Son Haberler
Anasayfa » AYBABTU » Galaksinin Bir Ucunda Aile Draması – Lost In Space İncelemesi

Galaksinin Bir Ucunda Aile Draması – Lost In Space İncelemesi

Netflix’in en yeni özel serisi Lost In Space, gündelik aile sorunlarını galaksinin bir ucuna taşıyor. Bir yandan ebeveynlerinize tavır koyarken, öte tarafta yeni bir gezegeni keşfetmek zor olsa gerek.

Lost in Space, 1965-68 yılları arasında ABD televizyonlarında kendine hatırı sayılır bir sayıda hayran kitlesi oluşturmuş bir dizi. 1998 yılında yine aynı isimle bir sinema filmi de çekilen Lost in Space’in son durağı ise Netflix oldu.

Son birkaç yıldır, standart dizi geleneğini altüst eden Netflix, platforma özel dizileriyle ön plana çıkan bir firma haline geldi. Özellikle bilimkurgu alanında ortaya koyduğu başarılı dizilerle, genel izleyici kitlesine de farklı tatlar sunmayı başarıyor. Lost in Space ile bu genel izleyici kitlesini biraz daha artırmak istemiş olabilir.

Babam Yüzünden Galakside Kaybolduk

Lost in Space, dünyada yaşanan büyük bir meteor krizinin ardından insanlığın büyük ölçekteki göçünü konu alıyor. Dünya gezegeni yaşanan bu çarpışmanın ardından yaşanamaz bir hale gelmeye başlamıştır. Başka bir gezegende kurulacak koloni için en iyi aileler ve en iyi bireylerden büyük bir topluluk oluşturulur. Bu topluluğa katılan Robinson Ailesi, dizinin de baş kahramanları olarak ön plana çıkıyor.

İlk başta tek bir ailenin hayatta kalma mücadelesini izlediğimi düşünürken, dizi bir anda aile dramasına dönüşmeye başladı. Sen kalk, kocaman galaksiyi kat et (Burası biraz karışık, sürpriz kaçıran olmasın diye bahsetmeyeceğim), her şeye rağmen hayatta kal ama aile içerisindeki en ufak sorunları bile devasa sorunlar haline getir.

Lost in Space’in belki de en büyük sorunu bu olabilir. İlk başta sağlam bir bilimkurgu havasında başlıyor fakat sonrasında birbirleriyle sorunları olan aile bireylerine odaklanmaya başlıyor. Bunu zayıf diyaloglar ve basmakalıp karakterlerle yaptığı için can sıkıcı bir hal alıyor.

Yeni vardıkları gezegende hayatta kalmaya çalışan Robinson Ailesi, diğer insanlarla karşılaşmaya başlayınca birbirlerinin değerini anlayıp yakınlaşmaya başlarlar diyorsunuz ama yine de olmuyor. Bir yanda yeni gezegen keşfi ve koloni oluşturma derdi varken, aile sorunlarının hepsinden daha büyük gösterilmesi biraz garip kaçıyor.

Ailenin Sevimli Robotu

Lost in Space ilerledikçe, diziye yeni karakterler de katılıyor fakat bu karakterler fazlasıyla basmakalıp. Özellikle dizinin kötü karakteri olan Dr. Smith’in neden kötü olduğunu bir türlü anlayamıyorsunuz. Sadece kötülük yapmaktan ve koloniyi kurmaya çalışan insanların arkasından iş çevirmekten hoşlanıyor. Asıl amacı ne, neden bunları yapıyor pek kestiremiyorsunuz. Sadece Robinsonların en küçüğü Will’in peşine takılan robotun kontrolünü ele almaya çalıştığını görebiliyoruz.

Evet, dizide bir de her soruna Deus Ex Machina efektleriyle katılan robotumuz var. Sadece Will Robinson’un sözünü dinleyen bu robot, akla gelebilecek her türlü ekipmana sahip. Robinson Ailesi’nin içine düştüğü her duruma hızır gibi yetişiyor. Yetişemediği yerde ise ailenin akıllı çocukları geniş bilgi dağarcıklarıyla aileyi kurtarıyor.

Burada rahatsız olduğum nokta klasik Amerikan filmlerindeki tekrar eden şemalar. Sorun belirir, bir ya da birkaç kişi bu sorunun göbeğindedir, çözüm bulunamaz, tam öldük derken beklenmedik bir yerden yardım gelir. Robinson Ailesi’nin çocukları bir anda “Süper Ajan Çocuklar Görevde” moduna geçip mevzuyu tatlıya bağlıyor. Olmadı mı? Şirin mi şirin ev robotumuz işi çözüyor.

Sonuç

Lost in Space, 1965 yılındaki orijinal dizinin ruhunu korumayı başarmış. Standart bir ailenin izleyebileceği, hepsini bir araya getirebilecek tüm özelliklere sahip. Anne-baba çıkmazından tutun da evdeki küçük çocukların hoşuna gidebilecek şapşallıklara, genç kitleyi çekecek romantizme kadar geniş bir anlatıma sahip. Durum böyle olunca işin içerisindeki bilimkurgu ögeleri tatsız bir hale geliyor. En başta ne izliyordum, şimdi ne izliyorum diye sık sık kendime sorar oldum.

Dizi genel kitleye başarıyla hitap edecek cinsten ama sağlam bilimkurgucu tayfayı ilk birkaç bölümden sonra sıkmaya başlayacağı kesin. Görsel alanda doyuruculuğa sahip olan Lost in Space, diğer alanlarda sınıfta kalıyor.

Amazon'un Yüzüklerin Efendisi Dizisi, Filmlerin Materyallerini Kullanabilecek
Han Solo Rotayı Cannes'a Çevirdi