Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Herkesin Yaşaması Gereken Bir Deneyim – Horizon: Zero Dawn

Herkesin Yaşaması Gereken Bir Deneyim – Horizon: Zero Dawn

Açık dünya konseptine sahip bir aksiyon rol yapma oyundan ne beklersiniz? İyi grafikler mi? Akıcı bir oynanış mı? Peki ya hikâye örgüsü? Sizi içine alıp sarıp sarmalayan ve gerçekten o atmosferin bir parçası olduğunuzu hissettiren, gerçekten yaşayan bir dünyaya ne dersiniz? Sanırım incelememizin en başında bazı noktaları açık şekilde söylemenin kimseye bir zararı olmaz; Horizon: Zero Dawn’ı oynamaya başladığınız ilk andan itibaren, iyi bir şeylerle karşı karşıya kaldığınızı anlıyorsunuz.

Horizon: Zero Dawn satışa sunulmadan önce iddialı görsellerle ve oynanış videolarıyla ortaya çıktı. Açıkçası bu durum biraz korkutucuydu. Çünkü oyunun yapımcısı Guerilla Games, yine PlayStation’a özel Killzone serisiyle adını duyurmuş bir şirket ve eğer Killzone serisinin herhangi bir oyununu oynamışsanız, tek bir platform için FPS tarzı bir oyundan direkt olarak Horizon: Zero Dawn gibi “çok yönlü” bir oyuna geçiş yapan şirketten ister istemez çok iddialı bir şeyler beklemezsiniz. Oyunu oynamaya başladığınızın ilk yarım saatindeyse beklentilerinizin çoktan ilerisine geçmiş oluyorsunuz.

İlkel Gelecek

Gelecekte geçen hikâye; holografik ve robotik teknolojilerle bir hayli ilerleyen insanlığın herhangi bir nedenden dolayı “sıfırlanarak” ilkel bir yaşama döndüğü çağı konu alıyor. Her ne kadar insanlık kabilelerden oluşan ilkel bir yaşam sürse de dünya, robot canlıların kontrolü altında. Bu özel dünyadaysa, kabilesi tarafından “outcast” olarak kabul edilen ve kabilesinden dışlanarak doğada yaşamaya zorlanan Aloy’u kontrol ediyorsunuz. Ailesi olmayan karakterimiz, yine kendi gibi bir outcast olan Rost tarafından büyütülüyor. Aloy bir gün Old Ones olarak tanımlanan teknolojide ileri insanlardan kalma bir sığınağa düşer ve orada bir aygıt bulur. Focus olarak tanımlanan bu küçük aygıt, Aloy’un dünyayı daha farklı algılamasına, kabilelerin uzak durduğu teknoloji kavramını kendi çıkarları için kullanmasına olanak tanır. Aloy, kabilesi tarafından kabul görmek adına Proving adındaki yarışmalara katılır ama beklenmeyen olayların meydana gelmesi sonucunda kendini annesini aramaya ve dünyanın nasıl bu noktaya geldiğini anlamaya adar.

Olması Gerektiği Gibi, Olması Gerektiği Kadar

Şimdi yazının başına geri dönelim ve soruları daha detaylı şekilde cevaplayalım. Horizon: Zero Dawn, çok iyi görünen bir oyun. İçinde bulunduğunuz dünyadaki gün döngüleri, hava değişimleri, yansımalar, ışık efektleri, karakter modellemeleri (ki buna robot canlıların tasarımları dahil), konuşmalar sırasında karakterlerin mimikleri, kısacası görme duyunuza dair her şey, sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Öyle ki, büyük haritada bazı noktalarda sadece durup güneşin batışını izlediğimizi, ormanda ağaçların arasından süzülen ay ışığının yarattığı etkiye kapılarak bulunduğumuz yerde 30 sn. beklediğimizi itiraf etmeliyiz.

Horizon: Zero Dawn her anlamda oyuncusunu keşfetmeye iten bir oyun ama bunu yaparken oyunun akışından kopmak zorunda kalmıyorsunuz. Yan görevler ve ana görevler dengeli bir şekilde sizin etrafınızdaki dünyayı keşfetmenizi sağlıyor. Kısacası kendinizi oyunun akışına bıraktığınızda, diğer bazı açık dünya konseptine sahip oyunlardaki gibi bir şeyleri kaçırıyormuşsunuz hissi ortaya çıkmıyor. Dövüş mekaniklerine de aynı keşif ve çok yönlülük ruhu hakim. Her robot canlının zayıf noktaları olabilir ama onları dize getirmenin tek bir yolu yok. Farklı silahlar, farklı oklar ve hatta farklı teknolojik ekipmanlar kullanmak mümkün. Ve elbette, bir rol yapma oyununda olması gerektiği gibi kendi oyun stilinize göre Aloy’u kişiselleştirebiliyorsunuz ancak tek bir yönde ilerleme (sadece dps veya tank rolleri üstlenme gibi) fikrini unutmalısınız çünkü oyunun ileriki noktalarında, farklı robotlara karşı farklı direnç gösteren kıyafetlere ihtiyaç duyabiliyorsunuz. Peki bu bir sorun mu? Tek kişilik bir aksiyon rol yapma oyununda bu kesinlikle bir sorun değil.

Dövüş mekanikleri açısından Horizon: Zero Dawn tek bir noktada oyuncuya “keşke” dedirtiyor; o da birden fazla düşmanla yakın dövüşe girme zorunluluğunda kendini gösteriyor. Aloy’un bir hafif bir de ağır olmak üzere iki yakın saldırı özelliği var. Son dönemde oyunlarda yönlendirmeye bağlı akıcı yakın dövüşlere alıştığımız için (örnek olarak Batman Arkham serisi, Shadow of Mordor ve son olarak For Honor gösterilebilir) Horizon: Zero Dawn’ın yakın dövüş mekanikleri çok tatmin etmiyor. Yine de Horizon: Zero Dawn’ın genel anlamdaki başarısı sayesinde bu küçük eksiği “nazar boncuğu” olarak kabul edebiliriz.

Diğer yandan bazen kendinizi aynı şeyleri yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Mesela haritanın büyük bir bölümünü açabilmek adına Tallneck adındaki devasa canlıların üstüne tırmanmanız (Assasin’s Creed’te etrafınızı keşfetmek adına yüksek gözetleme noktasına tırmanmak gibi düşünün), kendinizi kanıtlamak adına av bölgelerinde ava çıkmanız, Focus yardımıyla iz sürmeniz gibi aktiviteleri birçok kez tekrarlamak zorunda kalabilirsiniz. Yine de bunları yapmaktan sıkılmıyorsunuz çünkü bulunduğunuz ortam, karşılaştığınız robot canlılar ve hizmet ettiğiniz amaç sürekli değişkenlik gösteriyor.

Satın Almalı Mı?

Bu sorunun cevabı apaçık ortada; Horizon: Zero Dawn, türünün meraklıları için kesinlikle satın alınması ve deneyimlenmesi gereken bir oyun. Hatta işi bir adım daha ileri götürüp, Horizon: Zero Dawn’ın PS4 satın almak için bir bahane olabileceği bile söylenebilir. PS4’ünüzü satın alıp onda ilk kez Horizon: Zero Dawn oynamak, konsola olan sevginizi biraz daha arttırabilir.

Konsol Oyun’dan çok uygun fiyata satın alın!

 

Neil Gaiman'dan Türkiye'deki Tutuklu Çizer ve Sanatçılara Destek
YıldızCON İçin Katılımcı, FRP ve LARP Oyuncu Kayıtları Başladı!