya ve anlamaya başlıyorsunuz. Bu yüzden konu bana zayıf geldi. Zaten bundan sonra siz de çok konu olayını kafanıza takmıyorsunuz.

Karakter Yaratma ve Sınıf Sistemi Var Mı? Ne Kadar Geniş?

Karakter yaratmak öyle Skyrim’deki gibi detaylı değil. Birkaç dakika içerisinde yüz şekli saç şekli ve karakter sesinizi seçip oyuna hızlıca giriyorsunuz. Oyunda sınıf olarak düşünebileceğiniz üç tane arketipten birini seçiyoruz. Bunları aslında sizin tercih edeceğiniz uzak mesafe, orta ve yakın mesafe olarak gruplanmış farklı silah ve zırh setleri. Tam olarak sınıf değil çünkü oyunda yeterli kaynağınız var ise diğer zırhları ve silahları kullanabilirsiniz ve farklı kombinler yapabilirsiniz. Yolda silah ve zırh çok fazla karşınıza çıkmayacak o yüzden çoğunlukla cephane, hurda ve çeşitli metaller toplayacaksınız. Bu sayede sık sık silah değiştirmeyeceksiniz.

Maceranız boyunca toplayacağınız hurdayı para olarak kullanıp iksir, bandaj, antidot gibi tek kullanımlık eşyalar alabiliyorsunuz. Aynı zamanda çeşitli ham maddeler bulup, Ward 13‘te silahlarınızı ve zırhınızı yükseltebiliyorsunuz. Aynı şekilde çok nadir bulunan yaratıkları öldürerek silah eklentileri yapmanız için gereken malzemeleri birleştirebilirsiniz. Belirli tecrübe puanına ulaştığınızda sağlık ve kondisyonunuzu yükseltebilir, silahınıza takacağınız eklentilerin etkisini arttırabilirsiniz. Açıkçası basit, kafa karıştırmayan sistem. Oyuna başlayınca hemen kavrıyorsunuz.

Çok farklı özelliklerde yaratıklarla karşılaşacaksınız

Bir Zindandan Diğerine…  

Lağımlardan metro istasyonlarına, mağaralardan bataklıklara kadar çeşitli mekanlarda, bir o kadar çeşitli yaratıkla savaşıp eşya toplayıp, silahlarınızı yükseltip bölüm sonu canavarı dövüp devam ediyorsunuz. Oyunda haritalar rastgele yaratıldığından belirli bir yol yok. Hellgate London oynamış olan arkadaşlar sevinecekler. Kaybolmayacaksınız ama hiçbir yere çıkmayan bölgeler karşınıza çıkacak. Sabırlı olun, haritada henüz keşfetmediğiniz yere yönelin ve devam edin. Hatta bölüm sonu canavarı kadar olmasa da bölümler, dövmeniz gereken özel yaratıklarla dolu. En gıcık olduğum da teke tek girmiyorlar. Zaten ölüm sebeplerinizin çoğu bölüm sonu canavarlarından çok, yanındaki yardakçıları yüzünden olacak. Daha evvelden dediğim gibi öldüğünüzde bir şey kaybetmiyorsunuz o yüzden biraz daha rahat olabilirsiniz. O yüzden ölmeden önce ne kadar tecrübe puanı ve ham madde kazandıysanız yanınıza kar kalacak. Taktiğinizi değiştirip silahlarınız yükseltip geri dönebilirsiniz.

Oyunun “Çok Oyunculu” desteği var, ister arkadaşlarınızla, ister başkaları ile oynayın. Ama tavsiyem arkadaşlarınızla oynayın çünkü satıcılardan bir şey almak istediğinizde sadece bir kişi etkileşime giriyor. Bu biraz sıkıntı.

Ses, Müzik? Teknik Olarak Nasıl?

Açıkçası grafikler öyle sizi çok etkilemeyecek ama gözünüze kötü de gelmeyecek. Belki etkileşim esnasında karşınızdakinin mimiksizliği ve dudak hareketlerinin tekdüzeliği size biraz nostalji yaşatacak ama genel olarak grafikler ortalamanın üstünde. Ya da benim bu konuda beklentim çok mu büyük bilemedim. Neyse ki iyi bir oyun bilgisayarında yüksek ayarlarda bir sıkıntı yaşamadan oynayabilirsiniz. Konsolcular zaten rahat.

Karakterler arası etkileşimin oyuna pek bir etkisi yok

Yaratıkların çığlıkları ve pusudaykenki sesleri hariç oyundaki hiçbir ses ve müzik beni etkilemedi. Karakter için seçtiğimiz sesi, Ward 13 sakinleri ile etkileşim esnasında duyamazken savaş esnasında duyabiliyoruz ancak karakterimizin sürekli aynı şeyleri tekrarlaması çok hoşuma gitmedi.

Kontroller ise rahat zaten yakın dövüş size biraz (evet yine belirtiyorum) Dark Souls’u anımsatacak. Bolca bir oraya, bir buraya yuvarlanırken bir taraftan yakın dövüş silahınız savururken diğer bir yandan ateş ederek hayatta kalma mücadelesi vereceksiniz. Bir nokta var ki, kimilerine rahat kimilerine göre tasarım hatası olarak gelecek. O da yakın dövüşün ve ateş etmenin aynı tuş olması. Nişan alamadan ateş edemiyorsunuz. Aslında alışınca kolay ve hızlı reaksiyon veriyorsunuz ama nişan alırken yakınlaşan kamera yüzünden görüş alanınız daralması sıkıntı yaşatabilir.

Ee Ne Diyorsun? Bunu da mı İndirimdeyken Alalım?

Teknik özelliklerinden dolayı biraz şikayet etmiş gibi olabilirim ama Soulsborne sever biri olarak bu oyunu tuttum. Piyasada birbirine benzeyen looter shooterlardan ayrılan gerilim ve affedilir düzeyde de olsa ölüm korkusu sizi hemen kavrıyor. Çok saçma şekilde ve bazen adil olamayan şekilde ölsem de, kızsam ve bağırsam da, bir şekilde geri dönüp oynamaya devam ediyorum. Eğer siz de bu duyguyu yaşamak isterseniz, hiç indirimi beklemeyin alın oynayın derim.